DOLAR

47,1842$% 0.04

EURO

53,9863% 0

STERLİN

63,6014£% 0.15

GRAM ALTIN

%

ÇEYREK ALTIN

%

BİTCOİN

3031664฿%-0.34664

İmsak Vakti a 02:00
Diyarbakır AÇIK 35°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Hacı DALGIÇ

Hacı DALGIÇ

21 Mayıs 2026 Perşembe

    OSB SEÇİMİNDE AĞIR İDDİALAR!

    OSB SEÇİMİNDE AĞIR İDDİALAR!
    1

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    DİYARBAKIR’ DA SEÇİM TARTIŞMASI BÜYÜYOR

    9 Mayıs’ ta Diyarbakır Organize Sanayi Bölgesi seçimi tamamlandı… Mavi Liste kazandı.

    Ancak bugün şehirde konuşulan mesele seçim sonucundan çok daha büyük.

    Çünkü artık herkes aynı soruyu soruyor:

    OSB gerçekten sanayicilerin ortak yönetim alanı mı, yoksa organize edilmiş bir güç mekanizmasının kontrol alanı mı?

    Ortaya atılan iddialar basit şeyler değil ve korkarım ki yalan da değil… Diyarbakır’ın ekonomik geleceğini doğrudan ilgilendiren çok ağır iddialar.

    Seçim sürecine start verilince Diyarbakır Haber olarak “Hayalet OSB” iddialarını gündeme taşımış ve bizzat OSB Başkanı Mustafa FİDAN’ a sormuştuk; “bunlar basit şeyler ve yalandır, kamuoyunu böyle basit şeylerle meşgul etmeyin, belgeyle konuşun” demişti.

    Belgelerle konuşma zamanı geldi.

    Ve yine bir köşe yazımda;

    “Şehrin ekonomik damarlarını elinde tutmak isteyen bir yapı, STK’lar üzerinden adım adım büyüyor. Kendi etki alanını genişletiyor, kendi kadrolarını oluşturuyor ve şehrin geleceğine yön vermeye hazırlanıyor” diyerek örümcek ağı misali yayılan bir yapıya dikkat çekmiştim.

    Gelinen noktada tespitlerimin hiç te abartı olmadığı ortaya çıkıyor.

    Şimdi kamuoyunun önünde duran çok net bir soru var;

    “Bu seçim gerçekten sandıkta mı kazanıldı, yoksa “seçim mühendisliği”yle mi şekillendirildi?”

    Çünkü seçim öncesinde yaşandığı iddia edilen gelişmeler, sıradan bürokratik işlemler olarak geçiştirilemeyecek kadar dikkat çekici.

    Özellikle dün DOSİAD (Diyarbakır Organize Sanayi İşadamları Derneği) yönetim kurulunun sosyal medya üzerinden kamuoyuna yaptığı açıklama tartışmaları bambaşka bir noktaya taşıdı.

    Açıklamada, Diyarbakır OSB Genel Kurulu sürecinde daha önce sanayi camiasında tanınmayan bazı kişi ve firmaların seçim sürecine dâhil edildiği ifade ediliyor.

    Dahası…

    DTSO bünyesindeki sicil tasdiknamelerinde, yetkisi bulunmayan bazı kişilere özel yetkilendirmeler yapılarak seçmen oluşturulmaya çalışıldığına dair güçlü emarelerden söz ediliyor.

    Ve en kritik iddia şu;

    Seçimden hemen önceki son mesai günü içinde 11 kişiye, bunun dışında yaklaşık 20 kişilik başka bir gruba ise son bir ay içerisinde “gerekli kriterler sağlanmadığı halde” alelacele “Yapı İzin Ruhsatları” düzenlenerek seçmen statüsü sağlandığı belirtiliyor.

    Yani iddia o ki…

    Ortada doğal bir seçmen kitlesi değil, son dakika oluşturulan bir seçim organizasyonu var.

    DOSİAD’ ın açıklamasına göre konu 11 Mayıs 2026 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na taşınmış durumda. Savcılık tarafından bilirkişi görevlendirildiği ve ilgili firmalar hakkında inceleme başlatıldığı ifade ediliyor.

    Eğer bu iddialar doğruysa burada artık demokratik bir yarıştan değil, doğrudan “seçim mühendisliği” nden söz etmek gerekir.

    İddiaların muhatapları Allo, Cello değil. Kamu gücüne dayanan ve şehrin dinamikleri olan OSB, DTSO, Büyükşehir Belediyesi gibi kamu gücü taşıyan kurumların yöneticileri.

    Eğer kamu gücü, belli bir listenin lehine sonuç üretmek için kullanıldıysa, bu durum etik bir sorun olmaktan öte, hukuki açıdan da son derece ağır sonuçlar doğurabilecek ciddi bir sorundur.

    Eğer iddia edildiği gibi seçimden önceki gün ve seçime bir ay kala yaklaşık 31 kişiye, yangından mal kaçırırcasına ve gerekli kriterleri sağlamadığı halde verilen “yapı izin ruhsatlarıyla”, apar topar bir şekilde DTSO marifetiyle yetkisiz 3. Şahıslara “sicil tasdiknameleri” verilerek oluşturulan seçmenlerle, seçim sonucu etkilendiyse, yani kazanan liste ile kaybeden liste arasındaki fark bu oylarla oluştuysa, seçimlerin iptali bile gündeme gelebilir.

    Dahası… Teknik şartlar tamamlanmadan, mevzuata aykırı biçimde yapı izin ruhsatları düzenlendiyse, bu ruhsatların iptali için idare mahkemelerinde dava açılabileceği gibi, bu süreçte görev alan kamu görevlilerinin “görevi kötüye kullanma” iddiasıyla suçlanmaları da hukuken mümkündür.

    Hatta Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın süreci “seçim mühendisliği” kapsamında değerlendirmesi halinde yönetime müdahale edilmesi, geçici yönetim veya kayyum benzeri mekanizmaların gündeme gelmesi de ihtimal dâhilindedir.

    İşte tam da bu nedenle mesele artık yalnızca bir seçim sonucu değil, hukuk devleti ilkesinin korunup korunmadığı meselesidir.

    Bütün bu iddialar belgeyle konuşulur ki, mesele artık yargıya intikal etmiş durumda.

    Ruhsatların hangi gün verildiği?

    Hangi saatte sisteme işlendiği?

    Normal şartlarda günler sürecek işlemlerin birkaç saat içinde mi tamamlandığı? v.s. Hayatın olağan akışına uygun olup olmadığını takdir yetkisi artık mahkemenin.

    Teknik dosyalar incelenecek.

    Bir işletmenin ruhsat alabilmesi için gerekli olan itfaiye raporları, sağlık uygunlukları, yapı kullanma izinleri ve teknik belgeler gerçekten tam mıydı?

    Yoksa seçime yetişsin diye eksik evraklar görmezden mi gelindi?

    Bu noktada bilirkişi tespitlerinden bahsediliyor.

    Ve belki de en kritik soru şu;

    Bu işletmeler gerçekten üretim yapıyor muydu?

    Yoksa Mustafa FİDAN ‘ın yakınlarına tahsis ettiği ve seçim günü ortaya çıkan “Hayalet OSB” seçmenleriyle mi seçim kazanıldı?

    Bunun da anlaşılması için; SGK kayıtları, elektrik tüketimleri, ticaret sicil hareketleri, çalıştırılan personel sayıları, incelendiğinde ortada gerçek yatırımcı mı olduğu, yoksa yalnızca seçim günü ortaya çıkan tabela şirketlerinin mi sisteme dâhil edildiği net bir şekilde anlaşılır.

    Bunlar gerçek sanayici ise üretim yapar, istihdam sağlar, elektrik tüketir ve vergisini öder.

    Ama seçim zamanı ortaya çıkan bazı şirketlerin tek faaliyetinin oy kullanmak olduğu yönünde bir kanaat oluşursa, işte o zaman; “Gulé, Gulé yandan gel”.

    Hele bir de seçim öncesi son gece yaşanan hararetli telefon trafiği var ki, ‘ neler oluyor lan!’ dedirtir…

    Onu da muhatabına soralım; “sayın eş başkan Doğan Hatun hangi sanayicileri arayıp seçime müdahil oldunuz?”

    Yine Amedspor yönetiminden de seçime müdahil olma ve seçmeni etkilemeye yönelik telefon görüşmeleri olduğu ki; bu iddiayı güçlendiren diğer bir husus ta seçim günü Amedspor’ un önceki 3 kulüp başkanlarının kime destek vermek için seçim günü genel kurula geldiği…

    DTSO başkan yardımcılarının genel kurul günü kime oy istedikleri de ayrı iddialar olarak şöyle dursun.

    Şaibe iddialarının olduğu yerde kurumlar ciddi yara alır ve şaibe iddialarına cevap vermesi gerekenler de ithama muhatap olan kurumların başındaki kişiler ve özellikle seçimi kazanan yönetimdir.

    Yapılması gereken şey açıktır; kimse “kazandık, konu kapandı” kolaycılığına kaçmamalı ve kendini sağırlığa vurmamalıdır.

    Seçim öncesi etkisine sığınılan ve bol bol güzellemesi yapılan “Şeffaflık” bu noktada bir tercih değil, zorunluluktur.

    OSB seçimini çok az bir farkla kaybeden Yeşil Liste adına açıklama yapan başkan adayı Ali İhsan Özdoğan’ ın dün kamuoyuna yaptığı açıklamada belirttiği ve DOSİAD Yönetim Kurulunun gündeme getirdiği bu ciddi iddialara ve ithamlara muhatap olan,

    başta Diyarbakır OSB Başkanı Mustafa FİDAN, DTSO Başkanı ve Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı;

    Kimlere hangi tarihlerde ruhsat verildiğini açıklamalıdır,

    Hangi firmalara, hangi gerekçelerle seçmen hakkı tanındığını ortaya koymalıdır,

    Teknik yeterliliklerin hangi kriterlerle kabul edildiğini kamuoyuna anlatmalıdır.

    Çünkü meşruiyet yalnızca sandıktan çıkmakla oluşmaz.

    Meşruiyet, toplum vicdanını ikna etmekle oluşur.

    Aksi halde Diyarbakır’ın hafızasında şu soru uzun süre yaşamaya devam edecek;

    “Bu seçim gerçekten sandıkta mı kazanıldı…

    Yoksa çok önceden planlanmış bir organizasyonun sonucu muydu?”

    Devamını Oku

    İş Camiasında Koltuk Sevdası ve Siyasetin Gölgesi

    İş Camiasında Koltuk Sevdası ve Siyasetin Gölgesi
    4

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Bu yıl yine aynı sahne…

    Perde açıldı, oyuncular değişmedi.

    Esnaf odaları seçimleri yapıldı, yapılmaya devam ediyor. Ama ortada seçimden çok, koltuk muhafaza operasyonu var. Mevcut yapı öyle bir refleks geliştirmiş ki; bırakın değişimi, değişim ihtimaline bile tahammül yok. Çünkü işin içine siyaset girince, sandık artık iradenin değil, denklem kuranların aracı oluyor.

    Birileri geçmişteki oda seçimlerinden ders çıkarmış olacak ki, sırtını siyasete yaslamayı öğrendi. Milletvekilleri devreye girdi, vaatler havada uçuştu, telefonlar susmadı. Sonuç? Hizmet değil, hizalanma kazandı.

    Şimdi sormak gerekiyor; bu oda başkanlıkları neden bu kadar önemli?

    Eğer mesele hizmet olsaydı, yıllardır taş üstüne taş koyanlar konuşulurdu. Ama öyle olmuyor. Çünkü bu makamlar hizmetle değil, sistemle korunuyor. Türkiye genelinde yıllardır değişmeyen tabloyu burada da görüyoruz. Koltuğa oturan kalkmak bilmiyor. Kalkmamak için de her yolu mübah görüyor.

    Diyarbakır’daki son esnaf odası seçimleri bunun en net örneği. Menfaat ortaklığı öyle güçlü ki; değişim isteyenin, çalışanın, üretenin önü daha baştan kesiliyor.

    En çarpıcı örneklerden biri Diyarbakır Kuyumcular ve Sarraflar Odası seçimleri…

    Kendi sektöründe fark yaratan, projeler üreten, verdiği sözleri hayata geçiren bir isim, Mehmet Yüksel… Yani işiyle konuşan bir başkan. Ama ne oldu? Siyaset devreye girdi. Finansman vaatleri, kulisler, telkinler… Ve sandıkta hizmet değil, statüko kazandı. Diyarbakır’ ın ve kuyumcu esnafının kazanmadığı kesin.

    Son yıllarda gözle görülür bir başka gerçek daha var. Şehrin ekonomik damarlarını elinde tutmak isteyen bir yapı, STK’lar üzerinden adım adım büyüyor. Kendi etki alanını genişletiyor, kendi kadrolarını oluşturuyor ve şehrin geleceğine yön vermeye hazırlanıyor.

    Sırada ne var?

    Diyarbakır OSB seçimleri…

    Orada da benzer bir senaryonun sahnelenmesi kimseyi şaşırtmaz. Siyasetin gölgesinde ticaret yapanlar, üretim yapanların, sanayicilerin önüne geçerse, kimse “neden böyle oldu” diye sormasın.

    Çünkü mesele liyakat değil, hizmet değil. Mesele güç. Gücü gören yanaşıyor. Gücü hisseden susuyor.

    Güce ulaşan kalıcı oluyor.

    Esnafın, sanayicinin artık boş vaatlere karnı tok olmalı diyoruz ama gerçek öyle mi? Değil. Çünkü bu coğrafyada hatır-gönül ilişkisi ve finansman vaadi; vizyonun önüne geçiyor. Proje sunan değil, telefon açtıran kazanıyor.

    Hal böyle olunca insan ister istemez soruyor; Biz ne zaman yapılan işe bakacağız? Vizyona bakacağız, hizmete bakacağız.

    Böyle gelmiş böyle gider mi?

    Eğer gerçekten memleketini seven, memleketin faydasını kendi kişisel ikballerinin önünde tutan birileri ortaya çıkmazsa ve elindeki oyu filanın hatırına değil memleket hatırına kullananlar çıkmazsa işte o zaman böyle gelmiş böyle gider.

    Bize de “wax malamıné” demekten başka söz kalmaz.

    Hacı DALGIÇ

    Hukukçu/ Gazeteci

    Devamını Oku

    “BİR DE BİZ SORALIM”

    “BİR DE BİZ SORALIM”
    6

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Diyarbakır’da uzun süredir dikkat çekici bir sessizlik hâkim.
    Sorular soruluyor, veriler ortaya konuyor, rakamlar konuşuyor…
    Ama bu şehirde hâlâ bu gerçekleri duymak istemeyen bir anlayış var.

    Diyarbakır ekonomisinin bel kemiğini oluşturan Diyarbakır Organize Sanayi İş Adamları Derneği’nin (DOSİAD) son dönemde yaptığı paylaşımlar; aslında sadece bir kurumun değil, bir şehrin geleceğine dair uyarıdır.
    Ne yazık ki bu uyarılar, ilgili kurumlar tarafından ya görmezden geliniyor ya da gündem olmaması için sessizliğe terk ediliyor.

    Oysa ortadaki mesele basit değil.
    Bu sorular; üretimi, istihdamı, ihracatı ve doğrudan Diyarbakır’ın yarınlarını ilgilendiriyor.
    Görmezden gelinen her veri, ertelenen her tartışma; bu şehrin kaybettiği bir fırsattır.

    Bugün açık ve net bir soru sormak gerekiyor:
    Diyarbakır’ın gerçek ekonomik fotoğrafını konuşmaya kimler hazır, kimler bundan kaçıyor?

    Şimdi gelin, DOSİAD’ın sorularını bir kez daha ve daha yüksek sesle soralım:

    • Diyarbakır’ın ihracatı neden potansiyelinin çok altında kalıyor?
    • 28.000 üyeli bir odada seçimlere katılım neden bu kadar düşük?
    • Şehrimizde neden güçlü bir ihracat akademisi kurulmadı?
    • AR-GE ve inovasyon altyapısı neden hâlâ yetersiz?
    • Genç girişimcilerin önünü açacak projeler neden sınırlı?
    • Sanayicinin finansmana erişimi neden hâlâ sorun?
    • Diyarbakır neden Mezopotamya’nın güçlü ticaret merkezi olmasın?
    • Erbil–Diyarbakır hattı neden etkin kullanılmıyor?
    • Mesleki eğitim neden sanayinin ihtiyaçlarına cevap veremiyor?
    • Genç nüfusun sanayiye entegrasyonu neden bu kadar zayıf?
    • Kentimizdeki STK’lar gençlerimize yönelik yeterince proje geliştiriyor mu?

    Bu sorular yalnızca bir DOSİAD’ın değil;
    bir şehrin ve geleceğini arayan bir toplumun sorularıdır.

    Ancak burada altı çizilmesi gereken kritik bir gerçek daha var; Diyarbakır STK’larının demokratik meşruiyetini güçlendirmeden sağlıklı bir gelecek inşa edilemez. Çünkü seçimlerin meşruiyeti yalnızca mevzuatla değil, üyelerin sandığa yansıyan iradesiyle güç kazanır. Bu durum temsil ve katılım konusunda ciddi bir tartışmayı da beraberinde getirmektedir.

    Şehrin ekonomik yapısına baktığımızda ise tablo daha da çarpıcı bir hale geliyor:
    Diyarbakır GSYH’sinin en büyük kısmını %57,42 ile hizmetler sektörü oluştururken,
    geniş tanımlı sanayinin payı yalnızca %8,95 seviyesinde kalıyor.

    Yani Diyarbakır’ ın, üretimle büyüyen değil, tüketim ve hizmet ağırlıklı bir ekonomiyle sınırlı kalan bir şehir olduğu gerçeğiyle yüzleşiyoruz.

    Bu yapı sürdürülebilir değil.
    Bu yapı, istihdam üretmez.
    Bu yapı, ihracat sıçraması yaratmaz.

    Nitekim istihdam verileri de bu tabloyu doğruluyor. Şöyle ki;

    Diyarbakır OSB yaklaşık 11.000 kişiye istihdam sağlarken, Gaziantep Organize Sanayi 400 bine yakın kişiye istihdam kapısı açıyor; sizce aradaki fark sadece rakamlarda mı?

    Ayrıca Diyarbakır ve Şanlıurfa illerini kapsayan ekonomik ve coğrafi bölge  (TRC2 Bölgesi), Türkiye’nin İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflandırması (İBBS) Düzey-2 sisteminde 2025 yılında 26 Düzey-2 bölgesi arasında 24. sırada yer alarak, iş gücüne katılım ve istihdam oranında Türkiye’nin en geride kalan bölgelerinden biri olmuş.

    Kentin ekonomisi ihracat açısından değerlendirildiği zaman;

    Diyarbakır’ın ihracatı, Gaziantep’in yalnızca %2,7’si.
    Başka bir ifadeyle Gaziantep, Diyarbakır’dan yaklaşık 37 kat daha fazla ihracat yapıyor.

    Ve asıl soru tam burada başlıyor:

    • Aynı coğrafyada,
    • Benzer insan kaynağına sahipken,
    • Üstelik Irak pazarına daha yakınken…

    Diyarbakır neden bu tablonun bu kadar gerisinde?

    Bu bir kıyas değil. Bu bir uyarı ve bir potansiyel hatırlatmasıdır.

    Diyarbakır %2,7’lik bir paya mahkûm değildir.
    Ama sorun yalnızca ihracat değil;
    üretim, istihdam ve ekonomik yapı sorunudur.

    Bu tablo değişebilir mi?  Evet…

    Ama bu tabloyu değiştirmek için güçlü bir irade, net bir vizyon ve kararlı bir yönetim anlayışı gerekiyor.

    Bugün mesele kişisel tartışmalar değil, şehrin ekonomik kaderidir.

    Bugün mesele koltuklar değil, üretimdir, istihdamdır, ihracattır.

    Ve artık şu gerçeği açıkça konuşmak gerekiyor:
    Eğer bir şehir potansiyelinin çok altında kalıyorsa,
    orada sorun sadece imkânsızlık değil, yönetim anlayışıdır.

    Diyarbakır’ ın, günü kurtaran yaklaşımlara değil, uzun vadeli stratejilerle yönetilmeye ihtiyacı vardır.

    Bu şehir;

    • İhracat seferberliğiyle,
    • Sanayi odaklı dönüşümle,
    • Sektör bazlı planlamayla,
    • Gençleri merkeze alan bir kalkınma modeliyle ayağa kalkabilir.

    Ve bu mümkündür.

    Çünkü Diyarbakır’ın sorunu potansiyel eksikliği değil, vizyon eksikliğidir.

    Gelelim can alıcı soruya;
    Diyarbakır’ da bu vizyonu ortaya koyacak irade var mı?

    Yoksa bu şehir, konuşulmayan gerçeklerin, ertelenen kararların ve arka planda yaşanan koltuk kavgalarının gölgesinde kaybetmeye devam mı edecek?

    Hacı DALGIÇ

    Hukukçu/Gazeteci

     

    Devamını Oku

    Gazeteciler Grubunda Tahammülsüzlük ve Tarafgirlik Gerçeği

    Gazeteciler Grubunda Tahammülsüzlük ve Tarafgirlik Gerçeği
    3

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Gazeteciliğin temel amacı hakikati savunmak ve toplumun bilgiye erişim hakkını korumaktır. Gazetecilik, kamusal meseleleri somut veriler ve doğrulanabilir bulgular ışığında ele almakla demokratik bir toplum yapısında merkezi bir rol üstlenir. Bu öneminden hareketle de bazı meslek çalışanlarının hızını alamayarak mesleklerine kutsallık atfedecek derecede ileri bir anlayışa sahip olduğuna da şahitlik etmişliğimiz vardır.

    Gazetecilerin adeta kutsal metni olan meslek etik değerlerine göre gazetecinin ilk görevi, hakikate ve toplumun bilgiye erişim hakkına riayet etmektir. Gazetecinin bu görevi yerine getirirken dürüstçe haber toplama ve yayımlama özgürlüğü (?) ile adil yorum ve eleştiri hakkını savunması da vazifesidir.

    Gazetecinin bağımsız, dürüst ve kamu yararını esas alan bir tutumla hiçbir güç odağına bağlı olmadan mesleki vicdanına sadık kalması da, olması gerekendir. Ama öyle mi?

    Diyarbakır, basın ve medya sektöründe, gerek coğrafi, gerek sosyopolitik konumu nedeniyle sahip olduğu önemin bir yansıması olarak hemen bütün ulusal ve uluslararası basın ve medya çalışanlarının sayı olarak yoğun olduğu bir şehir.

    Diyarbakır basın ve medya çalışanlarının da gerek kendi ve gerekse STK’lar ve kamu kurumlarıyla düzenli bir iletişim ağı olarak haber ve bilgi paylaşımı için oluşturduğu “Diyarbakır Haber Bilgi Hattı” adında, çoğunluğu bölgede çalışan basın ve medya çalışanlarından oluşan bir Whatsapp grubu var.

    GGC Başkanı’ nın da yönetici olarak yer aldığı grupta, geçen gün yaşanan bir tartışmayı, gazetecilik meslek etiğinin ne kadar sindirildiğine dair ayrı bir tartışma konusu olarak ele almak istiyorum:

    Malum içinde bulunduğumuz günlerde (küresel ısınma safsatasını iklim değişikliğine dönüştüren) yoğun kar yağışının etkisiyle yaşanılan olumsuzluklar bu grupta da konu edildi. Bu toplumda yaşayan ve sorunlarla birebir muhatap olan meslektaşlarımızın senede 2-3 günü geçmeyen kış koşullarında Karayolları ve Büyükşehir Belediyesi gibi kamu kurumlarının sorumluluğu birbirinin üzerine atarak hayatı felce uğratmalarına yönelik tepkiler dile getirildi. Sadece ana arterlerde yaşanan trafik sorunları değil, kaldırımlarda yayaların yaşadığı zorluklar da gündeme geldi.

    Bazıları doğal bir taraftar refleksi göstererek her şeyin dört dörtlük olamayacağını belirterek Büyükşehir Belediyesini savunmaya kalkınca, yaşanan sorunları somut bir şekilde ifade eden bir arkadaş ta haklı olarak; “meteoroloji günler öncesinden uyarısını yapar. Kurumlar ekiplerini ona göre hazırlar. Karın yağmasıyla birlikte ekipler tuzlama temizleme çalışmasına başlar.  3 gün oldu ekipler ortada yok. Sanırım hala kar şokunu atlatamadılar. Toplu konutta kaos yaşanıyor,  belediyeden gelmişler eserlerini izliyorlar, ne bir tuzlama ne bir kar küreme aracı. İlk gün 3 saat toplu konuttan çıkamadık” şeklinde eleştiri hakkını kullandı.

    Ben de “Merkez ilçe belediyelerinin sorumlulukları da yok mu? Yoksa broşür dağıtmakla mı meşguller?” şeklinde bir ifade kullandım. Hiçbir tahkir unsuru taşımayan bu cümlemden rahatsız olan bir grup yöneticisi; “Broşür dağıtılıyorsa demek yolu açmışlar, hani yol kapalı olsa broşür de dağıtamazlardı. Dağıtım için yolun açık olması şart. Sonuç olarak konu yoldan broşüre nasıl geldi :))” şeklinde cevap verince şakşakçı tayfadan birileri alkış ve gülme emojileriyle destek verdi.

    Buna verdiğim cevap ise; ”Bir gazetecinin okuduğunu anlamaması ne büyük bir eksiklik. Ayrıca gazeteciliğinin siyasi tarafgirlikten bir nebze de olsa ayrı durması meslek etiği açısından gerekli diye düşünüyorum. Hizmet mercii olan belediyelerin eleştirilemez olduğunu da kabul etmiyorum. Grubu meşgul etmemek adına polemiğe girmek istemiyorum. Cümleten iyi akşamlar diler, yeni yılınızı kutlarım,” oldu.

    Gelen karşı cevap şöyle; “Yani anlamakta zorlanmadım, çünkü içinde anlam aranacak bir içerik yoktu. Kar, yol ve broşür arasındaki bağlam ile konuyu meslek etiğine bağlaman bir hayli ilginç oldu. Keşke önce “algı üretmek” ile “habercilik yapmak” arasındaki farkı ayırt edebilseydin. Evet kesinlikle meslek etiği çok önemli, misal kar ile broşürün ayrı şeyler olduğunu, ikincisinin niyetli olduğunu ve ilkini bırakıp niyetini meslekmiş gibi yansıtman bu mesleğe yapılacak en büyük kötülüktür. İyi akşamlar ve mutlu yıllar herkese.”

    Bunun üzerine “belediye yetkililerinin broşür dağıtmakla meşgul olduğu”  sözümü ispatlayan (dikkat edin “mahalle yanarken” le başlayan atasözünü kullanmıyorum), bizzat Kayapınar Belediyesi’ nin kar yağışının ikinci günü olan 30 Aralık 2025 Salı günü X hesabından paylaştıkları broşür dağıtım görsellerini gruba attım.

    Sen misin bunu diyen ve sözünü ispatlayan? Sözümün ispatı olan görseller hemen silindi ve “siz neyin peşindesiniz? Haddini aşıyorsun” gibi cümlelerin hemen ardından cevap verme hakkım engellenerek gruptan çıkarıldım.

    Bir söz var “doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar “ diye.

    Evet demek ki neymiş, siyasi tarafgirlik bir kalpte varsa o zaman meslek etiği, demokrasi, ifade özgürlüğü, dürüst habercilik, mesleki vicdan, şeffaflık… (daha sayayım mı?) Hak getire… Nerede kaldı gazetecinin bağımsızlığı? Nerede ifade ve basın özgürlüğü?

    Gazetecilerin grubunda gazetecinin eleştirisine tahammül edememek, siyasi tarafgirliğin meslek etiğinin önünde yer aldığının aleni bir ispatı.

    Demem o ki siz siz olun, demokratik değerlere sahip toplum beklentilerinizi fazla yüksek tutmayın. Çünkü 300-400 gazeteci ve STK mensubunun ortak paylaşım yaptığı bir WhatsApp grubunda bile ifade özgürlüğü yoksa adeta grup yöneticisi sultasıyla despotluk yapılıyorsa, hele ki “Güzide Basın” mensuplarından hiç kimse de çıkıp bu “tahammülsüzlüğü”  eleştiremiyorsa, varsın gerisini siz düşünün.

    “Yoksa bu kadar basın ve medya çalışanının olduğu bir grupta birilerine yönelik yayılan veya yayılmasına engel olunan bilgi sayesinde birileri avantaj ya da kişisel fayda mı elde ediyor? sorusu da akla gelmiyor değil.

    Devamını Oku

    50. Sayımıza Ulaştık!

    50. Sayımıza Ulaştık!
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Yıllar önce çıktığımız bu yolculukta, Diyar Magazin’in 50. sayısına ulaşmanın gururunu yaşıyoruz. Şehrin iş dünyasından sosyal hayatına kadar nice değişimin, dönüşümün ve hikâyenin kaydını tuttuk. Bugün elimizde, neredeyse 1500 sayfalık bir şehir arşivi var.

    Bu yolculuk kolay olmadı. Mesleğe olan sevgi ve bağlılığımız, biraz da inatla yolumuzu açtı. Çünkü bizim için en büyük ödül; dergimizi eline alan insanların yüzünde beliren o küçük tebessüm oldu.

    Ama işte bu noktada bir parantez açmak zorundayım.

    Şehrin iş dünyasının, hatta ekonomik ve sosyal dinamikleri dediğimiz kurumların, bu yolculuğa destek konusunda sınıfta kaldığını söylemek zorundayım.

    Evet, yanlış duymadınız. Ticaret ve Sanayi Odası, Ticaret Borsası, Organize Sanayi Bölgeleri yönetimleri, STK’lar ve şehri temsil ettiğin iddia eden iş dernekleri, müteahhitler…

    Her fırsatta “memleket sevdalısı” kesilen, “güzide basın” diyerek nutuk atan bazı iş insanlarımızın, iş reklama gelince duvar gibi sus pus olmasına ne demeli. Diyarbakır’ ın bütün akrepleri bunların cebinde.

    Basit kahvaltı organizasyonlarına basını davet ederek bedava reklamını yaptırma yüzsüzlüğüne alışan ve alıştıranlar, iş memleketin tek magazin dergisini desteklemeye gelince ortalıktan toz oluyorlar.

    Sevgili dostlar, bu şehirde basın bedava kahvaltıyla doymuyor!

    Şehrin belleğini, tarihini, ekonomisinin nabzını tutan bir yayın organını yaşatmak, sizin de sorumluluğunuz. Ama görüyorum ki Diyarbakır iş dünyasının önemli bir kısmı reklam konusunda eli sıkı davranmayı (pintiliği) bir meziyet sanıyor. Ayıptır. Reklama gelince üç kuruşu çok görürseniz, bu şehirde basın da, marka da büyüyemez.

    Biz inatla yolumuza devam edeceğiz. Diyar Magazin, ücretsiz olarak iş yerlerinize ulaşmaya, bu şehrin hikâyelerini yazmaya devam edecek. Ama unutmayın; bir gün o arşivde sizin yeriniz boş kalırsa, bunun sebebi bizim değil, sizin bu duyarsızlığınız ve pintiliğiniz olacak.

    Maalesef GAZZE’ de yaşanan soykırım devam ederken bunları konu edinmek bile utanç veriyor. GAZZE için sözün bittiği yerdeyiz. Eminim ki bir şey yapamamanın utancını hepimiz içimizde hissediyoruz. Dünya insanları vicdanlarıyla ayaktayken, Sumud filosuyla yola çıkan bahtiyarların hedefe ulaşması için duacıyız. Ama şunu biliyorum ki, bu konuda duyarsızlığımız ilahi adalet noktasında cezasız kalmayacak. GAZZE insanlığımız için bir mihenk taşı oldu. Onlar kazandı… Biz kendimize, kendi halimize acımalıyız. Acınacak hale geldiğimizin farkında mıyız? Duyarsızlığımızı, zaaflarımızı sorgulamalıyız. Allah bizlere rahmetiyle muamele etsin. Kalben buğzetmekten öteye geçemiyoruz. Ama niyetimiz ve duamız samimi. GAZZE vesilesiyle Allah insanlığa hayırlı kapılar açıyor. Bizim de uyanışımıza vesile olsun.

    Devamını Oku

    Diyarbakır Web Tasarım Ajansı

    Diyarbakır Web Tasarım