DOLAR

$%

EURO

%

STERLİN

£%

GRAM ALTIN

%

ÇEYREK ALTIN

%

BİTCOİN

3923463฿%-0.96246

İmsak Vakti a 02:00
Diyarbakır PARÇALI AZ BULUTLU 32°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

Amed Halkının Çoğunluğu; DTSO’nun Başında, Artık Mehmet Kaya’yı Görmek İstemiyor

Amed Halkının Çoğunluğu; DTSO’nun Başında, Artık Mehmet Kaya’yı Görmek İstemiyor
2

BEĞENDİM

ABONE OL

Bu yazıyı benim kanaatim olarak okumayın.

Son günlerde Amed/Diyarbakır’dan tarafıma ulaşan çok sayıda yurttaş, iş insanı ve DTSO üyesi seçim süreci, yönetim anlayışı ve mevcut yapıya ilişkin görüşlerini paylaştı.

Bu mesajların tamamını olduğu gibi doğru kabul etmek de gazetecilik değildir.

İddia ile gerçeği ayırmak gerekir.

Eleştiri ile hakareti ayırmak gerekir.

Kişisel rahatsızlık ile kamu yararını ilgilendiren meseleyi ayırmak gerekir.

Fakat bütün bu eleştirilerin ortaklaştığı temel görüş Mehmet Kaya DTSO yu bıraksın.

Bu tespitlerimi itiraz eden ve inanmayanlarkendi yankı odalarını terk edip  sokağa çıksın halkın nabzını tutsun..

MEHMET KAYA VE EKİBİNE AÇIK ÇAĞRI

Buradan Mehmet Kaya ve mevcut yönetim ekibine açık bir çağrı yapmak istiyorum:

Eğer DTSO’da gerçekten adil, şeffaf ve eşit koşullarda bir seçim yapılması isteniyorsa;

YENİDEN ADAY OLMAYIN.

Seçim sürecinde tarafsız kalın.

Yeni isimlerin, yeni ekiplerin ve yeni fikirlerin DTSO’da kendisini ortaya koymasının önünü açın.

Bu tavır bir geri adım değil, tam tersine kurumsal olgunluk göstergesi olacaktır.

Çünkü gerçek başarı yalnızca bir makamı uzun süre korumak değildir.

Gerçek başarı, sizden sonra kurumu daha güçlü bırakabilmektir.

DTSO’nun ihtiyacı bir kişinin devamlılığı değil;

kurumsal devamlılıktır.

Kişiler değişebilir.

Ekipler değişebilir.

Başkanlar değişebilir.

Ama DTSO’nun kurumsal kimliği ve üyelerinin iradesi kalıcıdır.

 

DTSO’da yeni bir yönetim anlayışına ihtiyaç var

İşte bu soruyu artık yalnızca yönetim değil, DTSO üyeleri cevaplayacak.

3 EKİM SADECE BİR TARİH Mİ?

Asıl tartışmamız gereken noktalardan biri bu.

23 Ağustos’ta Mehmet Kaya, oda seçimleri için henüz kesin bir tarih belirlenmediğini, seçimlerin Ekim-Kasım döneminde yapılmasının beklendiğini açıklamıştı.

Aradan kısa bir süre geçti ve tarih netleşti:

3 Ekim.

Elbette seçim tarihinin belirlenmesi tek başına bir usulsüzlük veya hukuka aykırılık anlamına gelmez.

Bunu iddia etmiyoruz.

Fakat demokratik kurumlarda yalnızca “karar hukuka uygun mu?” sorusu sorulmaz.

Bir de şu sorulur:

“Bu kararın zamanlaması hangi sonuçları doğuruyor?”

Çünkü seçimlerde yalnızca sandık günü değil, sandığa giden süreç de önemlidir.

Adayların hazırlanması…

Listelerin oluşturulması…

Üyelerin bilgilendirilmesi…

Sektörlerin örgütlenmesi…

Yeni ekiplerin kendisini anlatabilmesi…

Mevcut yönetimin kurumsal görünürlüğü…

Bütün bunlar seçim rekabetinin parçalarıdır.

Dolayısıyla soruyoruz:

3 Ekim tarihi neden tercih edildi?

Bu tarih belirlenirken hangi kriterler esas alındı?

Seçime katılacak bütün grupların hazırlık yapabilmesi açısından yeterli ve eşit bir zaman oluştu mu?

Yeni adaylar ile mevcut yönetim arasında fiilî bir avantaj farkı doğuyor mu?

Ve daha önemlisi:

Seçim takviminin belirlenmesi herhangi bir grubun işini kolaylaştırırken başka bir grubun hareket alanını daraltıyor mu?

Bunlar cevaplanması gereken meşru sorulardır.

 

Seçim Takvimi ve İnce Hesaplar

3 Ekim takvimi neden şimdi açıklandı?
Rekabet gerçekten eşit mi?
Mehmet Kaya ve mevcut yönetim yeniden aday olacak mı?
Uzun yıllardır aynı yönetim anlayışının devam etmesi DTSO’yu nereye taşıyor?
Ve en önemlisi: DTSO’da gerçekten bir değişim zamanı gelmedi mi?

Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası’nda seçim süreci resmen başladı.

Meslek Komitesi ve Meclis Üyeleri seçimleri 3 Ekim 2026 Cumartesi günü, 09.00–17.00 saatleri arasında Mustafa Kemal İmam Hatip Ortaokulu’nda yapılacak. Seçim takvimi, Yenişehir İlçe Seçim Kurulu’nun yazışmaları doğrultusunda kesinleşmiş durumda.

Ancak burada çok önemli bir ayrıntıyı baştan ortaya koymak gerekiyor:

3 Ekim’de doğrudan DTSO Başkanı seçilmeyecek.

Önce Meslek Komiteleri ve Meclis üyeleri belirlenecek. Daha sonra oluşacak yeni meclis, DTSO’nun başkanını ve yönetim organlarını belirleyecek. Dolayısıyla 3 Ekim sandığı, aslında DTSO’nun 2026–2030 dönemindeki yönetim anlayışının ilk ve en kritik aşaması olacak.

Tam da bu nedenle, kamuoyunun bu seçimi yalnızca rutin bir oda seçimi olarak görmemesi gerekiyor.

Çünkü ortada yalnızca bir seçim tarihi yok.

Ortada DTSO’nun geleceğiyle ilgili ciddi bir tercih var.

 

MESELE SADECE MEHMET KAYA ŞAHSINA DEĞİL

Bu yazının yanlış anlaşılmasını istemem.

Meselemiz yalnızca Mehmet Kaya değildir.

Meselemiz DTSO’nun yönetim anlayışıdır.

Mehmet Kaya bugün DTSO Yönetim Kurulu Başkanıdır ve uzun yıllardır odanın yönetiminde etkili bir isimdir. Güncel haberlerde yaklaşık 15 yıldır DTSO yönetiminde etkili olduğu ve yeniden aday olup olmayacağının henüz kesinleşmediği aktarılıyor.

Tam da burada daha büyük bir soruyu sormak gerekiyor:

Bir kurumda aynı yönetim anlayışının uzun yıllar devam etmesi kuruma ne kazandırır, ne kaybettirir?

Elbette deneyim önemlidir.

Kurumsal hafıza önemlidir.

Tecrübe önemlidir.

Fakat demokratik kurumlarda bir başka şey daha önemlidir:

Yenilenme.

Çünkü hiçbir makam kişisel mülkiyet değildir.

Hiçbir yönetim sonsuza kadar devam etmek için kurulmaz.

Ve hiçbir kurum, bir kişinin veya ekibin devamlılığıyla özdeşleştirilemez.

 

UZUN SÜRE AYNI MAKAMDA KALMAK: YOZLAŞMA RİSKİ

Burada çok daha temel bir yönetim sorununa geliyoruz:

Gücün uzun süre aynı elde toplanması.

Bu, doğrudan “şu kişi yozlaşmıştır” demek değildir.

Böyle bir iddiada bulunmuyoruz.

Ancak siyaset bilimi ve kurumsal yönetim açısından uzun süreli güç yoğunlaşmasının ciddi riskler taşıdığı da inkâr edilemez.

Aynı kişinin veya aynı ekibin uzun yıllar boyunca kurumun yönetiminde kalması zaman içerisinde;

  • güç yoğunlaşmasına,
  • eleştiri mekanizmalarının zayıflamasına,
  • yeni kadroların önünün kapanmasına,
  • kurum ile yönetimin birbirine karıştırılmasına,
  • yönetimin eleştiriden uzaklaşmasına,
  • yeni fikirlerin yeterince alan bulamamasına,
  • “bizden olanlar–olmayanlar” anlayışının oluşmasına

zemin hazırlayabilir.

Ve belki de en tehlikelisi:

Kurumun kendisi ile yönetimin birbirinden ayrıştırılamaz hale gelmesi.

Böyle bir noktada artık “DTSO ne istiyor?” sorusuyla “yönetim ne istiyor?” sorusu birbirine karışmaya başlayabilir.

İşte kurumsal yozlaşma riski tam burada ortaya çıkar.

Bazen sorun sistemin kendisinde değil; aynı gücün çok uzun süre aynı yerde kalmasındadır.

Bu nedenle değişim talebi bir düşmanlık değildir.

Değişim, kurumların nefes alma biçimidir.

 

KOLTUK MU, KURUM MU?

Şimdi asıl soruya gelelim.

DTSO’da yeni dönemde ne olacak?

Mehmet Kaya yeniden aday olacak mı?

Mevcut ekip yeniden aynı kadroyla devam edecek mi?

Yoksa DTSO’da yeni bir dönemin önü mü açılacak?

Kaya’nın adaylığı henüz kesinleşmiş değil. Yerel basında aday olmayacağı ve yerine başka bir ismin gündeme gelebileceği yönünde kulis bilgileri de yer aldı; ancak bu konuda kesinleşmiş bir karar açıklanmış değil.

Dolayısıyla burada kişisel bir hüküm vermek yerine açık bir çağrı yapmak gerekiyor:

Mehmet Kaya ve mevcut yönetim ekibi yeniden aday olmamayı değerlendirmeli ve seçim sürecinde tarafsız kalmalıdır.

Neden?

Çünkü mesele yalnızca kimin kazanacağı değildir.

Asıl mesele, seçimin hangi koşullarda yapılacağıdır.

Mevcut yönetim hem kurumun başında olacak hem de seçim yarışının içinde yer alacaksa, kamuoyunun şu soruyu sorması son derece doğaldır:

Rekabet gerçekten eşit mi?

Bu sorunun sorulması, kimseyi suçlamak değildir.

Tam tersine, kuruma duyulan güvenin korunmasıdır.

 

DTSO’NUN KURUMSAL İMKÂNLARI VE EŞİT REKABET

Seçim dönemlerinde mevcut yönetimin elinde doğal olarak önemli bir kurumsal görünürlük bulunur.

Toplantılar…

Basın açıklamaları…

Kamu kurumlarıyla temaslar…

STK görüşmeleri…

Ekonomik toplantılar…

Kentin gündemine ilişkin açıklamalar…

Bunların tamamı DTSO’nun doğal faaliyetleri olabilir.

Nitekim seçim öncesinde DTSO’nun bazı birimlerinin çalışma saatlerinin hafta içi 20.00’ye, hafta sonu 13.00’e kadar uzatıldığı da duyuruldu. DTSO bunu üyelerin seçimle ilgili işlemlerini tamamlayabilmesi ve mağduriyet yaşamaması amacıyla yaptığını açıkladı.

Burada da mesele yapılan işlemin kendisi değildir.

Mesele şudur:

Mevcut yönetimin sahip olduğu kurumsal görünürlük ile yeni adayların sahip olduğu imkânlar arasında nasıl bir denge kurulacak?

Seçim sürecinde kurumun bütün üyelerine eşit mesafede durulacak mı?

DTSO’nun kurumsal gücü herhangi bir aday veya liste lehine kullanılmadığı konusunda kamuoyuna yeterli güven verilecek mi?

İşte gerçek tarafsızlık burada ölçülür.

 

YURTTAŞLARIN SESİ NEDEN ÖNEMLİ?

 

DTSO KİMSENİN ARKA BAHÇESİ DEĞİLDİR

Bir başka hassas konu da DTSO’nun siyasi alanla ilişkileridir.

DTSO, Diyarbakır’ın ekonomik ve sosyal hayatında son derece önemli bir kurumdur.

Ancak hiçbir siyasi partiyi, STK yı veya güç merkezini devşirmeye çalışmamalıdır.

DTSO’nun herhangi bir siyasi yapıyı arka bahçesine dönüştürmesi kabul edilemez.

Bu nedenle seçim sürecinde bütün siyasi aktörlere de aynı çağrıyı yapmak gerekiyor:

DTSO’nun üyelerinin iradesine müdahale etmeyin.

Üyeleri kendi siyasi hesaplarınızın parçası haline getirmeyin.

DTSO’yu siyasi rekabetin aracı haline getirmeyin.

Çünkü DTSO’ yu yönetenler siyasi partilerin sahibi değildir.

DTSO’nun sahibi üyeleridir.

Ve sandıkta konuşması gereken de üyelerin özgür iradesidir.

“KOLTUK KORUMA HAMLESİ Mİ?” SORUSU NEDEN ORTAYA ÇIKIYOR?

Şimdi bütün bu başlıkları yan yana koyduğumuzda ortaya şu soru çıkıyor:

DTSO’da yeni dönem gerçekten bir seçim yenilenmesi mi olacak, yoksa mevcut güç dengelerinin korunması mı hedefleniyor?

Ben “koltuk koruma hamlesi” yapılıyor seziyorum.

Bu kanaatimi kesinleşmiş bir gerçek gibi sunmak gazetecilik olmaz.

Fakat seçim takvimi, mevcut yönetimin uzun yıllardır kurumda bulunması, yeni döneme ilişkin adaylık tartışmaları ve seçim sürecindeki kurumsal avantajlar birlikte değerlendirildiğinde;

“Burada bir koltuk koruma hesabı var gibi?”

sorusunu sormak da gazeteciliğin görevidir.

Bu sorunun cevabını kişiler değil, süreç verecek.

Aday listeleri verecek.

Seçim sürecindeki uygulamalar verecek.

Üyelerin iradesi verecek.

Ve en önemlisi:

3 Ekim sandığı verecek.

SON SÖZ: KOLTUKLAR GEÇİCİ, KURUMLAR KALICIDIR

Artık DTSO’da şu soruyu sormanın zamanı geldi:

Koltukta devam etmek mi, kurumda yenilenmenin önünü açmak mı?

Benim cevabım nettir:

Şeffaf seçim.

Eşit rekabet.

Tarafsız yönetim.

Özgür irade.

Kurumsal yenilenme.

Demokratik devir teslim.

Ve açıkça söylüyorum:

Bu çağrı bir tasfiye çağrısı değil; demokratik bir devir teslim, eşit rekabet ve DTSO’da yeni bir sayfa açılması çağrısıdır.

Çünkü uzun süre aynı koltukta oturmak bir başarı ölçüsü değildir.

Bir makamı bırakabilmek de bazen en büyük kurumsal hizmettir.

Koltuklar geçicidir.

Kurumlar kalıcıdır.

DTSO hiçbir kişinin, hiçbir ekibin ve hiçbir siyasi yapının mülkü değildir.

DTSO, Diyarbakır’ın ticaret ve sanayi dünyasının ortak kurumudur.

3 Ekim’de sandık kurulacak.

O gün yalnızca Meslek Komiteleri ve Meclis üyeleri seçilmeyecek.

Aslında DTSO’nun önümüzdeki dört yıllık yönetim anlayışı için de bir tercih yapılacak.

Ve o gün yalnızca oylar sayılmayacak.

Bir dönemin hesabı, bir kurumun geleceği ve değişim iradesi de sandıktan çıkacak.

Bu kez söz, koltuklarda oturanların değil; o koltuklara getirenlerin.

(Not: Mehmet Kaya aday olduğunu açıklarsa yazımın bir sonraki bölümünde DTSO da, halkın gördüklerini ;Yerel seçimlerden, Amed Spora ve medya basın ile ilgili konuşulanları yazmak mesleki sorumluluğumdur.)

Mîr Hasan BEG
15 Eylül 2026

Devamını Oku

DTSO’YA YURTTAŞ TEPKİLERİ 

DTSO’YA YURTTAŞ TEPKİLERİ 
1

BEĞENDİM

ABONE OL

14 Eylül 2026 Pazartesi günü kamuoyuyla paylaşacağımızı duyurduğumuz “DTSO’ya Yurttaş Tepkileri” çalışması, beklediğimizin çok üzerinde bir ilgi gördü.

Amed / Diyarbakır’dan tarafıma çok sayıda yurttaş ulaştı; yoğun biçimde görüş, bilgi, belge ve değerlendirme paylaşıldı.

Gelen bilgi ve belgelerin tamamını dikkatle değerlendirmek, teyit edilmesi gereken hususları ayırmak ve hiçbir yurttaşın görüşünü eksik ya da yanlış aktarmamak için çalışmayı genişletmek zorunda kaldım.

Bu nedenle yayında kısa bir gecikme yaşandı.

Ancak bu süreçte gelen yeni bilgiler, konunun yalnızca DTSO yönetimine yönelik yurttaş tepkileriyle sınırlı olmadığını gösterdi.

Özellikle DTSO’nun aldığı seçim kararı, seçim sürecinin zamanlaması, rekabet koşulları ve bazı gelişmeler ciddi soru işaretlerini beraberinde getiriyor.

Açıkçası, bazı gelişmeler bana hiç iyi kokular vermiyor.

Yarın yayımlayacağım yazıda şu soruları açıkça soracağım:

Seçim kararı neden tam da şimdi alındı?

Bu zamanlamanın kime, neye ve neden bir avantaj sağladığını kim açıklayacak?

Seçime girecek taraflar açısından rekabet koşulları gerçekten eşit mi?

Alınan karar, mevcut yönetimin seçim sürecindeki konumunu güçlendirecek bir sonuç doğuruyor mu?

Üyelerin özgür iradesini etkileyecek herhangi bir hesap veya plan mı yapılıyor?

DTSO’nun seçim takvimi belirlenirken hangi kriterler esas alındı?

Ve en önemlisi: Bu kararın arkasında kamuoyunun bilmediği başka hesaplar var mı?

Bu soruların cevabını sözlerle değil; bilgi, belge, zamanlama ve ortaya çıkan gelişmeler üzerinden arayacağız.

Hiçbir şeyi sümen altı etmeyeceğiz.

Bu kez söz, koltuklarda oturanların değil; o koltuklara getirenlerin.

15 Eylül 2026 Salı

DTSO’nun seçim sürecine ilişkin yazımız geliyor.

Söz artık halkın.

Mîr Hasan BEG

Devamını Oku

Büyük Güçlerin Satranç Tahtası: Ortadoğu ve Kurdîstan

Büyük Güçlerin Satranç Tahtası: Ortadoğu ve Kurdîstan
4

BEĞENDİM

ABONE OL

Birinci dünya Savaşı’nın dumanı tüterken, 1916 yılında iki diplomat, cetvellerini haritanın üzerine koydu. Biri İngiliz Mark Sykes, diğeri Fransız François Georges-Picot idi. Çizdikleri çizgiler yalnızca sınır değildi; halkların kaderine vurulan mühürdü.

Aradan yüz yılı aşkın zaman geçti.

Haritalar değişti.

Devletler değişti.

Teknoloji değişti.

Fakat değişmeyen tek şey, Ortadoğu’nun dünyanın en büyük jeopolitik satranç tahtası olmasıdır.

Bugün kimse cetvelle sınır çizmiyor.

Bunun yerine enerji boru hatları çiziliyor.

Limanlar satın alınıyor.

Askerî üsler kuruluyor.

Siber ağlar kontrol ediliyor.

Yaptırım listeleri hazırlanıyor.

Artık savaşlar haritaları değil, ekonomileri ve devletlerin hareket alanını yeniden şekillendiriyor.

İngiliz İmparatorluğu gerçekten bitti mi?

Sıkça dile getirilen “İngiltere Ortadoğu’dan çekildi” söylemi eksik bir okumadır.

Peki, gerçekten ne oluyor?

İngiltere gerçekten Ortadoğu’ndan çekildi mi?

Yoksa yalnızca görünmez olmayı mı tercih etti?

Evet, Londra artık Osmanlı sonrası dönemde olduğu gibi doğrudan manda yönetimleri kurmuyor. Ancak bu, etkisinin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.

İngiltere bugün daha çok:

  • İstihbarat kapasitesi,
  • Diplomatik ağları,
  • Finans sistemi,
  • Deniz yollarındaki varlığı,
  • NATO içindeki rolü üzerinden etki üretmeye çalışıyor

.

Yani eski sömürge düzeninden, dolaylı nüfuz düzenine geçmiştir.

İngiltere’nin Yerini ABD mi aldı?

Büyük Ölçüde Evet.

1945 sonrasında küresel güç dengesi değişti.

1956’daki Süveyş Krizi bunun dönüm noktalarından biri oldu. İngiltere ve Fransa’nın Mısır’a müdahalesi, ABD’nin baskısıyla sona erdi. Bu olay birçok tarihçi tarafından, İngiliz-Fransız Ortadoğu üstünlüğünün gerileyişini ve ABD’nin bölgedeki lider konumunun yükselişini simgeleyen kırılma olarak değerlendirilir.

Soğuk Savaş boyunca ABD;

  • Körfez güvenliği,
  • Petrol arzı,
  • İsrail’in güvenliği,
  • Sovyet etkisinin sınırlandırılması üzerinden bölgenin başlıca dış gücü hâline geldi

.

Dolayısıyla İngiltere tamamen çekilmedi; ancak lider aktör olmaktan çıkıp daha çok ABD’nin en yakın stratejik ortaklarından biri konumuna evrildi.

Yeni oyuncular kim?

Artık oyun üç büyük küresel güç arasında oynanıyor.

ABD askerî üstünlüğünü korumaya çalışıyor.

Çin ekonomik koridorlar, liman yatırımları ve enerji ticaretiyle etkisini artırıyor.

Rusya ise askerî ve diplomatik araçlarla denge siyaseti izleyerek nüfuzunu sürdürmeye çalışıyor.

Ortadoğu artık tek bir gücün kontrol ettiği bir coğrafya olmaktan ziyade, çok kutuplu rekabetin merkezlerinden biri hâline gelmiştir.

İran neden bu kadar önemli?

Çünkü İran yalnızca bir devlet değildir.

Hürmüz Boğazı’na hâkim konumu, enerji kaynakları, bölgesel vekil ağları ve Avrasya bağlantıları nedeniyle küresel güç rekabetinde önemli bir düğüm noktasıdır.

Bu nedenle İran üzerinde yaşanan her kriz;

Petrol fiyatlarını, Küresel enflasyonu, Deniz ticaretini, Avrupa’nın enerji güvenliğini, Çin’in enerji tedarikini, Rusya’nın stratejik hesaplarını aynı anda etkiliyor.

Yeni Sykes–Picot gerçekten var mı?

Bugün kamuoyuna açık biçimde hazırlanmış yeni bir gizli paylaşım anlaşmasına dair güvenilir kanıt bulunmamaktadır.

Ancak birçok analist şu soruyu soruyor:

Sınırlar değişmese bile, nüfuz alanları yeniden mi çiziliyor?

Bu sorunun cevabı büyük ölçüde “evet” yönündedir.

Çünkü artık paylaşım;

  • Askerî üslerle,
  • Enerji koridorlarıyla,
  • Liman yatırımlarıyla,
  • Teknolojiyle,
  • Finans sistemleriyle, yaptırımlarla şekilleniyor

Bir zamanlar cetvelle çizilen sınırlar, bugün algoritmalarla, enerji hatlarıyla ve finansal ağlarla yeniden tanımlanıyor.

  1. yüzyılın Sykes–Picot’u, haritalarda değil; veri merkezlerinde, liman sözleşmelerinde, deniz yollarında ve diplomatik masalarda yazılıyor.

Sorulması gereken soru artık “Ortadoğu kimin olacak?” değildir.

Asıl soru şudur:

Yenidünya düzeninde Ortadoğu, büyük güçlerin rekabet sahası olmaya devam mı edecek; yoksa bölge halkları kendi geleceklerini dış müdahalelerden bağımsız biçimde belirleyebilecekleri daha istikrarlı bir düzene ulaşabilecek mi?

Bu soru, önümüzdeki yılların en önemli jeopolitik tartışmalarından biri olmaya adaydır.

Dört Devlet Arasında Yaşayan Kürtler Ne Yapmalı?

Ortadoğu’nun en büyük paradokslarından biri şudur:

Türklerin Türkiye’si,
Arapların onlarca devleti,
Parseklerin İran’ı vardır.

Fakat milyonlarca Kürt; Türkiye, İran, Irak ve Suriye arasında bölünmüş bir coğrafyada yaşamaktadır. Bu tarihsel durum, siyasal temsil, kültürel haklar ve kimlik tartışmalarını bölgenin en kalıcı meselelerinden biri hâline getirmiştir.

Böylesi karmaşık bir jeopolitik denklemde en büyük hata, büyük güçlerin kısa vadeli hesaplarını kendi uzun vadeli kaderi sanmaktır.

Tarih, dış güçlerin desteğinin çoğu zaman kendi stratejik çıkarlarıyla sınırlı olduğunu; bölgesel aktörlerin ise değişen dengelere göre pozisyon alabildiğini defalarca göstermiştir. Bu nedenle kalıcı kazanımların temel dayanağı, toplumun kendi kurumsal kapasitesi ve demokratik örgütlenmesidir.

Bu çerçevede dört ülkede yaşayan Kürtler açısından öne çıkan bazı ilkeler şunlar olabilir:

  • Yaşadıkları ülkelerin vatandaşları olarak hukukun üstünlüğünü, eşit yurttaşlığı ve demokratik katılımı güçlendirmeye çalışmak.
  • Kültürel kimliği, dili ve tarihî mirası korurken diğer halklarla diyalog ve birlikte yaşam zeminini geliştirmek.
  • Eğitim, ekonomi, bilim, teknoloji ve sivil toplum alanlarında kurumsal kapasite oluşturmak.
  • Bölgesel ve küresel güç rekabetinde herhangi bir dış aktörün kısa vadeli jeopolitik hesaplarına tamamen bağımlı hâle gelmemek.
  • Demokratik hakların ve temel özgürlüklerin barışçıl ve hukukî yollarla genişletilmesini savunmak. Karşılaştırmalı siyaset literatürü, kapsayıcı kurumların ve demokratik katılımın uzun vadeli istikrar açısından önemli olduğunu vurgular.

En Önemli Gerçek Şudur:

Kürtlerin geleceğini ne Washington tek başına belirleyebilir, ne Moskova, ne Londra, ne Pekin. Büyük güçler gelir, çıkarları değişir ve politikalarını yeniden şekillendirir. Kalıcı olan ise bölgenin halkları ve onların birlikte kuracağı siyasal ve toplumsal düzen olacaktır.

Çünkü jeopolitikte dostluklar değil, çıkarlar kalıcıdır; buna karşılık halkların geleceğini uzun vadede belirleyen unsur, demokratik kurumlar, hukuk ve toplumsal dayanışmadır.

(Not: Bu yazı, derleme olarak yazılmıştır.)

Mîr Hasan BEG

Devamını Oku

Sorun; Kürd Halkını Sorun Olarak Gören Zihniyettir

Sorun; Kürd Halkını Sorun Olarak Gören Zihniyettir
5

BEĞENDİM

ABONE OL

Kürd Sorunu Değil, Kürdü Sorun Gören Zihniyet Sorundur

Uzun yıllardır aynı cümleyi duyuyoruz: “Kürt sorunu…”

Oysa en başta yanlış olan, sorunun adıdır.

Çünkü hiçbir halk başlı başına bir sorun değildir. Sorun; bir halkı sorun olarak gören anlayıştır.

Kürtler, bu coğrafyanın kadim halklarından biridir. Dilleriyle, kültürleriyle, müzikleriyle, edebiyatlarıyla ve tarihleriyle  binlerce yıllık bir geçmişin taşıyıcısıdır. Buna rağmen, uzun yıllar boyunca kimlikleri güvenlik eksenli tartışmaların gölgesinde değerlendirilmiş; kültürel ve siyasal talepleri kuşkuyla karşılanmıştır.

Bu Yazının Amacı Herhangi Bir Halkı Suçlamak Değildir.

Türklerin de, Arapların da, Parseklerin de, Ermenilerin de, Süryanilerin de ve bütün halkların onuru eşittir. Halklar birbirinin düşmanı değildir. İnsanları birbirine yabancılaştıran; demokratik olmayan yönetim anlayışları, baskıcı politikalar ve farklılıkları tehdit olarak gören zihniyetlerdir.

Bugün dünyada demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü en çok konuşulan kavramlar arasında yer alıyor. Ancak konu Kürtlerin kimliği, dili ve kültürel hakları olduğunda aynı ilkelerin her zaman aynı kararlılıkla uygulanabildiğini söylemek kolay değildir. Jeopolitik hesaplar evrensel değerlerin önüne geçmektedir.

Oysa insan haklarının evrensel olması tam da bunun içindir.

Hâk; kendine başka, başkasına başka uygulanıyorsa artık evrensel değildir.

Adalet; güçlü olana göre şekilleniyorsa artık adalet değildir.

Demokrasi; yalnız çoğunluğun sesi duyulduğunda değil, azınlıkta kalanların da kendini eşit ve güvende hissedebildiği ölçüde anlam kazanır.

Bir insanın ana dilini konuşması, kültürünü yaşatması ve kimliğini özgürce ifade etmesi hiçbir egemenin verdiği lütuf değildir. Bunlar, insan olmanın doğal uzantısıdır.

Bu nedenle artık soruyu değiştirme zamanı gelmiştir.

“Kürt sorunu nasıl çözülür?” yerine şu soruyu sormalıyız:

Kürdü sorun olarak gören zihniyet nasıl değişir?

Çünkü sorun, bir halkın varlığı değildir.

Sorun; farklılıkları tehdit olarak gören siyasal akıldır.

Sorun; eşitliği söylemde savunup uygulamada erteleyen anlayıştır.

Sorun; insanı kimliğine göre değerlendiren sistemlerdir.

Kalıcı barış; inkârla değil, tanımayla başlar.

Güven; baskıyla değil, adaletle kurulur.

Birlik; tek tipleştirerek değil, farklılıkları eşit kabul ederek güçlenir.

Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey, yeni düşmanlıklar üretmek değil; ortak insanlığımızı büyütmektir. Çünkü bu coğrafyanın geleceği, halkların birbirine üstün gelmesinde değil; birbirinin varlığını ve onurunu eşit kabul edebilmesindedir.

Hiçbir halk sorun değildir.

Artık “Kürt sorunu” demeyi bırakmanın zamanı gelmiştir. Kürdü sorun gören zihniyetleri dönüştürüp evrensel insan hakları zihniyetine getirmektir.

SORUN; KÜRD HALKINI SORUN OLARAK GÖREN ZİHNİYETTİR.

Mîr Hasan BEG

Devamını Oku

Diyarbakır’da Seyir Halindeki Otomobil Alevlere Teslim Oldu

Diyarbakır’da Seyir Halindeki Otomobil Alevlere Teslim Oldu
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Diyarbakır’ın merkez Kayapınar ilçesinde seyir halindeyken motor kısmından alev alan otomobil, itfaiye ekiplerinin müdahalesiyle söndürüldü.

Olay, merkez Kayapınar ilçesi Eski Siverek Caddesi üzerinde meydana geldi.

Seyir halindeki otomobil, henüz belirlenemeyen bir nedenle alev aldı.

Kısa sürede büyüyen yangını fark eden sürücü, aracı yol kenarına çekerek durumu 112 Acil Çağrı Merkezi’ne bildirdi.

Haber verilmesi üzerine olay yerine itfaiye ekipleri sevk edildi.

Ekiplerin zamanında müdahalesiyle yangın, kontrol altına alınarak söndürüldü.

Yangında ölen ya da yaralanan olmazken, otomobil tamamen yanarak kullanılamaz hale geldi.

Yangının çıkış nedeninin belirlenmesi için inceleme başlatıldı.

Devamını Oku
Diyarbakır Web Tasarım