$%
€%
£%
%
%
4128872฿%0.43803



Gelenek, hukuk, adalet ve toplumsal barış arasında yeni bir yol
Cengiz İZOL / Köşe Yazısı
Toplumların da insanlar gibi hafızaları vardır.
Sevinçler, acılar, kırgınlıklar, husumetler, barışlar ve unutulmayan hikâyeler bu hafızanın parçalarıdır.
Fakat geçmişi hatırlamak başka, geçmişin bütün yüklerini geleceğe taşımak başkadır.
Bir toplumun geleceğe ilerleyebilmesi için bazen geçmişten kalan meseleleri konuşması, anlaması ve dönüştürmesi gerekir.
Çünkü geçmişle hesaplaşmak her zaman geçmişi reddetmek değildir.
Bazen geçmişi doğru anlamanın yolu, onunla sağlıklı bir ilişki kurabilmektir.
GEÇMİŞİN BÜTÜN BAGAJLARI ÇOCUKLARA BIRAKILAMAZ
Her ailenin, her toplumun bir hafızası vardır.
Bazı hatıralar gurur verir.
Bazıları acıtır.
Bazıları ise nesiller boyunca taşınan kırgınlıklara dönüşebilir.
Fakat hiçbir çocuk, kendisinden önce yaşanmış bütün anlaşmazlıkların yükünü taşımak zorunda değildir.
Geçmişimizi taşımak başka, geçmişin bütün bagajlarını çocuklarımıza bırakmak başkadır.
Yeni kuşaklara yalnızca kırgınlıkları anlatırsak onların dünyasını daraltırız.
Onlara geçmişin tecrübelerini aktarırken aynı zamanda kendi geleceklerini kurabilecekleri özgür ve güvenli bir alan bırakmalıyız.
Bu nedenle toplumsal hafıza yalnızca hatırlamak değil, aynı zamanda dönüştürmektir.
GELENEK VE HUKUK
Geleneksel dayanışma ve uzlaşma kültürünün toplum hayatında önemli işlevleri olabilir.
İnsanları bir araya getirebilir.
Uyuşmazlıkların büyümeden konuşulmasına katkı sağlayabilir.
Kırgınlıkların giderilmesine yardımcı olabilir.
Fakat burada temel bir sınır vardır:
Hiçbir gelenek, hiçbir sosyal bağ ve hiçbir arabuluculuk yöntemi hukukun yerine geçemez.
Bir anlaşmazlığın çözümünde gönüllülük, tarafların özgür iradesi ve kişilerin haklarına saygı temel alınmalıdır.
Toplumsal barış ile hukuk birbirinin alternatifi değildir.
Tam tersine kalıcı barış kültürü, hukukun üstünlüğü ve adalet duygusuyla güçlenebilir.
BARIŞ SADECE BİR SONUÇ DEĞİL, BİR KÜLTÜRDÜR
Toplumsal barışı yalnızca çatışmaların sona ermesi olarak düşünmek eksik kalır.
Barış aynı zamanda insanların birbirine güvenebilmesidir.
Farklı düşünen insanların konuşabilmesidir.
Bir anlaşmazlığın şiddete dönüşmeden çözülebilmesidir.
İnsanların kendilerini hukuk önünde güvende hissedebilmesidir.
Komşunun komşusuna, farklı ailelerin birbirine, farklı toplumsal kesimlerin birbirine güvenebilmesidir.
Bu nedenle toplumsal barış, yalnızca belirli dönemlerde konuşulacak bir konu değildir.
Bir toplumun günlük hayatında ürettiği bir kültürdür.
KANAAT ÖNDERLERİNE YENİ BİR SORUMLULUK
Bu noktada kanaat önderlerine de önemli bir sorumluluk düşmektedir.
Toplumdaki etkilerini geçmişten gelen bir ayrıcalık olarak değil, bir sorumluluk olarak görmeleri gerekir.
İnsanları birbirine karşı konumlandırmak kolaydır.
Zor olan, farklı insanları aynı masada buluşturabilmektir.
Kırgınlığı büyütmek kolaydır.
Zor olan, kırgınlığın yerine iletişimi koyabilmektir.
Bu nedenle yeni dönem kanaat önderliği; insanları temsil etmekten önce insanlar arasında güven inşa edebilme sorumluluğunu taşımalıdır.
KARACADAĞ’DAN TÜRKİYE’YE
Karacadağ’ın toplumsal hafızasında aile, akrabalık, komşuluk, dayanışma ve kanaat önderliği önemli yer tutuyor.
Bu mirasın güçlü taraflarını geleceğe taşımak mümkündür.
Fakat bunu yaparken yeni kuşakların ihtiyaçlarını da görmek zorundayız.
Eğitim hakkı…
Kadınların toplumsal hayata katılımı…
Gençlerin kendi geleceklerini kurabilmesi…
Bireyin iradesi…
Hukukun üstünlüğü…
Adalet…
İnsan onuru…
Bunların hiçbiri kültürümüzün karşısında değildir.
Tam tersine kültürümüzün geleceğe taşınabilmesi için birlikte düşünülmesi gereken değerlerdir.
YENİ BİR TOPLUMSAL SÖZLEŞMEYE İHTİYAÇ VAR MI?
Belki de bugün toplum olarak ihtiyacımız olan şey, geçmişi reddetmeden geleceğe bakabilen yeni bir toplumsal anlayıştır.
Bu anlayış;
Aileyi koruyacak ama bireyi yok saymayacak.
Dayanışmayı güçlendirecek ama gönüllülüğü esas alacak.
Kültürü yaşatacak ama değişime kapanmayacak.
Kanaat önderlerinin tecrübesinden yararlanacak ama hukukun üstünlüğünü koruyacak.
Geçmişi hatırlayacak ama geçmişin bütün yüklerini geleceğe taşımayacak.
Bu bir kopuş değil, dönüşümdür.
SON SÖZ: KÖKLERİMİZDEN GÜÇ ALIP GELECEĞE YÜRÜMEK
Karacadağ’dan Türkiye’ye uzanan hikâyemizin bize öğrettiği önemli bir gerçek var:
Köklerimizi bilmek, geleceğe sırtımızı dönmek anlamına gelmez.
Aksine köklerini bilen insan, nereye ait olduğunu bilir; fakat hangi yöne gideceğine de kendisi karar verebilir.
Geçmişimiz bizim hafızamızdır.
Fakat geleceğimiz çocuklarımızındır.
Onlara yalnızca geçmişimizi değil, geleceğe dair umudumuzu da bırakmalıyız.
Ailelerimizi güçlü tutalım.
Dayanışmamızı yaşatalım.
Kültürümüzü koruyalım.
Büyüklerimizin tecrübelerinden yararlanalım.
Gençlerimizin önünü açalım.
Kadınların eğitim ve sosyal hayata katılımını güçlendirelim.
Hukukun üstünlüğünü ve insan onurunu merkeze alalım.
Ve geçmişin bütün bagajlarını geleceğin çocuklarına bırakmayalım.
Çünkü gerçek miras, yalnızca geçmişten bize kalanlar değildir.
Gerçek miras, bizden sonra gelecek nesillere nasıl bir toplum bıraktığımızdır.
Karacadağ’ın hikâyesi devam ediyor.
Bu hikâyenin yeni sayfalarını; geçmişini bilen, bugününü anlayan ve geleceğe umutla bakan nesiller yazacak.
Eğitimci – Araştırmacı Yazar Cengiz İZOL
Aile ve sosyal politikalar, toplumsal gelişim, sosyal dayanışma ve toplumsal barış alanlarında çalışan; Karacadağ’ın sosyal, kültürel ve tarihsel birikimi üzerine araştırma ve yazılar kaleme alan eğitimci ve araştırmacı yazar.

Hamravat Sosyal Tesisi Hizmete Açıldı
1
Dr. İsmet Kaya “Sorumluluk Bilinci ve İlişkiler” Üzerine Seminer Verdi
16408 kez okundu
2
Diyarbakırlı Genç Yarışmadan Kazandığı Ödülü Gazze’ye Bağışladı
6772 kez okundu
3
NOI GROUP MAĞAZALAR ZİNCİRİNİN İLK HALKASI DİYARBAKIR’ DA AÇILDI!
6613 kez okundu
4
Akdeniz Yüz Güzeli Yarışması Halk Oylaması Başlıyor!
5573 kez okundu
5
THE BOSS, HİLAR MAĞARALARI’ NDA DJ PARTY İLE “SEZONA MERHABA” DEDİ
5326 kez okundu