DOLAR

44,8553$% 0.22

EURO

53,1560% 0.53

STERLİN

60,9640£% 0.46

GRAM ALTIN

%

ÇEYREK ALTIN

%

BİTCOİN

3435093฿%2.9275

İmsak Vakti a 02:00
Diyarbakır PARÇALI BULUTLU 20°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

Efendi Mehmetoğlu; “32 Yıldır Bu Toprakları Temizledik, Bizi Kirletemezler”

Son günlerde On Gözlü Köprü çevresinde çay fiyatları üzerinden yapılan tartışmalar, sosyal medyadan yerel politikalara kadar geniş bir yelpazede yankı buluyor. On Gözlü Köprü ve çevresini yaklaşık çeyrek asır süre zarfında şehrin çöplüğü ve ayyaş mekânı olan izbe konumundan kent turizminin yüz akı bugünkü hale gelmesinde, dikilen her ağacında emeği ve her taşında alın teri olan Sidem Cafe ve Karşıyaka Cafe’ nin işletmecisi, konunun doğrudan muhatabı Efendi Mehmetoğlu, hem eleştirilere yanıt verdi hem de kamuoyunun pek bilmediği ayrıntıları çarpıcı bir dille ortaya koydu.

Bu röportaj, tartışmaların gölgesinde kaybolan gerçekleri berraklaştırmak için; merak edilen, söylenen ve söylenmeyen her şeyi tek bir dosyada topluyor.

D.M: Son günlerde On Gözlü Köprü ve Dicle Vadisi çevresinde kaçak yapılaşma iddiaları gündemde. Kamuoyu bu tartışmalarla meşgul ediliyor. Bu iddialara cevabınız nedir?

Efendi Mehmetoğlu: Öncelikle şunu net bir şekilde söyleyeyim: Dicle Vadisi’nde yaklaşık 10 civarında işletme bulunuyor. Buna rağmen, nedense spot hep benim üzerime tutuluyor. Bana ait olan yalnızca iki işletme var; Sidem Cafe ve Karşıyaka Cafe. Bu tablo bile aslında tartışmaların ne kadar taraflı yürütüldüğünü ortaya koyuyor.

Benim yaptığım yapılaşma, sosyal medyada bazı çevrelerin çarpıtmaya çalıştığı gibi “kaçak yapı” değil; bölgenin binlerce yıllık kültürüne uygun doğal ve ekolojik bir mimaridir. Yaptığımız bütün çalışmalar ve düzenlemeler hukuki ve belgelidir. Hukuksuz hiçbir işlemimiz yoktur. Yöreye özgü bazalt taşları, kaplama değil, doğal el işçiliğiyle tek tek yontularak duvar haline getirildi. Çatılar; betonla değil, doğal ağaçlar ve toprak dam sistemiyle kuruldu. Üstleri çimlendirildi. Yani betonarme, demir yığını bir yapı değil; vadinin ruhuna uygun, ekolojik, nefes alan, kültürel mimari örneğidir.

Bu yapıları eleştirenlerin çoğu bölgeyi bilmez, taşın kokusunu, toprağın nefesini tanımaz. Ama biz bu toprakların kültürünü yaşatıyor, geleneksel sedirleri, tahtları, yöresel dokuyu turizmle buluşturuyoruz. Kimse kusura bakmasın ama bunlar “kaçak yapı” değil; bunlar devlet kurumlarının onaylamış olduğu, imar yapı iznine sahip ve resmi olarak hiçbir eksiği olmayan Diyarbakır’ın kimliğine sahip çıkan yapılardır.

 

D.M: Çay fiyatları üzerinden işletmelerinizin hedef alındığı bir algı oluşturulmaya çalışılıyor. Bu eleştiriler hakkında ne söylemek istersiniz?

Çay fiyatı üzerinden koparılan bu fırtına, aslında çok iyi bildiğimiz bir algı operasyonunun parçasıdır. Bunu açık konuşmak lazım: Kimse çayın fiyatını konuşmuyor; hedeflenen şey işletmelerimizin itibarıdır. Şunu herkes bilsin: On Gözlü Köprü ve civarındaki arazilerin zilyetliği yüzyıllardır ailemize aittir. Bu topraklarda dedelerimizin emeği, alın teri, hatırası var. Ben de bugün ailemle birlikte kendi paramızla, kendi emeğimizle burayı bir çöplükten alıp şehrin en gözde turizm alanına dönüştürdüm.

Eski fotoğraflara baksınlar! Bir tek ağaç yoktu… Bugün 60 bin ağaç varsa bu, biz diktiğimiz için var.

Ekolojik çevreyi dillerine dolayanların önce şehrin kanalizasyonunu Dicle Nehri’ne akıtmaya son vermesi lazım. Bir çevre duyarlılığı olacaksa bunun adresi biz değiliz; o kanalizasyonu akıtanlar, bunun denetimini yapmayanlardır.

Bu çay fiyatı tartışması da tam burada boşa düşüyor. Çünkü soruyorum: Fiyat denetiminin yetkisi kimde? Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyelerinde. Tarım İl müdürlüğü, Çevre Şehircilik v.s. Her açıdan denetleniyoruz. Her gün işletmelere girip çıkan bu kurumlar, bir eksik görseler işlem yapmazlar mı? Önlerinde engel mi var? Yok! Demek ki her şeyimiz kayıtlı, belgeli, denetlenebilir ve tamamen yasal.

Bugün bizim işletmelerimiz, Turizm İşletme Belgeli, herkesin güvenle geldiği, ailelerin huzurla zaman geçirdiği yerlerdir. Ama sosyal medyada eşbaşkan sıfatına sahip birileri çıkıp da bizi “silahlı çeteler”, “çökmüş yapılar” gibi akıl dışı ithamlarla hedef alıyorsa, bu artık eleştiri değil, düpedüz iftiradır, karalamadır.

Kimse kusura bakmasın; biz bu şehre değer kattık, turizmini büyüttük, vadinin kaderini değiştirdik. Emeğe saygısı olmayanların bu ucuz algı oyunlarına karşı dimdik durmaya devam edeceğiz.

Bu işin arkasında art niyetli çevreler, rantını genişletmek isteyenler var. Özellikle Büyükşehir belediye yönetimi etrafında çöreklenen bir yapı bugün vadi boyunca arazileri satın alarak gelecek planları yapıyorlar. İşin ilginç yanı, vadideki diğer işletmelerle ilgili tek bir kelime edilmezken, hedef tahtasına hep ben konuluyorum. Bu da konunun iyi niyetle tartışılmadığının ispatıdır.

Ben yıllardır hem bölgeyi kalkındırdım hem istihdam sağladım, hem de vadinin en güvenli, en düzenli işletmelerini hayata geçirdim. İnsanlar aileleriyle gelip huzur içinde oturabiliyor. Bu kara propaganda, gerçeklerin üzerini örtemez.

D.M: Bölgede turizm açısından nasıl bir katkı sunduğunuzu düşünüyorsunuz?

Şunu açıkça ifade edeyim: Dicle Vadisi bugün turizmde bir cazibe merkezine dönüştüyse bunun temel sebebi, bölgeye uygun şekilde yapılan doğal işletmelerdir. Aileler için güvenli alanlar oluştu, şehrin kültürünü yansıtan geleneksel sedirler, tahtlar ve yöresel atmosfer sayesinde insanlar artık vadide vakit geçirmekten keyif alıyor. Bugün yerli turist de yabancı turist de aynı şeyi söylüyor: “Nihayet Dicle kıyısı yaşanabilir hâle gelmiş.” Bu gelişim kendiliğinden olmadı, emeğimizin ve alın terimizin ürünüdür. Diyarbakır kendine has bir şehir; kültürüyle, taşıyla, toprağıyla özel bir yer. Biz bu şehrin ruhuna uygun işler yapıyoruz. İsteyen gelir görür, yerinde inceler. Ama masa başında, uydurma videolarla, eksik bilgilerle, art niyetle yapılan hiçbir saldırı bizi yolumuzdan döndüremez. Herkes şunu bilsin: Dicle Vadisi’ni korumak da geliştirmek de bizim boynumuzun borcudur. Yanlış bir şey varsa hukuk gereğini yapar. Gerçekler er ya da geç ortaya çıkar. Bizim vicdanımız rahat, yaptığımız iş ortada.

D.M: On Gözlü Köprü çevresinde kaçak yapılaşmanın köprüyü tehdit ettiği “tarihî dokuyu bozduğu” söyleniyor. Bu iddialara cevabınız nedir?

Öncelikle bizim işletmelerimiz açısından kaçak yapılaşma diye bir durum kesinlikle söz konusu değildir. Tam tersine! Bizim yaptığımız yapılaşma ne kaçaktır, ne doğaya zararlıdır, ne de On Gözlü Köprü’yü tehdit eder.

Aksine, tamamen bölgenin binlerce yıllık mimarisine uygun, ekolojik, doğal, yöresel bir yapılanmadır.

Kullandığımız malzeme bazalt kaplama değil, altını çiziyorum: Doğal bazalt taşlarının el işçiliğiyle tek tek yontulmasıyla oluşturulan duvarlardır. Tavanlar da beton değil; doğal ağaçlar, toprak dam ve üzerine çimlendirme yapılmış gerçek bir ekolojik mimaridir. Bunlar yüzyıllardır Diyarbakır yapılarının olmazsa olmazıdır. Diyarbakır’ın binlerce yıllık taş-mimari geleneğini turizme taşıdık. Diyarbakır’ın ruhunu, kültürünü turizme, vatandaşa ve ziyaretçilere gösteren bir kültür mekânı yaptık. Bunu görmeyenler ya gerçekten bölgeyi bilmiyor ya da bilerek hedef gösteriyor. Köprüyü tehdit eden bir şey varsa o da biz değil; yıllarca kontrolsüz bırakılmış alanlardır. Biz doğaya düşman olmadık, olamayız. Bizim işimiz sadece çay-kahve satmak değil. Biz Diyarbakır’ın oturmasını, dinlenmesini, sohbet kültürünü, misafirliğini, sedirini, tahtını, taşını, toprağını turistle buluşturuyoruz. Bugün yabancı turist geliyor ve diyor ki: “İyi ki bu yapıyı böyle korumuşsunuz, iyi ki burası betonlaşmamış.” İşte bizim farkımız burada. Biz tarihi yaşatıyoruz, onlar iftira atıyor. Biz yöresel mimariyi koruyoruz, onlar sosyal medyada algı üretiyor.

D.M:  Toplumsal hafıza biraz yoklandığında yakın geçmişte Kırklar Dağı’ndaki yapılaşmaya izin verilmesi ve sonrasında yapılan binaların kayyum döneminde yıktırılması konusunda ne düşünüyorsunuz?

Bugün bize ekoloji dersi verenlerin geçmişine bakınca tablo ortada. Kırklar Dağı’nda 2008’de imar statüsünü değiştirip, 2009’da yapı ruhsatını veren kim? O dönem Sur Belediye Başkanı olan Abdullah Demirbaş… Bunlar yıllarca “yeşil” dediler, “ekoloji” dediler ama slogandan öteye geçemediler. Bir tane fidan dikmemiş insanlar, devasa beton bloklarının önünü açtılar. Ben 60 bin fidan ve ağaç dikerken, bunlar bina diktiler. O dönem belediye yönetimi 10 katlı – 15 katlı binalar ve yüzlerce konut, AVM, otel, spor tesisleri planlıyordu. Bizim bugün savunduğumuz yaşam alanını onlar o gün betona boğmakla meşguldü. Hani ekoloji? Hani çevre? Hani doğa? Hepsi lafta.

Bugün bize “On Gözlü Köprü çevresine çöken silahlı çeteler” diyenlerin geçmişi ortada.

Kırklar Dağı’na imar verip, beton yığınları dikenlerin, bugün kalkıp bize “ekoloji” anlatmaları inanın komedi. Bugünkü ideoloji aynı ideoloji, zihniyet aynı zihniyettir. Bugün sosyal medyadan çevreciliğe soyunanlar, dün Kırklar Dağı’ na kule gibi bloklar dikenlerin siyasi akrabalarıdır.

D.M: Sizce halk bu iddiaların farkında mı? Yoksa kamuoyu bilerek mi yanıltılıyor?

Bir kısmı biliyor ama bir kısmı gerçekten bilerek yanıltılıyor. Çünkü algı çarkı çok güçlü çalışıyor. Büyükşehir Belediyesi eşbaşkanları ve arka planda yönetenler, aynı ideoloji etrafında oluşturulmuş Kent Konseyi ve STK’ larla birlikte kendi şahsi çıkarları için bizi hedef alıyorlar.

Bugün Kırklar Dağı’ nı ve Dicle Vadisi’ ni “ekoloji alanı” diye savunan bazı kişi ve hesaplar, dün o dağa beton ruhsatı verenlerle aynı ideolojik çizgide. Bunu bilmeyen vatandaş da zannediyor ki bunlar gerçekten çevreci. Ben burada net bir şey söyleyeyim: Biz bu şehrin doğasını koruyan tarafız. Onlar ise geçmişte doğayı yok eden taraf. Bugün maskeler düştü, herkes kim olduğunu açıkça belli ediyor.

D.M: Bölgeye dair geçmiş yıllardan bu yana süren olumsuzluklarla ilgili sık sık konuşuyorsunuz. Burayı nasıl dönüştürdünüz?

Bugün herkes gönül rahatlığıyla geziyor ama kimse geçmişi unutmuyor. Burası bir dönem uyuşturucunun, içkinin, gaspın, bıçaklamanın, çeteciliğin merkeziydi. İnsanlar buradan gece değil, gündüz bile geçmeye korkuyordu. Biz ne yaptık? Otuz iki yıl canımızı, emeğimizi, gecemizi günümüzü koyduk. Çöpleri, inşaat atıklarını, molozları iş makinalarıyla biz topladık. Ağaçları ellerimizle diktik. Toprağı biz ıslah ettik. Gençleri biz kazandık. Bugün bir genç kız gece 02.00’de ailesiyle buraya gelebiliyorsa bunun tek sebebi var: Biz varız.

D.M: Bazı kesimler sizi hedef alırken güvenlik ortamının sizden kaynaklandığını kabul etmiyor. Ne diyorsunuz?

Burada çete mi var? Yok. Uyuşturucu mu var? Yok. Hırsızlık mı var? Yok. Bu neyin eseri? Biz yıllardır buranın güvenliğini sağlıyoruz. Ama işte problem tam burada başlıyor. Biz ne yaptık? Geçmişin karanlığını dağıttık. Onların derdi ne? O karanlığa geri dönmek. Çünkü buranın yeniden medeni, temiz, huzurlu ve ailelere uygun bir yer olması işlerine gelmiyor. Onların hayali belli: içkili barlar, diskolar, karanlık köşelerde dönen ilişkiler, uyuşturucu merkezleri… Biz onlara ne dedik? “Bu şehri kirletemezsiniz!” İşte kavganın özeti budur.

D.M: Peki bu gençler için yaptıklarınızı biraz açar mısınız?

Bakın, biz burada gençleri düşman görmedik. Silahlısı da geldi, bıçaklısı da geldi… Hepsine nasihat ettik. “Siz pırlantasınız, yanlış yoldasınız.” dedik. Onlarca gencin hayatını değiştirip topluma kazandırdık.

Bugün 30 yaşında adamlar gelip elimi öpüyor, “Abi bize kimse bunları söylemedi.” diyor. Soruyorum şimdi: Kaç kişi bu bölgede bir gencin hayatını kurtardı? Biz bunu yaparken bir kuruş beklentimiz oldu mu? Hayır!

Şimdi bize laf atanların gençlerle tek bir temasları yok. Onların tek işi sosyal medya üzerinden ahkâm kesmek. Kusura bakmasınlar, bu şehirde emeği olmayanın sözü de yoktur.

D.M: Büyükşehir Belediyesi’ne sert bir çıkış yaptınız. Bu eleştirinizin sebebi nedir?

Emeğimizi, alın terimizi görmezden gelenler, yasal hiçbir eksik bulamadıkları için, çıkıp medyaya hakkımızda “bunlar silahlı çetelerdir” diye iftira atıyorlar. Bu kabul edilemez ağır bir iftiradır.  Ekolojiden konuşuyorlar ya… Ben soruyorum: Bu bölgede kaç fidan diktiniz? Kaç çöp temizlediniz? Bu topraklar için ne yaptınız? Bizim 32 yıllık emeğimiz var, belgemiz var, fotoğrafımız var. Buyurun açıklayın: Sizin ne emeğiniz var? Bu halk doğruları görmek zorunda. Biz laf üretmedik, iş ürettik.

D.M: Bazı çevreler, sizin muhafazakâr değerleri savunduğunuz için hedef alındığınızı iddia ediyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Her şey burada düğümleniyor işte! Bizim çizgimiz nettir: Dinimiz İslam’dır, kitabımız Kur’an’dır. Bu milleti millet yapan aile yapısıdır, örfüdür, namusudur, saygısıdır. Biz bu değerleri savunduğumuz için rahatsız oluyorlar. Çünkü onların hayal ettiği düzen; içkili barlar, sabaha kadar açık diskolar, dansçıların olduğu yerler… Aile ortamı onları rahatsız ediyor. Biz ise diyoruz ki: “Burası Diyarbakır! Burada aileye de, topluma da saygı var.” İşte bütün kavga bu. Biz bu şehirde aile kültürünü koruyunca onların ticareti, planı, düzeni bozuluyor.

Diyarbakırlı kardeşlerime sesleniyorum: Kürd’üyle Türk’üyle, Zaza’sıyla, Arab’ıyla hepimiz bu vatanın evladıyız. Biz ne kimseye baş eğdik, ne de bu şehri mafyaya, çetelere, kirli odaklara teslim ettik. İftiralarla bizi yıpratamazlar. Çünkü bizim arkamızda halk, vicdan ve 32 yıllık alın teri var. Bizim davamız para değil; insan, emek, ahlak davasıdır. Yasalara aykırı en küçük bir yanlışımız bile yoktur. Hak eninde sonunda galip olacaktır. Biz buradayız ve dimdik ayaktayız. Kimse de diz çöktüremeyecek! Herkes bilsin ki: “Dünyanın en sivri kılıcı hakikatli bir vicdandır.”

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Bakırhan: ‘Kayyım Utancına Son Verilmesi Gerekiyor’

Diyarbakır Web Tasarım Ajansı

Diyarbakır Web Tasarım