$%
€%
£%
%
%
4168397฿%0.38892



Özgür Özel’in son açıklaması yalnızca bir siyasi tercih açıklaması değildir. Aynı zamanda Kürt siyasi hareketinin tarihsel gerçekliğini iki isim üzerinden karşı karşıya getirerek okuyan bir siyasi yaklaşımın ciddi biçimde sorgulanmasını gerektirmektedir.
Ancak burada mesele Özgür Özel’in kendi niyetini nasıl tarif ettiği değildir.
Asıl mesele, kullandığı siyasi dilin ne anlama geldiği ve nasıl bir siyasal sonuç üretmeye hizmet ettiğidir
Selahattin Demirtaş’ın özgürlüğünü savunmak elbette demokratik siyasetin meşru bir konusudur.
Demirtaş, Kürt siyasi hareketinin içinden yetişmiş, binlerce kadro ve siyasetçi arasından öne çıkmış, uzun yıllar siyaset yapmış, HDP Eş Genel Başkanlığı ve milletvekilliği görevlerinde bulunmuş değerli bir siyasetçidir.
Fakat Demirtaş’ın değerini yükseltmek için Öcalan’ı aşağıya çekmeye veya ikisini aynı siyasi terazinin iki kefesine koymak iyi niyetli siyasi bir açıklama değildir.
Çünkü mesele tam da burada düğümlenmektedir.
Öcalan ile Demirtaş aynı tarihsel ve siyasal konumda değildir.
Demirtaş, Kürt siyasi hareketi içerisinde yetişmiş ve demokratik siyaset alanında önemli bir temsil gücü kazanmış bir siyasetçidir.
Öcalan ise Kürt siyasi hareketinin tarihsel oluşumunda kurucu ve merkezi rol üstlenmiş, hareketin yönelimlerini ve siyasal paradigmasını uzun yıllar boyunca belirleyen öncü ve önder bir aktördür.
Bu farklılık bir hiyerarşi tartışması değildir.
Tarihsel gerçeklik tartışmasıdır.
Dolayısıyla bu iki ismi “hangisinin eve dönmesi sürece daha fazla katkı sağlar?” sorusunun içine yerleştirmek, onları aynı siyasal kategoriye sokarak birbirine alternatifmiş gibi konumlandırmaktır.
İşte itirazımız tam da bunadır.
Öcalan’ın tarihsel rolü ile Demirtaş’ın demokratik siyaset içerisindeki rolü birbirinin alternatifi değildir.
Birinin varlığı diğerinin değerini azaltmaz.
Birinin özgürlüğü diğerinin tarihsel rolünü ortadan kaldırmaz.
Birinin kazanımı diğerinin kaybı değildir.
O halde neden böyle bir karşılaştırmaya ihtiyaç duyuluyor?
Demirtaş’ın özgürlüğünü savunmak istiyorsanız savunun. Hukuki durumunu gündeme getirin.
AİHM ve AYM kararlarının uygulanmasını isteyin. Demokratikleşme talep edin.Bunların hepsi meşru ve tartışılması gereken konulardır.
Ama Demirtaş’ı savunmanın yolu onu Öcalan’ın karşısına yerleştirmek siyasi ince bir oyundur.
Çünkü Demirtaş’ın siyasi değerini Öcalan’la kurulan bir karşıtlık üzerinden tarif etmek, aslında Demirtaş’ın kendi tarihsel ve siyasal kimliğini küçültmektir.
Demirtaş’ın kendi başına bir siyasi değeri vardır.Tıpkı Leyla Güven’in, Figen Yüksekdağ’ın, Hatip Dicle’nin ve bu hareket içerisinde yıllarca emek vermiş binlerce insanın olduğu gibi.
Kürt siyasi hareketi birkaç isme indirgenemeyecek kadar büyük bir toplumsal ve siyasal birikime sahiptir.
Kimse Kürtlere “Öcalan mı, Demirtaş mı?” diye bir tercih dayatamaz.
Çünkü böyle bir tercih Kürtlerin değil, onları dışarıdan tanımlamaya çalışanların ürettiği bir algı yaratmaktır.
Türkiye’nin Kürt meselesini çözmekten, demokratikleşmeden ve yeni bir siyasi zeminden söz ettiği bir dönemde ortaya konulması gereken siyaset; Kürt siyasi hareketinin farklı aktörlerini birbirine karşı konumlandırmak değildir.
Tam tersine, farklı aktörlerin farklı rollerini doğru okuyabilmektir.
Özel’in açıklamasının yarattığı problem de tam olarak burada ortaya çıkıyor.
Çünkü kullanılan karşılaştırma, istemeden de olsa, Kürt siyasi hareketinin tarihsel ve güncel aktörleri arasında bilinçli bir tercih alanı yaratmaya yöneliktir.
Öcalan’ın konutunu konuşmak istemediğini söyleyebilirsiniz.
Demirtaş’ın evine dönmesini daha fazla önemsediğinizi söyleyebilirsiniz.
Fakat bunu “Öcalan’ın konutuna kavuşmasından ziyade Demirtaş’ın evine kavuşması” şeklinde kurduğunuz anda, iki farklı tarihsel rolü aynı denklem içerisinde karşı karşıya getirmiş olursunuz.
Siyasette kullanılan cümlelerin yalnızca niyetine değil, yarattığı etkiye de bakılır.
Bu nedenle mesele yalnızca “Özel kötü niyetli miydi?” sorusundan ibaret değildir.
Mesele, bu dilin Kürt siyasi hareketini nasıl konumlandırdığıdır.
Özgür Özel bugün yeni bir siyasi dönemin ve yeni bir parti liderliğinin temsilcisi olarak konuşuyor.
Tam da bu nedenle kendisinden beklenen, Türkiye’nin Kürt meselesine ilişkin eski siyasal refleksleri yeniden üretmek değil, yeni bir demokratik siyaset dili kurmaktır.
Çünkü Türkiye bu tartışmayı daha önce defalarca yaşadı. Bir aktörü diğerine karşı kullanmak…
Bir siyasi hareketin içerisindeki farklılıkları büyütmek…
Bir kesimi diğerinden ayırarak yeni siyasi hesaplar yapmak…
Bunların tamamı Türkiye’nin Kürt meselesiyle ilgili eski siyaset repertuvarının parçalarıdır.
Bugün bunun yeni isimlerle ve yeni cümlelerle yeniden üretilmesi, onu yeni siyaset yapmaz.
Eski yöntem yeni ambalajla sunulduğunda yine eski yöntemdir.
İşte Özgür Özel’in açıklamasına yönelik temel itiraz budur.
Kürt siyasi hareketinin kendi içerisinde farklı düşünceler, farklı siyasi aktörler ve farklı dönemlerin farklı temsil biçimleri vardır.
Bu çeşitlilik bir zayıflık değil, siyasi hayatın doğal sonucudur.
Demirtaş, Leyla Zana’dan Ahmet Türk’e, Orhan Doğan’dan Hatip Dicle’ye, İdris Baluken’den Osman Baydemir’e, Figen Yüksekdağ’dan Pervin Buldan’a, Aysel Tuğluk’tan Sebahat Tuncel’e uzanan ve isimlerini yazarsak uzayacak uzun bir siyasal birikimin içerisindengelmiş, bu hareketin binlerce kadrosu arasından öne çıkmış değerli bir siyasetçidir.”
Öcalan ise bütün bu tarihsel sürecin içerisinde ayrı ve merkezi bir tarihsel konuma sahip bir aktördür.
Bunları birbirinin alternatifi haline getirmek Kürt siyasetinin kendi gerçekliğini manipule etmektir.
Daha da önemlisi, Kürtlerin siyasi hafızasına dışarıdan bilinçli bir tercih dayatmak demektir.
Kürtler kendi tarihsel aktörlerini sizin kurduğunuz karşılaştırma cetveliyle değerlendirmek zorunda değildir.
Türkiye yeni bir çözüm ve demokratikleşme tartışmasının içindeyse, siyasetin görevi yeni fay hatları üretmek olmamalıdır.
Öcalan’ın tarihsel rolünü dar bir siyasi bilince getirmek ile Demirtaş’ın demokratik siyaset içerisindeki rolünü birbirine rakip hale getirmek iyi niyetli yaklaşım değildir,
Çünkü Kürt meselesi birkaç kişinin şahsi hikâyesinden çok daha büyüktür.
Bu mesele milyonlarca insanın siyasi, kültürel ve demokratik geleceğini ilgilendiren tarihsel bir meseledir.
Dolayısıyla Kürtlerin siyasal hafızasına dışarıdan “şu mu, bu mu?” diye seçenek dayatmak yerine, bu hafızayı doğru okumak gerekir.
Özgür Özel’in açıklamasının ortaya çıkardığı temel sorun da tam olarak budur:
Demirtaş’ın özgürlüğünü savunmak başka şeydir; Demirtaş ile Öcalan’ı birbirinin alternatifi gibi sunmak ise Demirtaş’ı desteklemek değil kösteklemektir.
Öcalan kendi tarihsel rolüyle değerlendirilmelidir.
Demirtaş, kendi siyasi mücadelesiyle değerlidir.
Özgür Özel’e ve bölgedeki siyasi temsilcilerine açık bir çağrımız var:
Kürt siyasi hareketinin tarihsel aktörlerini birbirine karşı konumlandırmayın.
Demirtaş’ın özgürlüğünü istiyorsanız açıkça isteyin.
Kürt siyasi hareketinin diğer aktörlerinin özgürlük ve demokratik haklarını savunuyorsanız savunun.
Öcalan’ın yürüttüğü sürecin demokratikleşmeye katkı sunmasını istiyorsanız bunu da açıkça söyleyin.
Ama bütün bunları birbirinin alternatifi haline getirmeyin.
Çünkü Kürtlerin siyasi hafızası bir siyasi partinin günlük hesaplarından çok daha büyüktür.
Hiç kimse Kürtlerin tarihsel aktörlerini kendi siyasi hesabına göre birbirine karşı dizmeye kalkmasın.
Kürtler “Öcalan mı, Demirtaş mı?” diye bir tercihe zorlanamaz.
Çünkü mesele bu değildir.
Mesele, farklı tarihsel rollerin doğru okunmasıdır.
Mesele, demokratik siyasetin bütün aktörlerinin aynı zeminde değerlendirilmesidir.
Mesele, Kürt siyasetini dışarıdan parçalamaya çalışmak değil, onun kendi tarihsel bütünlüğünü anlamaktır.
Ve bugün Türkiye’nin ihtiyacı olan siyaset;
“Böl, parçala, dağıt” mantığının yeni biçimleri değil; farklı aktörleri, farklı siyasi gelenekleri ve farklı toplumsal kesimleri aynı demokratik zeminde buluşturabilecek yeni bir siyasal akıldır.
Kürtlerin tarihsel mücadelesi, hiçbir siyasi liderin günlük siyasi hesabına sığdırılamayacak kadar büyüktür.
Mîr Hasan BEG

Amed Halkının Çoğunluğu; DTSO’nun Başında, Artık Mehmet Kaya’yı Görmek İstemiyor
1
SİVEREK’TE İŞ BİR CİNAYETİ…
8806 kez okundu
2
DİYARBAKIR’LI ŞEYH GÜZEL İLE BU ÇAĞIN CESUR YÜREKLİLERİ…
7107 kez okundu
3
“Savaş, Ölünce Değil; Düşmana Benzeyince Kaybedilir”
5544 kez okundu
4
DİNSİZ ZALİMLE DİLSİZ ŞEYTANIN UKRAYNA’DAKİ SAVAŞI…
4383 kez okundu
5
Öğretmen Patatesten Daha Değerli
3757 kez okundu
Diyarbakır Web Tasarım Ajansı