DOLAR

$%

EURO

€%

STERLİN

£%

GRAM ALTIN

%

ÇEYREK ALTIN

%

BİTCOİN

4199446฿%1.70152

İmsak Vakti a 02:00
Diyarbakır HAFİF YAĞMUR 15°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

DTSO SEÇİMİ VE KUZULARIN SESSİZLİĞİ

5 BİN 44 ŞİRKET… HAYIRDIR, BUNLAR NEYİN NESİ?

SANDIĞA İKİ GÜN KALA CEVAP BEKLEYEN SORULAR

Diyarbakır’da DTSO seçimine artık saatler kaldı. 3 Ekim’de sandık kurulacak.

Üyeler oylarını kullanacak; Meslek Komiteleri ve Meclis üyeleri belirlenecek. Sonraki aşamada DTSO’nun yönetim yapısı şekillenecek.

Geri sayım tamamlanmak üzere. Fakat sandığa saatler kala aklımda hâlâ aynı soru var:

26 bin 515 üyelik bir kurumda neden bu kadar sessizlik var?

İşte yazının başlığındaki “kuzuların sessizliği” tam da buradan geliyor.

Bu ifade DTSO üyelerini küçümsemek için değil; Diyarbakır ekonomisinin önemli bir bölümünü temsil eden böylesine büyük bir kurumda seçim yaklaşırken neden daha güçlü, görünür ve canlı bir rekabet ortaya çıkmadığını sorgulayan ironik bir ifade.

Sayı büyük. Peki bu sessizlik neden?

ÖNCE RAKAMLARA BAKALIM

Ortada şu rakamlar var: 26.515 toplam üye, 15.052 faal üye, 11.463 askıda üye, 9.946 seçme ve seçilme hakkına sahip üye ve 5.044 yeni kurulan şirket.

İlk bakışta 26 bin 515 çok büyük bir rakam. Ancak sandığa geldiğimizde tablo değişiyor. Seçme ve seçilme hakkına sahip olduğu belirtilen üye sayısı 9.946; yani toplam üyelerin yaklaşık yüzde 37,5’i.

Dolayısıyla DTSO’nun üye sayısını konuşurken kategorileri birbirine karıştırmamak gerekiyor. Asıl seçim tablosunu anlamak için 9.946 kişilik havuza bakmak gerekiyor.

Peki bu havuz nasıl oluştu? Meslek gruplarına göre dağılımı nasıl? Seçme hakkı olanlarla seçilme hakkı olanların ayrı ayrı sayıları nedir? Askıdaki 11.463 üyenin ekonomik profili nedir?

Bunlar teknik ayrıntı gibi görünebilir ama sandıkta kimin söz sahibi olduğunu anlamanın yolu buradan geçiyor.

Ve rakamların içinde bir başka ilginç sayı daha var: 5.044 yeni şirket!

5 BİN 44 ŞİRKET… HAYIRDIR, BUNLAR NEYİN NESİ?

Türkiye’nin dört bir yanında ekonomik sıkışıklığın konuşulduğu bir dönemdeyiz. İşletmeler yüksek maliyetlerden, finansmana erişim sorunlarından, faizlerden, borç yükünden ve ağır piyasa koşullarından söz ediyor.

Diyarbakır’da da ekonomik sorunların olmadığı söylenemez. Hal böyleyken karşımıza 5 bin 44 yeni şirket rakamı çıkıyorsa, bunu sorgulamak bir gazetecinin en doğal hakkıdır. Hatta görevidir.

Kimse yanlış anlamasın: Yeni şirket kurulmasına karşı değilim. Tam tersine, bu 5 bin 44 şirket gerçekten faaliyete geçmiş, üretim yapıyor, istihdam yaratıyor ve Diyarbakır ekonomisine katkı sunuyorsa bundan daha güzel ne olabilir?

O zaman anlatın. Ben de yazayım.

Ama gazetecilik tam burada başlıyor.

Bu 5 bin 44 şirket neyin nesidir? Hangi tarihlerde kuruldular? Hangi sektörlerde yoğunlaşıyorlar? Kaçı gerçekten faal? Kaçı üretim yapıyor? Kaçı istihdam sağlıyor? Kaçı ihracat yapıyor? Kaçı askıda? Ve seçim açısından asıl önemli soru: Bunların kaçı seçme hakkına sahip?

Kimse isim listesi istemiyor. Kişisel ve ticari bilgiler elbette ayrı mesele. Ama toplu istatistikler açıklanabilir.

Çünkü 5.044 şirket, 26.515 üyelik yapısının yaklaşık beşte biri. Bu küçümsenecek bir rakam değil.

Üstelik seçim sürecinin tam ortasında bu rakam önümüze konuluyorsa doğal olarak sorarım: Bu şirketlerin hikâyesi nedir?

Eğer ortada binlerce gerçek ve aktif yeni işletme varsa, bu ekonomik canlılıktır ve neden diyarbakıra yansımıyor. Ama rakamın içinde farklı kategoriler, faal olmayan işletmeler veya seçim hakkı bulunmayan yeni kayıtlar varsa, bunu da bilmek gerekir.

Çünkü bir rakamın büyüklüğü kadar içeriği de önemlidir. 5.044 rakamının hikâyesi henüz benim için tamamlanmış değil.

SONRA TAKVİME BAKIYORUM

İşte tam bu noktada mesele ekonomik rakamlardan çıkıp seçime geliyor. Çünkü sandığa artık saatler kaldı.

Seçim tarihi konusunda DTSO yönetimi, sürecin kendi tercihiyle belirlenmediğini; seçim kurulları ve mevzuatın belirleyici olduğunu söylüyor.

Seçim kurulunun görevini kimse tartışmıyor. Seçimin yargı gözetiminde yapılması zaten olması gereken şey.

Ama bu, DTSO yönetiminin seçim sürecindeki rolünü tartışılmaz hale getirmiyor.

Benim sorum basit: Bu süreç ne zaman başlatıldı? DTSO yönetimi ne zaman harekete geçti? İlçe Seçim Kurulu’na ne zaman başvuruldu? 3 Ekim tarihine hangi aşamalardan geçilerek gelindi? Ve neden seçim, yeni bir oluşumun hazırlanması açısından bu kadar sınırlı bir zaman dilimine sıkıştı?

İşte burada “YSK’yı gösterip konuyu kapatma” yaklaşımına itiraz ediyorum. Bana göre bu, topu taca atmaktır.

Kimse seçim kurulunu suçlamıyor. Ben DTSO yönetiminin kendi sürecini soruyorum.

Sandığın hakemi başka, maçı başlatan süreç başka.

Dolayısıyla “tarihi biz belirlemedik” demek bütün soruları ortadan kaldırmıyor. Tam tersine yeni bir soru doğuruyor:

Peki siz bu sürecin neresindeydiniz?

BASKIN SEÇİM TARTIŞMASI DA BURADA BAŞLIYOR

Ben 3 Ekim tarihinin hukuka aykırı olduğunu söylemiyorum. Böyle bir hüküm vermek ayrıca hukuki inceleme gerektirir.

Ben başka bir şeyi tartışıyorum: Bir seçim hukuken yapılabilir; fakat seçim takviminin oluşma biçimi demokratik rekabet açısından yine de sorgulanabilir.

Çünkü seçim sadece sandık değildir. Aynı zamanda hazırlanma süresidir.

Bir adayın ortaya çıkması, ekip kurması, meslek gruplarına ulaşması, üyelerle konuşması, kendini ve programını anlatması gerekir. Bütün bunlar için zaman gerekir.

İşte “baskın seçim” eleştirisi burada ortaya çıkıyor. Bu, “seçim hukuksuzdur” demek değildir. Soru şudur:

Takvim, yeni bir oluşumun gerçekten hazırlanıp üyeye ulaşmasına yeterli zamanı vermemek üzeremi kurgulandı?

Sandığa saatler kalmışken artık bu sorunun cevabını tartışmanın tam zamanı.

PEKİ, 26 BİN 515 ÜYENİN SESİ NEREDE?

Bütün bunların sonunda yine yazının başındaki sessizliğe dönüyorum.

Böylesine büyük bir üye tabanı var. Ama güçlü bir alternatif yarış neden görünür değil?

Bunun birçok nedeni olabilir: Belki mevcut yönetimden memnuniyet vardır. Belki yeni bir ekip kurmak kolay değildir. Belki adaylığın ekonomik ve kurumsal maliyeti vardır. Belki yıllar içerisinde oluşmuş ilişkiler yeni isimlerin ortaya çıkmasını zorlaştırıyordur. Belki üyeler seçimlere yeterince ilgi göstermiyordur.

Bunların hiçbirini peşinen söyleyemem. Ama tam da bu nedenle sorgularım.

Rakipsizlik tek başına başarı değildir. Rakipsizliğin nedenini anlamak gerekir.

BİR GÜN SAHAYA ÇIKIP SORUN

Ben bunun cevabını bulmanın basit bir yolu olduğunu düşünüyorum.

Mehmet Kaya ve ekibi bir gün toplu taşımaya binsinler. Bir kahvehaneye gitsinler. Sanayi sitesine girsinler. Küçük esnafın kapısını çalsınlar. İşletme sahipleriyle otursunlar.

Ve üç soru sorsunlar:

“DTSO’dan memnun musunuz?”

“Mevcut yönetimin devamını istiyor musunuz?”

“DTSO bugüne kadar sizin hangi somut sorununuzu çözdü?”

Sonra cevapları kamuoyuna açıklasınlar.

Çünkü 26 bin 515 üyeye sahip olmak başka şeydir; 26 bin 515 üyenin ne düşündüğünü bilmek başka şey.

KOLTUKTAN ÖNCE KURUMU KONUŞALIM

Burada tartışmayı kişiselleştirmek istemiyorum. Bir kişinin uzun süre görev yapması tek başına yanlış değildir.

Ancak hiçbir kurumun sürekli aynı anlayış etrafında dönmesi de sağlıklı bir tartışma konusu olmaktan çıkarılmamalıdır.

Uzun süre aynı kadroların yönetimde kalması; güç yoğunlaşması, denetimin zayıflaması, yeni kadroların önünün kapanması ve kurumla yönetimin özdeşleşmesi gibi riskler doğurabilir.

Bu nedenle mesele yalnızca bir kişinin yeniden aday olup olmaması değildir.

Mesele DTSO’nun nasıl bir kurumsal yapıya sahip olması gerektiğidir.

PİYASAYA DOKUNAN BİR DTSO MU?

Şimdi işin diğer tarafına bakalım.

Yönetime yakın olmayan, kendi halinde DTSO üyelerine hangi somut faydayı sağladı?

Ekonomik sıkıntı yaşayan kaç işletmenin yanında oldu? Kaç işletme proje desteğinden yararlandı? Kaç yeni yatırım gerçekleşti? Kaç yeni istihdam yaratıldı? Kaç işletme ihracata başladı? AR-GE ve destek mekanizmalarından kimler faydalandı? Ve bütün bunların ölçülebilir sonucu ne?

Çünkü bir ticaret ve sanayi odasının başarısı yalnızca toplantı salonlarında veya protokol fotoğraflarında ölçülmez.

Tüccarın, tacirin, ihracatçının, sanayicinin fabrikasında; işletmenin bilançosunda ve çalışanın ekmeğinde karşılığı olmalıdır.

İşte benim ve üyelerin görmek istediği de budur.

DTSO seçimlerine artık saatler kaldı. 3 Ekim’de sandık kurulacak ve sonuç neyse ortaya çıkacak.

Ama sandık kurulmadan önce sorulması gereken sorular var:

26 bin 515 üyenin gerçek ekonomik profili nedir?

9 bin 946 kişilik seçme-seçilme havuzu nasıl oluştu?

5 bin 44 yeni şirketin gerçek ekonomik karşılığı nedir?

Seçim süreci ne zaman başlatıldı?

3 Ekim tarihi neden bu kadar erken bir noktaya geldi?

Yeni bir oluşumun hazırlanması ve üyeye ulaşması için gerçekten yeterli zaman verilmek istenmedi mi?

Ve bütün bunların üzerinde: Bu seçim süreci gerçekten eşit bir rekabet zemini oluşturdu mu? Vicdanınız rahat mı?

Bu soruları sorduğumuzda hemen YSK’yı göstermek kolay. Ama YSK’yı sorumlu göstermek de doğru değil; seçim kurulunun rolü ile DTSO yönetiminin süreçteki rolü birbirinden ayrı. Benim sorum DTSO yönetiminin kendi sorumluluğuna ilişkin.

Çünkü ben sandığın hakemini tartışmıyorum. Ben maçın nasıl ve ne zaman başlatıldığını soruyorum.

Topu taca atmaya gerek yok.

Belgeleri ortaya koyun. Tarihleri açıklayın. Süreci anlatın. Sonra kamuoyu kendi değerlendirmesini yapsın.

Çünkü mesele sadece bir koltuk değil. Mesele Diyarbakır’ın en önemli ekonomik kurumlarından birinin nasıl yönetileceğidir.

Eğer 5 bin 44 yeni şirket gerçekten ekonomik canlılığın göstergesiyse, bunu da konuşalım. Eğer 9 bin 946 kişilik seçmen havuzu üyelerin gerçek iradesini temsil ediyorsa, onu da konuşalım. Eğer seçim takviminin oluşmasında her şey açık ve şeffafsa, onu da görelim.

Benim isteğim çok basit: Rakamların arkasındaki gerçeği bilmek. Sürecin arkasındaki gerçeği bilmek. Ve sandığa giden yolun nasıl döşendiğini bilmek.

Çünkü habercilik yalnızca alkışlamak değildir. Habercilik sormaktır.

Bazen de tek bir rakamın peşine düşüp koskoca bir hikâyeyi ortaya çıkarmaktır.

Şimdi herkesin önünde aynı soru var:

Üyeler neden bu kadar sessiz?

Koltuklar geçicidir.Kurumlar kalıcıdır.

Asıl söz, koltuklarda oturanların değil; o koltuklara getirenlerin olmalıdır.                                                                                                             Mîr Hasan BEG

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

AK Parti Diyarbakır İl Kadın Kolları Başkanlığına Didem Yekta Türkan Atandı

Diyarbakır Web Tasarım Ajansı

Diyarbakır Web Tasarım