45,0711$% 0.05
52,9445€% 0.22
61,0778£% 0.28
%
%
3497742฿%1.81364



Özel Haber: Eren DALGIÇ
Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde iç sularda uygulanan av yasağına rağmen, sazan ve sazan türü balıkların hem avlandığı hem de satışa sunulduğu yönünde ciddi iddialar gündeme geliyor.
Baraj gölleri ve nehir hatlarında yapılan denetimlerin yetersiz olduğu öne sürülürken, yasağa rağmen sürdürülen avcılık faaliyetleri ekosistem açısından risk oluşturuyor.
Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından yayımlanan 6/2 numaralı Amatör (Sportif) Amaçlı Su Ürünleri Avcılığını Düzenleyen Tebliğ (Sirküler) kapsamında, iç sularda sazan, yayın ve benzeri türler için 1 Nisan – 1 Temmuz tarihleri arasında avlanma yasağı uygulanıyor. Bu dönem, balıkların üreme sürecini kapsadığı için türlerin devamlılığı açısından kritik önem taşıyor.
Ancak sahadan gelen bilgiler, görüntüler, bu kurallara büyük ölçüde uyulmadığını ortaya koyuyor. Özellikle Diyarbakır’da bugün herhangi bir balık satış noktasına, semt pazarına ya da yol kenarında kurulan tezgâhlara gidildiğinde, sazan ve sazan türü balıkların rahatlıkla satışa sunulduğu görülüyor.
Yasağın yürürlükte olduğu bir dönemde bu balıkların bu denli açık ve yaygın şekilde satılması, kaçak avcılığın sistematik hale geldiğini gözler önüne seriyor. Bu tablo, sadece bireysel ihlallerle açıklanamayacak kadar geniş bir soruna işaret ederken, denetim mekanizmalarının sahada yeterince işlemediği yönündeki eleştirileri de güçlendiriyor.
Uzmanlara göre bu durum, yalnızca kurallara uymayan avcıların değil, aynı zamanda denetim sorumluluğu bulunan yetkili kurumların da ciddi bir zaaf içinde olduğunu ortaya koyuyor. Yasağa rağmen tezgâhlarda açıkça satılan bu türlere yönelik etkin bir müdahalenin yapılmaması, hem caydırıcılığın ortadan kalkmasına hem de ihlallerin normalleşmesine neden oluyor.
“BU SADECE BİR İHLAL DEĞİL, DOĞAYA ZARAR”
Konuya ilişkin Diyarbakır Haber’e değerlendirmelerde bulunan Diyarbakır Sportif Olta Balıkçılığı ve Doğal Yaşamı Koruma Derneği Başkanı Mehmet Okur, yasağın yalnızca bir kural değil, doğayı korumaya yönelik hayati bir mekanizma olduğunu vurguladı:
“Av yasağı dönemleri, balıkların üreme sürecini güvence altına almak için vardır. Bu dönemde yapılan avcılık, sadece bir kural ihlali değil, doğrudan gelecek yılların balık popülasyonuna zarar vermektir.”
Okur, özellikle sazan türlerinin üreme döneminde yakalanmasının stokları ciddi şekilde azalttığını belirterek, bu durumun uzun vadede iç sularda geri dönülemez kayıplara yol açabileceğine dikkat çekti.
“Bugün göz yumulan her ihlal, yarın bu sularda balık bulamamamız anlamına gelir. Hem amatör hem de ticari avcılıkta bilinç ve denetim birlikte yürümeli.”
Dernek olarak yasak dönemlerinde ilgili kurumlarla koordinasyon içinde çalıştıklarını da belirten Okur, özellikle Tarım ve Orman İl Müdürlüğü ile sahada iletişim halinde olduklarını ancak mevcut denetimlerin yetersiz kaldığını ifade etti:
“Bizler sahada elimizden geleni yapıyoruz, ilgili kurumlarla da koordinasyon içindeyiz. Ancak mevcut tablo, denetimlerin yeterli olmadığını açıkça gösteriyor.”
Çözüm önerilerine de değinen Okur, denetimlerin özellikle satış noktalarına yoğunlaştırılması gerektiğini vurguladı:
“Bu süreçte sadece avcılığı değil, satış ayağını da hedef almak gerekiyor. Semt pazarları, balık satış noktaları ve yol kenarı tezgâhları bu dönemde sıkı şekilde denetlenmeli. Ayrıca şehrin giriş ve çıkış noktalarında görev yapan kolluk kuvvetlerinin de bu tarihler arasında daha duyarlı olması, kaçak balık taşınmasının önüne geçilmesi açısından kritik.”
Okur, yasağın ancak etkin denetim ve toplumsal bilinçle anlam kazanacağını belirterek, tüm kurumları daha aktif sorumluluk almaya çağırdı.
DENETİM VE BİLİNÇ ÇAĞRISI
Sahadaki tablo, av yasağının büyük ölçüde kâğıt üzerinde kaldığını gösteriyor. 1 Nisan – 1 Temmuz tarihleri arasında yürürlükte olan yasağa rağmen, sazan ve benzeri türlerin hem avlanmaya hem de açık şekilde satılmaya devam etmesi, denetim mekanizmalarının yeterince işletilmediğine işaret ediyor.
Özellikle pazar yerleri, balık satış noktaları ve yol kenarı tezgâhlarında yasağa konu türlerin rahatlıkla bulunabilmesi, mevcut kontrollerin caydırıcılıktan uzak kaldığını ortaya koyuyor. Şehrin giriş ve çıkış noktalarında da bu döneme özgü sıkı bir denetim yapılmaması, kaçak avcılığın ve balık sevkiyatının önünü açan bir diğer unsur olarak dikkat çekiyor.
Bu süreçte yalnızca avcılık değil, satış zincirinin tamamı denetim altına alınmadıkça yasağın etkili olması mümkün görünmüyor. Öte yandan, tüketici davranışı da bu tablonun önemli bir parçası. Yasak döneminde tezgâhlarda yer alan balıkların satın alınmaya devam etmesi, ihlallerin sürmesine zemin hazırlıyor.
Mevcut durum, hem denetimlerin artırılması hem de kamuoyunda daha güçlü bir farkındalık oluşturulması gerektiğini açıkça ortaya koyuyor.
GELECEK TEHLİKE ALTINDA: DURUM ÇOK VAHİM
Güneydoğu’daki iç sularda sürdürülebilir balıkçılığın geleceği ciddi bir tehdit altında. Yasal düzenlemelere rağmen av yasağına uyulmaması, sazan ve benzeri türlerin üreme döneminde sistematik şekilde avlanması, balık popülasyonlarını her geçen yıl daha da zayıflatıyor.
Bu ihlallerin önüne geçilmediği takdirde, bölgede balık varlığının hızla azalması ve bazı türlerin tamamen kaybolma riskiyle karşı karşıya kalması kaçınılmaz görünüyor. Bugün görmezden gelinen her yasa ihlali, yarının boş kalan suları anlamına geliyor.
Ortaya çıkan tablo, yalnızca bir denetim eksikliği değil; doğrudan geleceği tehdit eden bir çevre sorunu olarak öne çıkıyor. Eğer etkin denetim sağlanmaz ve bu süreçte toplumsal farkındalık oluşturulmazsa, Güneydoğu’nun iç sularında balıkçılığın sürdürülebilirliği ciddi biçimde tehlikeye girecek.
Balıklar tükenirse, sadece ekosistem değil; geçim kaynakları, kültürel miras ve doğal denge de geri dönüşü zor bir şekilde zarar görecek.

Diyarbakır’da Kaybolan 3 Yaşındaki Çocuk Tarlada Bulundu
Diyarbakır Web Tasarım Ajansı