47,3794$% 0.14
53,9466€% -0.09
63,2658£% -0.16
%
%
3031310฿%-1.7



Birinci dünya Savaşı’nın dumanı tüterken, 1916 yılında iki diplomat, cetvellerini haritanın üzerine koydu. Biri İngiliz Mark Sykes, diğeri Fransız François Georges-Picot idi. Çizdikleri çizgiler yalnızca sınır değildi; halkların kaderine vurulan mühürdü.
Aradan yüz yılı aşkın zaman geçti.
Haritalar değişti.
Devletler değişti.
Teknoloji değişti.
Fakat değişmeyen tek şey, Ortadoğu’nun dünyanın en büyük jeopolitik satranç tahtası olmasıdır.
Bugün kimse cetvelle sınır çizmiyor.
Bunun yerine enerji boru hatları çiziliyor.
Limanlar satın alınıyor.
Askerî üsler kuruluyor.
Siber ağlar kontrol ediliyor.
Yaptırım listeleri hazırlanıyor.
Artık savaşlar haritaları değil, ekonomileri ve devletlerin hareket alanını yeniden şekillendiriyor.
İngiliz İmparatorluğu gerçekten bitti mi?
Sıkça dile getirilen “İngiltere Ortadoğu’dan çekildi” söylemi eksik bir okumadır.
Peki, gerçekten ne oluyor?
İngiltere gerçekten Ortadoğu’ndan çekildi mi?
Yoksa yalnızca görünmez olmayı mı tercih etti?
Evet, Londra artık Osmanlı sonrası dönemde olduğu gibi doğrudan manda yönetimleri kurmuyor. Ancak bu, etkisinin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.
İngiltere bugün daha çok:
.
Yani eski sömürge düzeninden, dolaylı nüfuz düzenine geçmiştir.
İngiltere’nin Yerini ABD mi aldı?
Büyük Ölçüde Evet.
1945 sonrasında küresel güç dengesi değişti.
1956’daki Süveyş Krizi bunun dönüm noktalarından biri oldu. İngiltere ve Fransa’nın Mısır’a müdahalesi, ABD’nin baskısıyla sona erdi. Bu olay birçok tarihçi tarafından, İngiliz-Fransız Ortadoğu üstünlüğünün gerileyişini ve ABD’nin bölgedeki lider konumunun yükselişini simgeleyen kırılma olarak değerlendirilir.
Soğuk Savaş boyunca ABD;
.
Dolayısıyla İngiltere tamamen çekilmedi; ancak lider aktör olmaktan çıkıp daha çok ABD’nin en yakın stratejik ortaklarından biri konumuna evrildi.
Yeni oyuncular kim?
Artık oyun üç büyük küresel güç arasında oynanıyor.
ABD askerî üstünlüğünü korumaya çalışıyor.
Çin ekonomik koridorlar, liman yatırımları ve enerji ticaretiyle etkisini artırıyor.
Rusya ise askerî ve diplomatik araçlarla denge siyaseti izleyerek nüfuzunu sürdürmeye çalışıyor.
Ortadoğu artık tek bir gücün kontrol ettiği bir coğrafya olmaktan ziyade, çok kutuplu rekabetin merkezlerinden biri hâline gelmiştir.
İran neden bu kadar önemli?
Çünkü İran yalnızca bir devlet değildir.
Hürmüz Boğazı’na hâkim konumu, enerji kaynakları, bölgesel vekil ağları ve Avrasya bağlantıları nedeniyle küresel güç rekabetinde önemli bir düğüm noktasıdır.
Bu nedenle İran üzerinde yaşanan her kriz;
Petrol fiyatlarını, Küresel enflasyonu, Deniz ticaretini, Avrupa’nın enerji güvenliğini, Çin’in enerji tedarikini, Rusya’nın stratejik hesaplarını aynı anda etkiliyor.
Yeni Sykes–Picot gerçekten var mı?
Bugün kamuoyuna açık biçimde hazırlanmış yeni bir gizli paylaşım anlaşmasına dair güvenilir kanıt bulunmamaktadır.
Ancak birçok analist şu soruyu soruyor:
Sınırlar değişmese bile, nüfuz alanları yeniden mi çiziliyor?
Bu sorunun cevabı büyük ölçüde “evet” yönündedir.
Çünkü artık paylaşım;
Bir zamanlar cetvelle çizilen sınırlar, bugün algoritmalarla, enerji hatlarıyla ve finansal ağlarla yeniden tanımlanıyor.
Sorulması gereken soru artık “Ortadoğu kimin olacak?” değildir.
Asıl soru şudur:
Yenidünya düzeninde Ortadoğu, büyük güçlerin rekabet sahası olmaya devam mı edecek; yoksa bölge halkları kendi geleceklerini dış müdahalelerden bağımsız biçimde belirleyebilecekleri daha istikrarlı bir düzene ulaşabilecek mi?
Bu soru, önümüzdeki yılların en önemli jeopolitik tartışmalarından biri olmaya adaydır.
Dört Devlet Arasında Yaşayan Kürtler Ne Yapmalı?
Ortadoğu’nun en büyük paradokslarından biri şudur:
Türklerin Türkiye’si,
Arapların onlarca devleti,
Parseklerin İran’ı vardır.
Fakat milyonlarca Kürt; Türkiye, İran, Irak ve Suriye arasında bölünmüş bir coğrafyada yaşamaktadır. Bu tarihsel durum, siyasal temsil, kültürel haklar ve kimlik tartışmalarını bölgenin en kalıcı meselelerinden biri hâline getirmiştir.
Böylesi karmaşık bir jeopolitik denklemde en büyük hata, büyük güçlerin kısa vadeli hesaplarını kendi uzun vadeli kaderi sanmaktır.
Tarih, dış güçlerin desteğinin çoğu zaman kendi stratejik çıkarlarıyla sınırlı olduğunu; bölgesel aktörlerin ise değişen dengelere göre pozisyon alabildiğini defalarca göstermiştir. Bu nedenle kalıcı kazanımların temel dayanağı, toplumun kendi kurumsal kapasitesi ve demokratik örgütlenmesidir.
Bu çerçevede dört ülkede yaşayan Kürtler açısından öne çıkan bazı ilkeler şunlar olabilir:
En Önemli Gerçek Şudur:
Kürtlerin geleceğini ne Washington tek başına belirleyebilir, ne Moskova, ne Londra, ne Pekin. Büyük güçler gelir, çıkarları değişir ve politikalarını yeniden şekillendirir. Kalıcı olan ise bölgenin halkları ve onların birlikte kuracağı siyasal ve toplumsal düzen olacaktır.
Çünkü jeopolitikte dostluklar değil, çıkarlar kalıcıdır; buna karşılık halkların geleceğini uzun vadede belirleyen unsur, demokratik kurumlar, hukuk ve toplumsal dayanışmadır.
(Not: Bu yazı, derleme olarak yazılmıştır.)
Mîr Hasan BEG

Sorun; Kürd Halkını Sorun Olarak Gören Zihniyettir
1
SİVEREK’TE İŞ BİR CİNAYETİ…
8104 kez okundu
2
DİYARBAKIR’LI ŞEYH GÜZEL İLE BU ÇAĞIN CESUR YÜREKLİLERİ…
7027 kez okundu
3
“Savaş, Ölünce Değil; Düşmana Benzeyince Kaybedilir”
5532 kez okundu
4
DİNSİZ ZALİMLE DİLSİZ ŞEYTANIN UKRAYNA’DAKİ SAVAŞI…
4333 kez okundu
5
Öğretmen Patatesten Daha Değerli
3746 kez okundu
Diyarbakır Web Tasarım Ajansı