DOLAR

$%

EURO

€%

STERLİN

£%

GRAM ALTIN

%

ÇEYREK ALTIN

%

BİTCOİN

4149850฿%-0.31933

İmsak Vakti a 02:00
Diyarbakır AZ BULUTLU 22°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

Aileden Aşirete, Aşiretten Topluma

3

BEĞENDİM

ABONE OL

Geçmişin dayanışmasını geleceğin ihtiyaçlarıyla nasıl buluşturabiliriz?

Bir toplumu anlamak için yalnızca şehirlerine, ekonomisine veya nüfusuna bakmak yeterli değildir. O toplumun aile ilişkilerine, komşuluklarına, dayanışma biçimlerine, geleneklerine ve insanlar arasındaki güven ilişkilerine de bakmak gerekir.

Çünkü toplum yalnızca kurumların oluşturduğu bir yapı değildir. Toplum, insanların birbirleriyle kurduğu ilişkilerin de toplamıdır.

Diyarbakır’ın Karacadağ yöresi ve çevresindeki toplumsal hayatı anlamaya çalışırken aileyi, akrabalığı, komşuluğu ve tarih boyunca oluşmuş yerel dayanışma biçimlerini birlikte değerlendirmek gerekir.

Fakat bugün önemli bir soruyla karşı karşıyayız:

Geçmişten gelen sosyal yapıları geleceğe nasıl taşıyacağız?

Çünkü hayat değişiyor.

Köylerden şehirlere göç artıyor. Gençler farklı şehirlerde ve ülkelerde eğitim görüyor. Kadınların eğitim ve çalışma hayatındaki görünürlüğü artıyor. Teknoloji, iletişim biçimlerimizi değiştiriyor.

Dolayısıyla geçmişin sosyal yapıları da bu değişim karşısında yeniden düşünülmek zorunda.

Mesele geçmişi reddetmek değildir.

Mesele, geçmişten geleceğe neyi taşıyacağımızı doğru belirleyebilmektir.

AİLE TOPLUMUN İLK HAFIZASIDIR

İnsan dünyaya geldiğinde karşılaştığı ilk sosyal çevre ailedir.

Sevgiyi, dayanışmayı, paylaşmayı, sorumluluğu ve birlikte yaşamayı büyük ölçüde aile içinde öğrenir.

Bu nedenle aile yalnızca biyolojik bir bağ değildir. Aynı zamanda kültürün, değerlerin ve toplumsal hafızanın aktarıldığı ilk mekândır.

Bayramlarda bir araya gelen aileler, düğünlerde ve taziyelerde kurulan ilişkiler, komşular arasında yapılan yardımlaşmalar toplumun görünmeyen bağlarını oluşturur.

Bu bağlar güçlü olduğunda toplum da güçlenir.

Ancak aile bağlarının güçlü olması, bireyin iradesinin yok sayılması anlamına gelmemelidir.

Sağlıklı aile, bireyi kendisine bağımlı kılan değil; ona güven veren ailedir.

Çocuğunun eğitimini destekleyen, gencin kendi geleceği hakkında söz sahibi olmasını sağlayan ve farklı düşüncelere saygı gösterebilen aile, toplumsal dayanışmanın da güçlü temelidir.

AŞİRETİ ANLAMAK, GEÇMİŞİ ANLAMAKTIR

Bölgemizin sosyal yapısından söz ederken aşiret olgusunu da önyargılardan uzak değerlendirmek gerekir.

Aşiretler, farklı dönemlerde farklı sosyal, ekonomik ve kültürel işlevler üstlenmiş tarihsel toplumsal yapılardır.

Bazı dönemlerde insanlar için dayanışma, güvenlik, yardımlaşma ve aidiyet alanı oluşturmuşlardır.

Ancak toplumsal yapılar zaman içerisinde değişir.

Bu nedenle aşiret olgusunu yalnızca olumlu veya yalnızca olumsuz bir kavramla açıklamak, toplumsal gerçekliğin tamamını görmemize engel olabilir.

Bugün yapılması gereken, insanları geçmişleri üzerinden birbirine karşı konumlandırmak değil; bu yapıların toplumsal hafızadaki yerini anlamaktır.

Çünkü geçmişi anlamak, geçmişte yaşamak değildir.

Geçmişi anlamak, bugünü daha doğru okuyabilmenin yollarından biridir.

DAYANIŞMA NEREDE BAŞLAR, STATÜKO NEREDE?

Geleneksel sosyal yapıların önemli özelliklerinden biri dayanışmadır.

Bir aile zor durumda kaldığında yanında olmak, bir cenazede acıyı paylaşmak, düğünde sevince ortak olmak, ihtiyaç sahibine destek olmak toplum açısından kıymetlidir.

Fakat her sosyal yapı gibi geleneklerin de zaman içerisinde yeniden değerlendirilmesi gerekir.

Bir uygulamanın geçmişte var olmuş olması, onun her şartta geleceğe aynen aktarılması gerektiği anlamına gelmez.

Toplum değişir.

İhtiyaçlar değişir.

İnsanların hak ve özgürlük anlayışları gelişir.

Bu nedenle gelenekleri değerlendirirken temel ölçümüz insan onuru, hukuk, adalet ve gönüllülük olmalıdır.

Dayanışmayı yaşatırken bireyin iradesini korumak mümkündür.

Aileyi güçlendirirken gençlerin kendi hayatları hakkında söz sahibi olmasını desteklemek mümkündür.

Kültürü korurken toplumun değişen ihtiyaçlarına cevap vermek mümkündür.

Gelenek ile değişim arasında mutlaka bir çatışma yaşanması gerekmez.

YENİ BİR DENGE MÜMKÜN

Karacadağ’ın toplumsal hafızasında aile, akrabalık, komşuluk ve dayanışma önemli bir yere sahiptir.

Bu mirası korumak değerlidir.

Ancak miras, yalnızca geçmişten kalanları muhafaza etmek değildir.

Mirası geleceğe taşımak, onun anlamını yeni kuşakların hayatında yeniden üretebilmektir.

Bugün ihtiyacımız olan şey geçmişi yok saymak değil; geçmişin güçlü taraflarını geleceğin ihtiyaçlarıyla buluşturmaktır.

Köklerimizi koruyabiliriz. Fakat geleceğin yolunu da açık tutabiliriz.

Belki de toplumsal dönüşümün ilk adımı tam burada başlıyor:

Aileyi korumak, dayanışmayı yaşatmak ve bireyin özgürlüğünü aynı anda savunabilmek.

Çünkü güçlü toplum, yalnızca insanların birbirine bağlı olduğu toplum değildir.

Güçlü toplum, insanların birbirine bağlı olurken birbirlerinin haklarına da saygı gösterdiği toplumdur.

Serinin ikinci yazısında şu soruya odaklanacağız:

Geleneklerimizi yaşatırken gençlerin ve kadınların değişen dünyasına nasıl alan açacağız?

Eğitimci – Araştırmacı Yazar Cengiz İZOL

Aile ve sosyal politikalar, toplumsal gelişim, sosyal dayanışma ve toplumsal barış alanlarında çalışan; Karacadağ’ın sosyal, kültürel ve tarihsel birikimi üzerine araştırma ve yazılar kaleme alan eğitimci ve araştırmacı yazar.

Devamını Oku

Karacadağ: Bir Coğrafyanın Hafızasından Geleceğe

Karacadağ: Bir Coğrafyanın Hafızasından Geleceğe
2

BEĞENDİM

ABONE OL

Diyarbakır’ın Karacadağ yöresinden Türkiye’ye uzanan bir hafıza, kültür ve toplumsal barış düşüncesi

Geçmişin hatıralarını geleceğin imkânlarıyla buluşturmak… Kültürü korurken insanı, hukuku, adaleti ve toplumsal barışı merkeze almak… Karacadağ’ın hikâyesi henüz tamamlanmadı. Şimdi bu ortak hafızanın yeni sayfalarını birlikte yazma zamanı.

Cengiz İZOL / Köşe Yazısı

Bazı coğrafyalar yalnızca haritada bir yer değildir.

Onlar insanların çocukluğudur; büyüklerinden dinledikleri hikâyeler, düğünler, taziyeler, bayramlar, komşuluklar ve nesilden nesile aktarılan sözlerdir. Bazen bir dağın yamacındaki köy, bazen yıllardır söylenen bir türkü, bir coğrafyanın hafızasını taşır.

Karacadağ da böyle bir coğrafyadır.

Karacadağ’ı yalnızca bir dağ olarak görmek, taşıdığı anlamı eksik okumaktır. Başta Diyarbakır olmak üzere çevresindeki yerleşimlerle tarihî, kültürel ve toplumsal ilişkileri bulunan Karacadağ; insanıyla, gelenekleriyle, hikâyeleriyle, sevinçleriyle ve acılarıyla yaşayan bir hafızadır.

Bu hafıza, Diyarbakır’ın Karacadağ yöresinde yoğunlaşmakla birlikte Mardin ve Şanlıurfa’ya uzanan daha geniş bir kültürel çevre içinde de ele alınabilir.

Fakat Karacadağ’ın asıl değeri coğrafi sınırlarından çok, insanların kuşaktan kuşağa taşıdığı ortak hatıralarda, dayanışmada, komşulukta ve birlikte yaşama iradesinde saklıdır.

İnsan doğduğu topraktan uzaklaşabilir; fakat hafızasından kolay kolay uzaklaşmaz.

HAFIZA, GEÇMİŞTE YAŞAMAK DEĞİLDİR

Hafızayı korumak, geçmişi olduğu gibi muhafaza etmek değildir.

Asıl mesele, geçmişten geleceğe anlamlı bir köprü kurabilmektir.

Karacadağ’ın bugün üzerinde düşünmesi gereken konulardan biri de gelenek ile değişim arasında nasıl bir denge kurulacağıdır. Geçmişin değerleri geleceğe nasıl taşınacak, hangi gelenekler korunacak, hangi uygulamalar insan onuru, hukuk ve adalet anlayışı doğrultusunda yeniden değerlendirilecektir?

Toplumlar değişiyor.

Yaşam biçimleri dönüşüyor.

Kırsal yerleşimler farklılaşıyor.

Gençler eğitim ve iş imkânları için başka şehirlere, hatta farklı ülkelere yöneliyor.

Bütün bu değişime rağmen doğulan toprakla kurulan bağ varlığını sürdürüyor.

Bu nedenle mesele yalnızca geçmişi korumak değil; geçmişin değerlerinden güç alarak geleceğe yeni imkânlar açabilmektir.

GEÇMİŞİ BİLMEK, GELECEĞİ KURMAK

Karacadağ’ın geleceğini konuşurken gençlerin eğitimini, çocukların geleceğini, kadınların sosyal ve ekonomik hayattaki rolünü, kültürel mirası ve toplumsal dayanışmayı birlikte düşünmek gerekir.

Uyuşmazlıkların büyümeden çözülmesi, geçmişte yaşanan kırgınlıkların yeni kuşaklara aktarılmaması ve geleneklerin insan onuru, hukuk ve adalet anlayışıyla birlikte değerlendirilmesi önemlidir.

Çünkü bir toplumun gücü yalnızca nüfusu veya maddi imkânlarıyla değil, insanlar arasındaki güvenle de ölçülür.

Birbirinin acısına ortak olabilmek, sevincini paylaşabilmek ve farklılıklara rağmen ortak bir gelecek kurabilmek toplumsal hayatın en önemli dayanaklarındandır.

Karacadağ’da ortaya konulabilecek olumlu çalışmaların Mardin ve Şanlıurfa’daki benzer yerel tecrübelerle buluşması da mümkündür.

Ancak burada amaç herhangi bir yöreyi başka yörelere model olarak dayatmak değil; yerel değerlerden hareketle ortak çözümler üretme imkânını geliştirmektir.

GELENEK BİZE EMANET, GELECEK BİZE SORUMLULUKTUR

Kültür, geçmişten devralınan değerlerin yeni kuşaklar tarafından yeniden anlamlandırılmasıyla yaşar.

Bu nedenle gelenekleri korumak, geçmişi olduğu gibi tekrarlamak anlamına gelmez.

Değerli olanı korumak, insan onurunu merkeze almak ve toplumu geleceğe hazırlamak gerekir.

Karacadağ’ın geleceği açısından ihtiyaç duyulan yaklaşım da bu yönde olmalıdır:

Geçmişi inkâr etmeyen ama geçmişte yaşamayan; geleneği küçümsemeyen ama insanı merkeze alan; farklılıkları ayrışma değil ortak zenginlik olarak gören ve barışı günlük hayatın temel değerlerinden biri kabul eden bir anlayış.

Yerel kültür ile evrensel insan onurunu, hukuk ve adalet anlayışını karşı karşıya getirmek yerine birlikte düşünmek, geleceğe daha sağlam bir zemin hazırlayacaktır.

GENÇLER VE GELECEK

Karacadağ’ın yarınını konuşuyorsak, gençleri konuşmadan geleceği konuşamayız.

Bugünün çocukları ve gençleri yarının Karacadağ hikâyesini yazacaktır.

Onların hikâyesinde daha nitelikli eğitim, daha fazla fırsat, güçlü bir sosyal dayanışma ve adalet duygusu olmalıdır.

Gençler kendi kültürünü bilen ama dünyaya açık bireyler olarak yetişebilmelidir.

Kendi köklerinden güç alırken geleceklerini geçmişin sınırlarıyla sınırlamamalıdırlar.

Güçlü bir kültürel aidiyet ile nitelikli eğitim ve dünyaya açıklık birbirinin alternatifi değildir.

Tam tersine, kendi köklerini bilen gençlerin dünyaya daha özgüvenli bakabilmesi mümkündür.

Karacadağ’ın geleceğine yapılabilecek en önemli yatırımlardan biri, gençlerin bu imkânlara ulaşmasını sağlamaktır.

SÖZLÜ TARİH: GEÇMİŞİN SESİ

Karacadağ’ın hafızasını geleceğe taşımanın en önemli yollarından biri sözlü tarihe sahip çıkmaktır.

Bugün yaşlılarımızın hafızasında yaşayan bir hikâye, yarın başka hiçbir kaynakta bulunamayabilir.

Bir düğünün nasıl yapıldığı, bir taziyenin nasıl kurulduğu, insanların nasıl yardımlaştığı, bir köyün nasıl şekillendiği, aile ve komşuluk ilişkilerinin nasıl geliştiği…

Bunların her biri bir dönemin sosyal tarihine ışık tutar.

Bu anlatılar bilimsel, gönüllülük esasına dayalı ve etik yöntemlerle kayıt altına alındığında gelecek kuşaklara bırakılabilecek önemli bir kültürel arşive dönüşebilir.

Yaşlılarımızın anlatılarıyla gençlerimizin hayallerini aynı hafızada buluşturabilirsek, geçmiş ile gelecek arasında güçlü bir bağ kurabiliriz.

Bu çalışma zaman içinde Diyarbakır’ın yanı sıra Mardin ve Şanlıurfa’daki yerel anlatılarla da buluşabilir.

Böylece farklı yörelerin ortak ve farklı yönleri korunarak daha geniş bir kültürel hafıza oluşturulabilir.

BARIŞ, GELECEĞE BIRAKILABİLECEK EN DEĞERLİ MİRAS

Bir toplumun geçmişinde yaşanan anlaşmazlıklar da toplumsal hafızanın bir parçasıdır.

Fakat geçmişi bilmek, geçmişteki kırgınlıkları geleceğe taşımak anlamına gelmemelidir.

Geçmişten ders çıkarmak, benzer acıların yeni kuşaklar tarafından tekrar yaşanmamasına katkı sağlayabilir.

Uyuşmazlıkların büyümeden, hukukun ve gönüllülük esasının sınırları içinde, iletişim ve uzlaşma kültürüyle ele alınması önemlidir.

Burada temel alınması gereken yaklaşım açıktır:

Hiçbir geleneksel ilişki, hiçbir toplumsal bağ ve hiçbir arabuluculuk çabası hukukun yerine geçmemelidir.

Uzlaşma, tarafların özgür iradesine dayanmalı ve kişilerin haklarına saygı göstermelidir.

Toplumsal barış yalnızca büyük meselelerde konuşulacak bir kavram değildir.

Barış; bir kırgınlığı gidermekte, bir anlaşmazlığı büyümeden çözmeye çalışmakta, bir gencin önünü açmakta ve bir komşunun kapısını çalmakta başlar.

Karacadağ’dan hareketle geliştirilebilecek barış ve dayanışma anlayışının amacı geçmişi yargılamak değil; geçmişten ders çıkararak daha huzurlu, daha güvenli ve hukukun üstünlüğüne dayanan bir toplumsal hayatın imkânlarını güçlendirmektir.

KİMLİK, GEÇMİŞTEN KALAN DONMUŞ BİR FOTOĞRAF DEĞİLDİR

Kimlik, geçmişten bize miras kalan donmuş bir fotoğraf değildir.

Her kuşağın kendi hayatıyla yeniden anlamlandırdığı canlı bir hikâyedir.

Bu nedenle geçmişimizi korurken geleceğimizi de düşünmeliyiz.

Kültürümüzü yaşatırken çocuklarımızın eğitimini ihmal etmemeli; geleneklerimize sahip çıkarken insan onurunu, hukuku ve adaleti merkeze almalıyız.

Çünkü kültür, ancak yaşayan bir değer olduğu sürece geleceğe aktarılabilir.

KARACADAĞ’IN HİKÂYESİ HENÜZ TAMAMLANMADI

Karacadağ’ın hikâyesi geçmişte yazılmış ve tamamlanmış değildir.

Hikâye devam ediyor.

Bugünün çocukları ve gençleri bu hikâyenin yeni sayfalarını yazacak.

Bizim görevimiz onlara yalnızca geçmişi anlatmak değil, geleceği kurabilecekleri bir zemin bırakmaktır:

Daha güçlü bir eğitim ortamı, daha canlı bir kültürel hafıza, daha güçlü bir sosyal dayanışma, daha fazla fırsat, daha adil bir toplumsal düzen ve gelecek kuşaklara aktarılabilecek güçlü bir barış kültürü.

Belki de Karacadağ’ın geleceği için ortak cümlemiz şu olmalıdır:

Geçmişimizi bileceğiz, kültürümüzü yaşatacağız, insan onurunu koruyacağız, gençlerimizin önünü açacağız ve geleceğimizi birlikte inşa edeceğiz.

Bu yaklaşım; yerel kültürlerin korunması, toplumsal dayanışmanın güçlendirilmesi, gençlere fırsat oluşturulması ve barış kültürünün geliştirilmesi bakımından farklı yörelerde de karşılık bulabilecek ortak bir düşünceye dönüşebilir.

SON SÖZ: HAFIZADAN GELECEĞE

Karacadağ’ı konuşmak, aslında kendimizi konuşmaktır.

Nereden geldiğimizi, kim olduğumuzu, hangi değerleri taşıdığımızı ve çocuklarımıza nasıl bir gelecek bırakmak istediğimizi…

Bugün kendimize sormamız gereken soru belki de şudur:

Karacadağ’dan aldığımız mirası, yarının Karacadağ’ına nasıl taşıyacağız?

Bu sorunun cevabı tek bir kişinin, tek bir kurumun veya tek bir kuşağın vereceği bir cevap değildir.

Cevabı birlikte vereceğiz.

Çünkü Karacadağ yalnızca bir coğrafya değildir.

Karacadağ bir hafızadır.

Karacadağ bir aidiyettir.

Karacadağ bir kültürdür.

Karacadağ ortak bir hikâyedir.

Bu ortak hikâye, Diyarbakır’ın Karacadağ yöresinden başlayarak Mardin ve Şanlıurfa ile kesişen tarihî ve kültürel ilişkiler çerçevesinde daha geniş bir bölgesel perspektifte ele alınabilir.

Belki de asıl mesele budur:

Kendi yöremizin değerlerini korurken, ortak insanlık değerlerinden kopmadan geleceğe yürüyebilmek.

Karacadağ’ın hikâyesi yalnızca geçmişe ait değildir.

Bugünün sorumluluğudur.

Ve yarının umududur.

Geçmişten aldığımız mirası geleceğe taşıyacak olan bizleriz.

Karacadağ’ın hafızasını koruyarak, geleceğini birlikte inşa edeceğiz.

CENGİZ İZOL
Köşe Yazarı
Karacadağ Toplumsal Barış, Sosyal Gelişim ve Dayanışma Derneği Kurucu Başkanı

Cengiz İzol; Diyarbakır ve Karacadağ yöresinin kültürel hafızası, toplumsal dayanışma, eğitim ve birlikte yaşama kültürü üzerine çalışmalar yürüten; aile ve sosyal politikalar alanıyla ilgilenen, sahada edindiği deneyimleri toplumla paylaşan bir eğitimci ve toplum gönüllüsüdür.

Çalışmalarında Karacadağ’ın tarihî ve kültürel mirasının korunması, sözlü tarihin gelecek kuşaklara aktarılması, toplumsal dayanışmanın güçlendirilmesi, eğitim ve sosyal gelişimin desteklenmesi ile birlikte yaşama kültürünün geliştirilmesine odaklanmaktadır.

Saha deneyimlerinden ve toplumla kurduğu ilişkilerden hareketle; aile, sosyal dayanışma, eğitim, kültürel hafıza ve toplumsal barış alanlarında düşünce ve öneriler geliştirmektedir.

Karacadağ’ın geçmişini, bugününü ve geleceğini merkeze alan çalışmalarıyla yerel değerlerin korunmasına, kültürel hafızanın gelecek kuşaklara aktarılmasına ve toplumsal dayanışmanın güçlendirilmesine katkı sunmayı amaçlamaktadır.

Karacadağ Toplumsal Barış, Sosyal Gelişim ve Dayanışma Derneği’nin kurucu başkanıdır.

YAZARIN NOTU

Bu yazı, yazarın Karacadağ’ın kültürel hafızası, toplumsal dayanışma ve birlikte yaşama kültürüne ilişkin kişisel değerlendirmelerini içermektedir. Yazıda herhangi bir siyasi parti veya siyasi oluşum adına görüş beyan edilmemektedir.

Devamını Oku

Diyarbakır Web Tasarım Ajansı

Diyarbakır Web Tasarım