DOLAR

$%

EURO

€%

STERLİN

£%

GRAM ALTIN

%

ÇEYREK ALTIN

%

BİTCOİN

4038039฿%0.48421

İmsak Vakti a 02:00
Diyarbakır HAFİF YAĞMUR 19°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
  • Diyarbakır Haber
  • Yazarlar
  • Başörtüsü Siyasetinin İkilemi: Azerbaycan’a Millet Kardeşliği, Filistin’e Din Kardeşliği!

Başörtüsü Siyasetinin İkilemi: Azerbaycan’a Millet Kardeşliği, Filistin’e Din Kardeşliği!

Bir zamanlar başörtüsü, Türkiye siyasetinin en hararetli tartışmalarından biriydi. Meydanlarda başörtüsüne özgürlük eylemleri yapılırken, kürsülerden yasaklara karşı çıkılıyor, başörtülü kadınların eğitim hakkı üzerinden siyasi mücadele yürütülüyordu. Başörtüsü yalnızca bir kıyafet değil; inancın, kimliğin, özgürlüğün ve insan onurunun sembolü olarak anlatılıyordu.

Bugün ise Azerbaycan’da başörtülü öğrencilerin eğitim kurumlarına alınmadığına ilişkin haberler gündeme geliyor. Peki, geçmişte başörtüsü özgürlüğünü siyasi mücadelesinin merkezine yerleştiren bugünün iktidarı, benzer bir hak tartışması karşısında neden aynı kararlılıkla konuşmuyor?

Daha da önemlisi, Azerbaycan için “Tek millet, iki devlet” diyen; Filistin ve Gazze söz konusu olduğunda ise “din kardeşliği” söylemini öne çıkaran siyasi anlayışın, inanç ve özgürlük meselesindeki tutarlılığı nasıl değerlendirilmeli?

Mesele ne Azerbaycan’ı hedef almak ne de Filistin’e gösterilen dayanışmayı sorgulamaktır. Mesele, Dini siyasetin merkezine oturtanların siyasi çıkarlar değiştiğinde hak ve özgürlükler karşısındaki hassasiyetin de değişip değişmediğini sorgulamaktır.

Dün başörtüsü için meydanlarda olanlar, bugün iktidarda neden sessiz?

Bugün geçmişte bu yasaklara ‘‘din’’ bakış açısıyla karşı çıkanların Azerbaycan’daki gelişmeler karşısındaki tutumu da aynı ölçütle değerlendirmelidirler.

Azerbaycan’da okul kıyafeti düzenlemeleri çerçevesinde başörtülü öğrencilerin sınıflara alınmadığına ilişkin haberler, din ve vicdan özgürlüğü ile eğitim hakkı bakımından ciddi sorular doğuruyor. Ankara’nın resmî söyleminde Azerbaycan’la ilişkileri gözeten temkinli bir yaklaşım öne çıkıyor.

Elbette devletlerarasındaki ilişkilerde diplomatik hassasiyetler vardır. Lakin geçmişte bir hakkı güçlü biçimde özellikle dini referansla savunmuş olan bugünün siyasi iktidarı, aynı hak başka bir ülkede tartışma konusu olduğunda hangi ilkeleri esas aldığını resmi politikasını açıklaması ve iktidara taşıyan geçmişine sahip çıkması beklenir.

Çünkü özgürlük, yalnızca savunulması siyasi açıdan avantajlı olduğunda hatırlanacak bir değer değildir.

Bir hak, siyasi bedeli olmadığı zaman savunuluyorsa bunun adı ilkesel tutarlılık mıdır, yoksa siyasi tercihe bağlı bir söylem midir?

Azerbaycan’a “Tek millet, iki devlet”, Filistin’e “din kardeşliği”

Türkiye’nin Azerbaycan’la ilişkileri “Tek millet, iki devlet” sözüyle ifade ediliyor. Bu söylem, iki ülke arasındaki tarihsel, kültürel, dilsel, dinsel ve siyasi yakınlığı anlatıyor.

Filistin ve Gazze söz konusu olduğunda ise Türkiye’deki siyasi söylemde din kardeşliği, ümmet bilinci ve Müslüman halklarla dayanışma vurgusu öne çıkıyor. Neden Azeriler ümmetin evlatları değimlidir?

Her iki yaklaşımın da kendi tarihsel ve toplumsal temelleri olabilir. Ancak burada gözden kaçırılmaması gereken bir nokta bulunuyor: Bu söylemler, insan hakları karşısındaki sorumluluğu ortadan kaldırmaz.

Azerbaycan için “Tek millet, iki devlet” diyen bir siyasi anlayış, kardeşlik ilişkilerini yalnızca stratejik ve diplomatik çıkarlar üzerinden mi değerlendirmelidir? Bu yakınlık, gerektiğinde karşılıklı saygı çerçevesinde ve diplomatik bir dille hak ve özgürlükler konusunda resmi görüş bildirebilmeyi de kapsamalıdır.

Dini siyaset merkezine oturtanların Azerbaycan’ın egemenliğine saygı göstermekle birlikte, oradaki her uygulamayı eleştiriden muaf tutmak anlamında görmemelidir. İki ülke arasındaki dostluk, insan hakları konusunda soru sormayı veya kaygı belirtmeyi yasaklayan bir ilişki biçimine dönüşmemelidir.

Aynı şekilde Filistin halkına din kardeşliği üzerinden dayanışma göstermek de dinî özgürlükleri yalnızca belirli coğrafyalarda savunmak için gerekçe olamaz.

Millet kardeşliği siyasi eleştiriyi yasaklamaz; din kardeşliği de insan haklarını seçici biçimde savunmayı haklı çıkarmaz.

Burada Azerbaycan ile Filistin’in koşullarını birbirine eşitlemekten söz etmiyorum. İki coğrafyanın tarihleri, siyasi koşulları ve yaşadıkları sorunlar farklıdır. Sorgulanan, Türkiye’deki iktidarın her iki konuda kullandığı söylemler ile hak ve özgürlükler karşısındaki yaklaşımıdır.

Gazze için yükselen vicdan, Bakü için de konuşabilmeli

Gazze’deki insani dram karşısında ses yükseltmek, sivillerin yaşam hakkını savunmak ve Filistin halkının uğradığı haksızlıklara karşı çıkmak son derece önemli bir meseledir.

Ancak insan haklarının evrenselliği, yalnızca belirli bir halkın acısı karşısında değil, farklı koşullarda ortaya çıkan hak ihlalleri karşısında da sınanır.

Gazze’de insanların yaşam hakkı savunuluyorsa, başka yerlerde insanların eğitim hakkı da savunulmalıdır. Filistin halkının onuru ve özgürlüğü önemseniyorsa, başka coğrafyalardaki insanların din ve vicdan özgürlüğü de aynı insan hakları anlayışı içinde değerlendirilmelidir.

Burada soruguladığım, Gazze için neden konuşulduğu değil; Gazze için savunulan adalet anlayışının Bakü’deki başörtüsü tartışması karşısında neden aynı açıklıkla ifade edilmediğidir.

Bir insanın başörtüsü nedeniyle eğitim hakkının kısıtlanması, yalnızca dinî bir tartışma değildir. Aynı zamanda eğitim hakkı, ayrımcılık yasağı ve bireysel özgürlükler meselesidir.

Bu nedenle Türkiye’de dinî değerleri siyasi söyleminin merkezine yerleştiren bir iktidarın, Azerbaycan’daki bu tartışmaya resmi yaklaşımı kamuoyu tarafından bilinmelidir.

Gazze’ye sahip çıkmakla Azerbaycan’daki öğrencilerin haklarını savunmak arasında bir tercih yapmak zorunda olmasanızda. İki mesele de kendi koşulları içinde değerlendirilmeli; insan hakları ilkeleri her ikisinde de göz önünde tutulmalıdır.

İnanç mı, siyasi çıkar mı?

İşte asıl tartışma burada başlıyor.

Geçmişte başörtüsü yasaklarına karşı mücadele eden bir siyasi hareket, bu mücadeleyi din ve vicdan özgürlüğü üzerinden temellendirmişse ve iktidarda ise bugün de aynı özgürlüğün evrenselliğini savunmalıdır.

Azerbaycan’la ilişkilerin zarar görmemesi için diplomatik bir dil tercih edilebilir. Ancak temel haklar konusundaki ilkelerin belirsizleşmesini gerektirmez.

Aksi hâlde kamuoyunun şu soruyu sorması kaçınılmazdır: Başörtüsü özgürlüğü gerçekten evrensel bir hak olarak mı savunulmuştur, yoksa belirli bir dönemin siyasi mücadelesinin parçası olarak mı öne çıkarılmıştır?

Siyasi iktidarlar, yalnızca geçmişte söyledikleri sözlerle değil, bugün karşılaştıkları sınavlarda ortaya koydukları tutumlarla da değerlendirilir.

Dinî değerleri savunduğunu söyleyen bir iktidarın sorumluluğu, yalnızca kendi seçmeninin hassasiyetlerine cevap vermek değildir. Aynı zamanda bu değerlerin siyasi çıkarlarla çatıştığı durumlarda da ne ölçüde korunabildiğini göstermektir.

İnanç, siyasi çıkarlarla çatıştığında sessizliğe terk ediliyorsa, sorgulanması gereken insanların inancı değil, siyasetin ilkesel tutarsızlığıdır.

Özgürlük, yalnızca bizim gibi düşünenlerin hakkı değildir

Başörtülü bir kadının inancını yaşama hakkı ne kadar önemliyse, başını örtmek istemeyen bir kadının tercihi de o kadar önemlidir. İnançlı bir öğrencinin eğitim hakkı korunmalıdır; aynı şekilde farklı inançlara sahip olanların ve hiçbir dine inanmayanların hakları da güvence altında olmalıdır.

Benim için mesele, yalnızca başörtüsünü savunmak değildir. Mesele, insanların kendi hayatları hakkında karar verebilme özgürlüğünü kabul etmektir.

Başörtülü öğrenciyi eğitimden dışlayan bir uygulama nasıl sorgulanmalıysa, başörtüsü takmayan kadınları inançları veya tercihleri nedeniyle baskı altına alan anlayış da aynı şekilde sorgulanmalıdır.

Özgürlük, bir siyasi hareketin kendi toplumsal kesimi için talep ettiği ayrıcalık değildir. Herkes için geçerli olması gereken bir haktır.

Türkiye’deki dinî muhafazakâr çevrelerin tamamını aynı tutum içinde değerlendirmek de doğru olmaz. Azerbaycan’daki uygulamayı eleştiren farklı siyasi ve toplumsal aktörler vardır. Bu nedenle eleştirinin hedefi, bütün bir inanç topluluğu değil; belirli siyasi tutumlar ve bu tutumların ortaya çıkardığı sorundur.

Ancak dinî söylemi siyasal iktidarının önemli bir dayanağı hâline getiren bir yönetimin, savunduğu ilkeler konusunda topluma karşı daha güçlü bir açıklama sorumluluğu bulunmaktadır.

2 devlet tek millet söylemi, adaletin önüne geçmemeli

Azerbaycan için “Tek millet, iki devlet” diyen; Filistin için din kardeşliğini öne çıkaran Türkiye’deki siyasi iktidarın önünde açık bir soru duruyor:

Başörtüsü özgürlüğü, yalnızca Türkiye’deki siyasi mücadelenin konusu olduğu zaman mı önemlidir? Yoksa aynı özgürlük, diplomatik ilişkilerin hassaslaştığı başka bir ülkede de savunulması gereken temel bir hak mıdır?

Azerbaycan’la dostluk ilişkilerini korumak elbette mümkündür. Filistin halkıyla dayanışma göstermek de mümkündür. Ancak bu iki ilişki biçimi, insan haklarını değerlendirmek için kullanılan ortak ölçütleri ortadan kaldırmamalıdır.

Çünkü dostluk, her uygulamayı onaylamak değildir. Din kardeşliği, yalnızca kendi tabanından olanların haklarını savunmak değildir. İnanç da siyasi çıkarların uygun gördüğü yerde hatırlanacak bir söyleme indirgenmemelidir.

Gazze’de dini hassasiyetle adalet istemek başka yerlerde adaleti görmezden gelmeyi gerektirmez. Bakü’de başörtülü öğrencilerin eğitim hakkını savunmak, Azerbaycan’ın egemenliğini reddetmek anlamına da gelmez.

Aşağıda ki sorularımın muhatabı Azerbaycan devleti halkı ve Filistin halkı da değildir. Muhatap, kendi siyasi söylemini ve geçmişte savunduğu değerleri bugün de tutarlı biçimde savunması beklenen iktidardır.

Dün başörtüsü için özgürlük isteyenler, bugün de aynı özgürlüğün arkasında durabiliyor mu? Azerbaycan’la kardeşlik söylemini kullananlar, bu kardeşliğin hak ve özgürlükler konusunda ne anlama geldiğini açıklayabiliyor mu? Filistin için din kardeşliğini vurgulayanlar, adaleti evrensel bir ilke olarak ele alabiliyor mu?

Çünkü inancın samimiyeti, yalnızca ne zaman konuştuğumuzla değil, konuşmanın siyasi açıdan zorlaştığı zamanlarda ilkelerimizden vazgeçmememizle ölçülür.

Adalet, yalnızca işimize geldiği için talep edildiğinde eksik kalır. Özgürlük, yalnızca siyasi çıkarlarımızla örtüştüğünde savunulduğunda anlamını yitirir.

Ve insan hakları, ancak herkes için savunulduğunda gerçekten evrensel olur.

Dün başörtüsü siyasi mücadeleye güç kazandırırken temel bir hak olarak savunuluyor, bugün ise diplomatik ilişkileri zorlayabileceği düşüncesiyle geri plana itiliyorsa sorun başörtüsünde değil, siyasetin tutarsızlığındadır.

İnanç ve kardeşlik söylemleri siyasi kazanç sağladıkları zaman hatırlanıp zor zamanlarda geri çekiliyorsa geriye ilkeler değil, siyasi hesaplar kalır. Bir dava savunucusunun sınavı, yalnızca kendi çıkarına uygun olduğunda konuşmak değil; savunduğu değerleri zorlandığında da açıklıkla sahiplenmektir.

Çünkü ilke, çıkarla çatıştığında terk ediliyorsa artık ilke olmaktan çıkar; süslü siyasi söyleme dönüşür.

MîrHasan BEG

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

ODA SEÇİMLERİNİ BAŞKAN SÜMER’E SORDUM

Diyarbakır Web Tasarım Ajansı

Diyarbakır Web Tasarım