$%
€%
£%
%
%
4195466฿%1.99695


Geçmişin dayanışmasını geleceğin ihtiyaçlarıyla nasıl buluşturabiliriz?
Bir toplumu anlamak için yalnızca şehirlerine, ekonomisine veya nüfusuna bakmak yeterli değildir. O toplumun aile ilişkilerine, komşuluklarına, dayanışma biçimlerine, geleneklerine ve insanlar arasındaki güven ilişkilerine de bakmak gerekir.
Çünkü toplum yalnızca kurumların oluşturduğu bir yapı değildir. Toplum, insanların birbirleriyle kurduğu ilişkilerin de toplamıdır.
Diyarbakır’ın Karacadağ yöresi ve çevresindeki toplumsal hayatı anlamaya çalışırken aileyi, akrabalığı, komşuluğu ve tarih boyunca oluşmuş yerel dayanışma biçimlerini birlikte değerlendirmek gerekir.
Fakat bugün önemli bir soruyla karşı karşıyayız:
Geçmişten gelen sosyal yapıları geleceğe nasıl taşıyacağız?
Çünkü hayat değişiyor.
Köylerden şehirlere göç artıyor. Gençler farklı şehirlerde ve ülkelerde eğitim görüyor. Kadınların eğitim ve çalışma hayatındaki görünürlüğü artıyor. Teknoloji, iletişim biçimlerimizi değiştiriyor.
Dolayısıyla geçmişin sosyal yapıları da bu değişim karşısında yeniden düşünülmek zorunda.
Mesele geçmişi reddetmek değildir.
Mesele, geçmişten geleceğe neyi taşıyacağımızı doğru belirleyebilmektir.
AİLE TOPLUMUN İLK HAFIZASIDIR
İnsan dünyaya geldiğinde karşılaştığı ilk sosyal çevre ailedir.
Sevgiyi, dayanışmayı, paylaşmayı, sorumluluğu ve birlikte yaşamayı büyük ölçüde aile içinde öğrenir.
Bu nedenle aile yalnızca biyolojik bir bağ değildir. Aynı zamanda kültürün, değerlerin ve toplumsal hafızanın aktarıldığı ilk mekândır.
Bayramlarda bir araya gelen aileler, düğünlerde ve taziyelerde kurulan ilişkiler, komşular arasında yapılan yardımlaşmalar toplumun görünmeyen bağlarını oluşturur.
Bu bağlar güçlü olduğunda toplum da güçlenir.
Ancak aile bağlarının güçlü olması, bireyin iradesinin yok sayılması anlamına gelmemelidir.
Sağlıklı aile, bireyi kendisine bağımlı kılan değil; ona güven veren ailedir.
Çocuğunun eğitimini destekleyen, gencin kendi geleceği hakkında söz sahibi olmasını sağlayan ve farklı düşüncelere saygı gösterebilen aile, toplumsal dayanışmanın da güçlü temelidir.
AŞİRETİ ANLAMAK, GEÇMİŞİ ANLAMAKTIR
Bölgemizin sosyal yapısından söz ederken aşiret olgusunu da önyargılardan uzak değerlendirmek gerekir.
Aşiretler, farklı dönemlerde farklı sosyal, ekonomik ve kültürel işlevler üstlenmiş tarihsel toplumsal yapılardır.
Bazı dönemlerde insanlar için dayanışma, güvenlik, yardımlaşma ve aidiyet alanı oluşturmuşlardır.
Ancak toplumsal yapılar zaman içerisinde değişir.
Bu nedenle aşiret olgusunu yalnızca olumlu veya yalnızca olumsuz bir kavramla açıklamak, toplumsal gerçekliğin tamamını görmemize engel olabilir.
Bugün yapılması gereken, insanları geçmişleri üzerinden birbirine karşı konumlandırmak değil; bu yapıların toplumsal hafızadaki yerini anlamaktır.
Çünkü geçmişi anlamak, geçmişte yaşamak değildir.
Geçmişi anlamak, bugünü daha doğru okuyabilmenin yollarından biridir.
DAYANIŞMA NEREDE BAŞLAR, STATÜKO NEREDE?
Geleneksel sosyal yapıların önemli özelliklerinden biri dayanışmadır.
Bir aile zor durumda kaldığında yanında olmak, bir cenazede acıyı paylaşmak, düğünde sevince ortak olmak, ihtiyaç sahibine destek olmak toplum açısından kıymetlidir.
Fakat her sosyal yapı gibi geleneklerin de zaman içerisinde yeniden değerlendirilmesi gerekir.
Bir uygulamanın geçmişte var olmuş olması, onun her şartta geleceğe aynen aktarılması gerektiği anlamına gelmez.
Toplum değişir.
İhtiyaçlar değişir.
İnsanların hak ve özgürlük anlayışları gelişir.
Bu nedenle gelenekleri değerlendirirken temel ölçümüz insan onuru, hukuk, adalet ve gönüllülük olmalıdır.
Dayanışmayı yaşatırken bireyin iradesini korumak mümkündür.
Aileyi güçlendirirken gençlerin kendi hayatları hakkında söz sahibi olmasını desteklemek mümkündür.
Kültürü korurken toplumun değişen ihtiyaçlarına cevap vermek mümkündür.
Gelenek ile değişim arasında mutlaka bir çatışma yaşanması gerekmez.
YENİ BİR DENGE MÜMKÜN
Karacadağ’ın toplumsal hafızasında aile, akrabalık, komşuluk ve dayanışma önemli bir yere sahiptir.
Bu mirası korumak değerlidir.
Ancak miras, yalnızca geçmişten kalanları muhafaza etmek değildir.
Mirası geleceğe taşımak, onun anlamını yeni kuşakların hayatında yeniden üretebilmektir.
Bugün ihtiyacımız olan şey geçmişi yok saymak değil; geçmişin güçlü taraflarını geleceğin ihtiyaçlarıyla buluşturmaktır.
Köklerimizi koruyabiliriz. Fakat geleceğin yolunu da açık tutabiliriz.
Belki de toplumsal dönüşümün ilk adımı tam burada başlıyor:
Aileyi korumak, dayanışmayı yaşatmak ve bireyin özgürlüğünü aynı anda savunabilmek.
Çünkü güçlü toplum, yalnızca insanların birbirine bağlı olduğu toplum değildir.
Güçlü toplum, insanların birbirine bağlı olurken birbirlerinin haklarına da saygı gösterdiği toplumdur.
Serinin ikinci yazısında şu soruya odaklanacağız:
Geleneklerimizi yaşatırken gençlerin ve kadınların değişen dünyasına nasıl alan açacağız?
Eğitimci – Araştırmacı Yazar Cengiz İZOL
Aile ve sosyal politikalar, toplumsal gelişim, sosyal dayanışma ve toplumsal barış alanlarında çalışan; Karacadağ’ın sosyal, kültürel ve tarihsel birikimi üzerine araştırma ve yazılar kaleme alan eğitimci ve araştırmacı yazar.
Baro Kimsenin Kariyer Basamağı Değildir!
1
SİVEREK’TE İŞ BİR CİNAYETİ…
8770 kez okundu
2
DİYARBAKIR’LI ŞEYH GÜZEL İLE BU ÇAĞIN CESUR YÜREKLİLERİ…
7106 kez okundu
3
“Savaş, Ölünce Değil; Düşmana Benzeyince Kaybedilir”
5544 kez okundu
4
DİNSİZ ZALİMLE DİLSİZ ŞEYTANIN UKRAYNA’DAKİ SAVAŞI…
4382 kez okundu
5
Öğretmen Patatesten Daha Değerli
3756 kez okundu
Diyarbakır Web Tasarım Ajansı