Kategori Seçin:
Görüşmeye hazırım AK Partili Beyoğlu’ndan HDP’li Belediye Başkanlarına çağrı Görüşmeye hazırım AK Partili Beyoğlu’ndan HDP’li Belediye Başkanlarına çağrı

AK Partili Beyoğlu, YSK sürecinden meclis çalışmalarına, Bağlar’ın temel sorunlarından hayata geçen ve geçecek olan projelere, Bağlar’daki kentsel dönüşümden kent bileşenlerinin ortak çalışma kültürüne pek çok konuda önemli açıklamalar yaptı.YSK kararına uymak zorunda olduklarını belirten Beyoğlu, “Nasıl ki, bu arkadaşlarımız KHK’li olduğu için onlara bu görevi vermedilerse, ikinci sırada gelen de bu görevi almak zorundadır.

Seçime girmişim, şahsım olarak Bağlar’da 43 bin (yüzde 26)  oy almışım. Halktan biriyim, ömrüm halkın içinde geçmiştir. Hukuk, kanun ne dediyse biz ona uyduk ve bu görev bize tevdi edildi, mazbatayı aldık.”dedi. 31 Mart seçimlerinde KHK’li olduğu gerekçesiyle mazbatası verilmeyen HDP’li Zeyat Ceylan’ın yerine Bağlar Belediyesi Başkanlık koltuğuna oturan AK Partili Hüseyin Beyoğlu, YSK sürecini ve Bağlar Belediyesinde yaptıkları çalışmaları, hayata geçirmeyi planladıkları projeleri Tigris Habere anlattı.

31 Mart mahalli idareler seçiminde, Diyarbakır’ın Bağlar ilçesi Belediye Başkanlığı yarısında HDP’Lİ Zeyyat Ceylan oyların 70.34’ünü AK Partili Hüseyin Beyoğlu ise yüzde 25.46’sını almıştı. Seçim sonuçlarına göre başkanlık yarışını ezici farkla önde tamamlayan HDP’li aday Ceylan’ın mazbatası YSK (Yüksek Seçim Kurulu) tarafından KHK’li olduğu gerekçesiyle verilmezken, onun yerine seçim yarısını ikinci olarak tamamlayan Beyoğlu’na başkanlık mazbatası verilmişti.

Bunun yanında, HDP Belediye meclisinde de 37 üyenin 30’unu alarak meclis çoğunluğunu da elinde bulundurmuştu.Diyarbakır’ın Bağlar Belediyesi Başkanı Hüseyin Beyoğlu, Tigris Haberin sorularını yanıtladı.Yüzde 71 oyla seçilen ancak KHK’li olduğu gerekçesiyle mazbatası verilmeyen Zeyyat Ceylan’ın yerine siz seçildiniz. 

YSK’nın almış olduğu bu kararı nasıl değerlendiriyorsunuz?Öncelikle belirtmek isterim, Türkiye Cumhuriyetimiz bir hukuk devletidir. Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasası var, kanunları var ve kanunlarla yönetilmektedir. Kanunlara göre denilmiş ki, KHK’li biri kamuda görev yapamaz. Bu açık ve nettir. Gönül isterdi ki, KHK’li olmayan bir arkadaşın aday olmasında daha fayda olurdu. Ancak, tabii bu her partinin kendi iç meselesidir, kendi işleyişleridir. Elbette ki, biz bir seçim süreci yaşadık. Biz Diyarbakırlıyız. 

Kürdüm hem Kurmançi hem Zazaca biliyorum. Biz Bağlar’da 70 günlük seçim sürecinde ciddi bir çalışma yaptık. İddia ediyorum, Diyarbakır’da hiçbir aday benim kadar çalışmadı. Bağlar’da 20 binden fazla esnafı dolaştım. Yani, gitmediğim bir esnaf, gitmediğim bir sokak kalmadı. Bağlar’da hemen hemen binalarımızın yüzde 70’ine girdim. Gece gündüz çalıştım. Tabiri caizse seçim sürecinde sahada kendimden başka da kimseyi görmüyordum. Haa halkımızın takdiri o yönde oldu. 

Biz birinci parti gelmedik ve buna da saygı duyduk, evimizde oturduk. Seçim akşamı bütün Bağlar halkına da teşekkür ettim. Sosyal medyamda bu bellidir; oy veren vermeyen herkese teşekkür ettim. Bağlar hakkında hayırlısı ne ise rabbim onu nasip etsin dedim. Ancak gelin görün ki, sonradan bu durum ortaya çıktı. Bu durum da sadece Bağlar’da ortaya çıkmadı. Türkiye’nin 8 yerinde çıktı. Kozan’da Cumhur İttifakı’nın adayı KHK’li çıktı ve yerine ikinci parti olarak Saadet Partisine verildi. Keza, Muş’un bir beldesinde CHP’nin adayı kazandı ve KHK’li olduğu için ikinci parti olarak HDP’ye geçti.

Erzurum, Van, Diyarbakır vb. 5-6 yerde de arkadaşlar KHK’li olduklarından dolayı ikinci konumda olan bizlere AK Partili adaylara geçti. Tabii bu bir kanundur. Yoksa buraya kendi başımıza gelip oturmadık. Şeriatın kestiği parmak acımaz. Kanun öyle demiş. Öyle deyince de biz kanuna uymak zorundayız. Nasıl ki, bu arkadaşlarımız KHK’li olduğu için onlara bu görevi vermedilerse, ikinci sırada gelen de bu görevi almak zorundadır. Seçime girmişim, şahsım olarak Bağlar’da 43 bin (yüzde 26)  oy almışım. Halktan biriyim, ömrüm halkın içinde geçmiştir. Hukuk, kanun ne dediyse biz ona uyduk ve bu görev bize tevdi edildi, mazbatayı aldık. Nasıl yüzde 80 ile gelen biri mazbatayı aldıysa aynı mazbatayı devlet bize de verdi. Buraya kadar siyasi. Biz mazbatayı aldıktan sonra asıl görev ondan sonra başlıyor.

İlk geldiğim meclis toplantısında arkadaşlara şunu söyledim: ‘Kıymetli arkadaşlar biz birinci parti değiliz ancak şuan görev bizde. Ben bu saatten sonra siyasi ceketimi çıkarıp hizmet ceketimi giymişim ve bu saatten sonraki tek hedefim 37 meclis üyesi arkadaşımla Bağlarımıza hizmettir. Şuna inanıyorum ki, HDP’li olsun, AK Partili olsun, MHP’li olsun, Saadet Partili olsun, kim olursa olsun seçildikten sonra tek görev hizmettir. Biz de burada birlikte güzel hizmet edelim ve kardeşçe Bağlarımızın sorunlarına yönelelim, Bağlarımızın insanlarına hizmet edelim. Tek hedefimiz bu olmalı’ diye yola çıktık. Belediye meclisinde HDP çoğunlukta bu durum çalışmalarınızı nasıl etkiliyor?  Sorunların çözümü noktasında HDP’li meclis üyeleriyle birlikte hareket etmeniz önünde bir engel var mı, bu anlamda meclis üyelerine bir çağırınız var mı?Hedef hizmet olduktan sonra siyasi fikirlerin pek önemi olmamalıdır, hele ki belediyede. 

İki tür seçim var, bir yerel seçim var bir genel seçim var. Elbette ki, genel seçimle yerel seçim görevleri bakımından tamamen değişiktir. Yerel seçim hizmet odaklıdır. Mesele hizmet olduğu zaman fikirlerin önemi yok. Ben burada bir zenginlik görüyorum. Neden, çünkü tek hedefim hizmettir. Benim için siyasi tablo ne olursa olsun, hedef Bağlar’a, Bağlar insanımıza hizmettir. Hedef insanların gönüllerine girmek olduğu zaman, hedef insanlara yardım, hizmet olduğu zaman siyasi fikirlerin önemi olmaz. Meclis çoğunluğunun bizde olmamasından şöyle bir fayda da görüyorum. Evet, 37 meclis üyesinin 30’u bizde değil. Yani aynı partili değil. Ben Bağlar’da partiyi öne çıkartmıyorum. Bağlar’da hizmet önde. 30 arkadaş elbette ki, muhalefetini yapıyor, yapacak da. Belki başkaları bunda dezavantaj görür ama ben avantaj görüyorum. Ben yanlış yaptığım zaman elbette ki bu arkadaşlar dile getirecekler.

Biz insanız, hata edebiliriz, yanlış yapabiliriz. Ama yeter ki, art niyet olmasın. Elbette ki, bir hatamız, yanlışımız olursa kendimizi düzeltir, daha güzel hizmet ederiz. Veyahut güzel hizmetlerimiz olduğunda da arkadaşlar da bize uyacaklardır, çünkü amaçları hizmettir. Ben bunun bir sorun olacağını tahmin etmiyorum, buna inanmıyorum. Üç aydır da bir sıkıntı yok. Elbette bir konuda bizim bakış açımız ayrı arkadaşların bakış açıları ayrı olabilir. Ama konu hizmet olduğu zaman ortak noktada buluşacağız. Ben bir sıkıntı görmüyorum.Bağlar kentin en büyük ve en eski ilçesi dolayısıyla en fazla sorunun da biriktiği bir yer. Sizce Bağların en öncelikli ve temel sorunları nelerdir ve siz bunları nasıl çözmeyi düşünüyorsunuz?Bağlarımız Türkiye’de emsali olmayan bir yerdir. Bağlarımız 400 bin nüfusu ile Güneydoğu Anadolumuzun en büyük ilçesidir. Bağlar, 36 ilden daha büyük bir yerdir. Bağlarımız iki ayrı bölümden oluşuyor, bir modern Bağlar bir eski Bağlar. Bağcılar bölümü, caddeleriyle, imarıyla, yeni yapılaşmasıyla, tüm güzellikleriyle ayrı. 

Bir de eski Bağlarımız dediğimiz bölüm var. Bağlar nüfusunun 150 bini Bağcılar tarafında 250 bini ise eski Bağlar’da yaşıyor. Eski Bağlar’da acil ve ciddi bir şekilde bir kentsel dönüşüme ihtiyaç var.Sorularımızın arasında da vardı ama siz değinmişken ifade edelim. Bağlar ilçesinde halkın yıllardır bir kentsel dönüşüm beklentisi var. Siz görev sürenizde bu konuda herhangi bir çalışma düşünüyor musunuz bu konuda ne gibi hazırlıklarınız var?Biz göreve geldiğimizde önümüze bir hedef koyduk. Eski Bağlar’da, 250 bin insanımızın yaşadığı bir yerde çarpık kentleşme, binalar iç içe, sokak aralarında araçlar geçemiyor. Allah muhafaza bir hasta olduğunda bir ambulansın giremeyeceği sokaklar. Yine, bir yangın durumunda bir itfaiye aracının giremeyeceği sokaklar. Doğru dürüst caddeleri olmayan bir yer. Allah muhafaza Diyarbakır’da yüzde 4 şiddetinde bir depremle binaların yüzde 70’inin yerle bir olabileceği içler acısı bir hali var. Şuanda eski Bağlar’da alt katların yüzde10’u metruk, boş yerler ve oralarda ciddi sıkıntılar yaşanıyor. Emniyetle çalışma halindeyiz ve her ay metruk evlerin yıkımını yapıyoruz. 

Geçen ay iki üç bina yıktık. Bu ay on metruk bina var yıkılmayı bekleyen. Önümüzdeki aylarda bu yıkım daha da artacak ama bu çözüm değil. Tek gerçek çözüm kentsel dönüşümdür.Biz bu dönüşümü tek başımıza elbette ki yapamayız. Geçenlerde Ankara’da bir toplantımız oldu. Çevre ve şehircilik Bakanımızla bu durumu konuştuk. Sağolsun ilgilendiler ve bizden bu konuda bir rapor istediler. Şuan biz de profesyonel şirketlerle işbirliği içindeyiz, vermişiz. Bağlarımızla ilgili ciddi bir rapor hazırlıyoruz. Bu rapor kâğıt üzerinde hazırlanmıyor. Bölge bölge önce dronelarla tespit ediyoruz. Semtlerin bölüm bölüm bina durumlarını, arsa durumlarını tespit ediyoruz. Rapor bittikten sonra biz etap etap kentsel dönüşüme başlamayı planlıyoruz. Örneğin bir bölgeyi pilot bölge ilan edip ilk olarak orada başlarız. Biz 5 yılda kentsel dönüşümün yüzde 10’unu da yapsak bir yol haritası çizilmiş olur.

Artık bu bir devlet meselesi olur ve güzel bir şekilde devam eder.Ben halk adamıyım, halkçı bir insanım, halkın içinde dolaşıyorum. Halkı seven bir adamım, halk varsa ben varım. Nasıl seçimden sonra halkın içinde dolaşıyorsam, seçimden sonra da her gün sokak sokak dolaşıyorum. Karşıma pırıl pırıl çocuklarımız çıkıyor, ‘Başkanım futbol sahası, halı saha bize’ diyorlar. Tamam diyorum ama yapacak yer yok. Hakları olan bir şey, bizim de o hizmeti mecburen götürmemiz gerekiyor ama yer yok, o hizmeti götüremiyoruz. O zaman ne olacak, mutlak surette kentsel dönüşüm olacak. Yoksa bütün vebal bizim boynumuzdadır. Biz yöneticilerin boynundadır. Her kim nerede yöneticisi ise bu vebal onun boynundadır. Dernek yöneticisiyse onun boynunda, sendika yöneticisiyse onun boynunda, STK yöneticisiyse onun boynundadır. Bu şehir bizim. Bu insanlar bizim. Bu insanlara biz dokunmasak, bu şehri temizlemezsek; şuan orada 240 bin nüfus yaşıyor ve 3 yıl sonra orada 400 bin nüfus yaşayacak ve orada yetişen gençlikte biz hiçbir şey bekleyemeyeceğiz. Ne bir eğitim verebiliriz ne çocuklara oyun alanı verebiliriz. Bugünkü şartlarda doğan çocukların yüzde 30- 40’ı hastalıklı çocuklardır. Çünkü sağlıksız yerlerde yaşıyorlar. Beslenemiyorlar. Sıcaktan, soğuktan korunamıyorlar. İki yaşındaki çocuklarda böbrek yetmezliği var, astım var. Nedir; iki gözlü odada bir ömür geçiriyorlar. 

Küçücük bedenlere hastalık giriyor. Onun için vebal büyüktür. Bu siyaset üstü bir durumdur. Siyasetle baktığımız zaman biz vebale gireriz. Siyaset üstü, elbirliği ile bu sorunlarımızı çözmeliyiz, halletmeliyiz. Siyaset mecliste yapılır, belediyecilikte yapılmaz. Ben burada siyaset yapmıyorum. Ben burada hizmet edeceğim, bana halkın rızası lazım. Bize Allah rızası ve halkın duası lazım.Kentsel dönüşüm dediniz, peki bu proje ne zaman hayata geçecek?Allahın izniyle iki aya kadar projelerimiz biter. Biz zaten diyalog halindeyiz ve raporumuzu Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na, TOKİ’ye götüreceğiz. İnşallah ilk olarak bir pilot bölge tespit edip ilkbaharda, mart- nisan aylarında başlamayı hedefliyoruz.Bağlar’ın temel sorunlarından bir iki başlık halinde bahseder misiniz?Bağlar’ın sorunu eğitimdir. Çocuklarımızın eğitim durumu cidden düşüktür. Eski Bağlar2da çocuklarımızın eğitim imkânı çok zayıftır. Bağlar’da bulunan metruk binaları hızla onarıyoruz ve Milli Eğitimle birlikte çocuklarımıza yönelik kurslar açıyoruz.

Halk Eğitim Merkezimizle birlikte, Gençlik Spor İl Müdürlüğümüzle birlikte… Binalar bizde öğretmenler onlarda halkımıza bedava kurslar vereceğiz. Onun dışında üniversiteye hazırlık kursları açacağız. Binalarımız tamamlanmak üzere ve Eylül’de ihtiyaç sahibi kardeşlerimize, gençlerimize yönelik kurslarımızı hayata geçireceğiz.Halkın, sokağın sizden başka ne gibi talepleri var?Halk, iş, iş, iş istiyor. Halkımız ciddi fakirlik yaşıyor. Sokakları, evleri dolaşıyorum. ‘Valla diyorlar biz oy vermedik size ama sizin hizmet edeceğinize inanıyoruz. İş olanağını çoğaltacağınıza inanıyoruz.”şeklinde halktan dönüşler alıyoruz. Bağlar’da organik sebze yetiştiriciliği yapmayı ve bu projede en az 3- 4 bin insanımızı istihdam etmeyi düşünüyoruz. Yetiştirdiğimiz organik sebzeleri Bağlar’da çeşitli satış noktalarında halka maliyet fiyatına vereceğiz.Kadın semt pazarcılarının zaman zaman erkek semt pazarcılarla yaşadığı yer sorunları gündeme geldi. Sizin yönetiminizde kadın semt pazarcılarının yerleri konusunda nasıl bir tasarrufunuz olacak?Bir yerde hayat varsa mutlak sıkıntı vardır. Sıkıntısız bir hayat yok. Bu evin içinde olur, daire içinde olabilir, halkın içinde olabilir. Şuan kadar eski Bağlar’da erkek semt pazarı var Bağcılarda ise kadın semt pazarı var. 

Bağcılar mahallemiz dahi çoğu illerden daha büyüktür. Biz şuan hem kadın pazarcılarla hem de erkek pazarcılarla ayrı ayrı görüşüyoruz. Bu konuya dair meclisimizde bir komisyon kurduk. Komisyon hem kadın hem erkek pazarcılarla hem de zabıtalarımızla görüşecek. İki tarafı da mağdur etmeyecek bir çözüm üretilecektir.Yeni değişen Hal Yasası’nda yapılan değişikliklere göre ilçelerde kapalı semt pazarları kurulması gündemdeydi…Biz de bunun üzerinde çalışıyoruz. Önümüzdeki ay bunun için bir komisyon kuracağız. Ben de şahsım olarak seyyar pazarlardan ziyade mümkün mertebe kapalı/sabit semt pazarlarının kurulmasını savunuyorum. Sabit semt parlarında hem çevre temizliği daha iyi olur hem oranın düzeni daha iyi olur. Tabii bu tek başıma benim alacağım bir karar değil. Bağlarda ben değil biz varız. Biz herkesin fikrini alacağız, halkın yararına ne varsa onu birlikte yapacağız. Buraya geldiğimde üç hedefim vardı. Bir, gönül belediyeciliği. İki, sosyal belediyecilik. Üç, hizmet belediyeciliği. İlk bir ay hiç sokaklardan çıkmadım. Sabah toplantılarının dışında hep halkın içinde oldum. ‘Koltuğa oturduk, halk umurumuzda değil’, değil. Elbette gittiğimiz bir yerde biri bizi tenkit de edebilir, sevebilir de. Biz halkın içinde çıkmadık. Sosyal belediyecilikte ne yaptık; 20 binden fala eve girdik. Belediyemizin imkânlarıyla biz o evlere yardım götürebildik. Hizmet alanında ise Türkiye’de kimsenin yapamayacağını yaptık.

Hizmet ile de belediyenin kasasında para harcayarak yapılmaz. Şehrimizde yaşayan insanlara bir hizmet götür de nereden götürürsen götür. Biz duyduk ki, Karayolları Genel Müdürlüğü 120 bin metrekare bazalt kaldırım taşı ihalesi yapmışlar.  Bu ihale başta Diyarbakır’ın olmasına rağmen başka bir ile verilmiş. İlin ismini vermeyeyim. Durumu öğrendiğim gibi Sayın valimle görüştüm. Allah razı olsun Sayın İl valimiz Hasan Basri Güzeloğlu Bey, son derece duyarlı, Diyarbakır’ı seven, Diyarbakır aşığı bir valimizdir. Birlikte çalıştık ve o 120 bin metrekarelik hizmeti Bağlar’a getirttik. Yoksa bunun gelmesi imkânsız gibi bir şeydir. 60 milyon TL’lik bir ihale. Normalde belediye imkânlarıyla bunu 5 yılda yapamayız. Şuan başladı ve çalışmalar devam ediyor. Şuan yapılan yerlerde yürümek istiyorsunuz ama diğer yerler berbat. Çok şükür, rabbim bu hizmeti nasip etmişse ne mutlu bize. Mesele budur.Kadın semt pazarları erkeklere verilecek diye kaygılar var siz bu konuda net bir şey söyleyebilir misiniz?Öyle bir şey olamaz. Benim için çalışan çalışandır. Kadın çalışan da kutsaldır, başımızın tacıdır erkek çalışan da kutsaldır, başımızın tacıdır. Asla kadın kardeşlerimizin yerleri onlardan alınmayacak. 

Ancak yine de onlar bilir ama bana göre her iki taraf da her iki tarafta çalışabilir. Tabii bu konuda komisyon ne karar verir onu bilmem ama bence eğer her iki taraf da anlaşabilirse iki tarafta da çalışabilirler. Bağcılar büyük bir yerdir. Pazartesi günü biri bir tarafta diğeri bir tarafta Pazar açabilir. Keza bu eski Bağlar için de geçerlidir. Kadın erkek ayrımı yapmadan, benim yanımda fark etmez… Veya şöyle, onlar kendi ararlında anlaşırlarsa, ittifak olurlarsa aldıkları karar ne ise biz o karara destek veririz. Yeter ki, halkın yararına olsun. Yoksa asla, kadınlarımızı bir tarafa atıp erkeklerimizi getirip oraya yerleştirmek gibi bir şey söz konusu bile değil.Beş yılda ne tür projeler yapmayı düşünüyorsunuz?Bağlarımız hizmete susamış bir yerdir. Maalesef şimdiye kadar gözle görülür, elle tutulur bir şey Bağlar’da yapılmamış. 

Ama biz hızla başlayacağız. Bağlar’da belediyemize ait güzel arsalarımız var. Biz o alanları değerlendireceğiz. Bu yılsonuna kadar yetiştirmek kaydıyla Yeni Hal karşısında 13 -14 dönümlük bir yerimiz ve havaalanına giden protokol yolunun sağ tarafında bir yerimiz var. Biz proje aşamasını bitirdik ve şuanda ihaleye çıkartıyoruz. Bağlar Belediyesinde yapacağım bütün ihaleleri şeffaf yapıyorum, KİK’e bırakarak yapıyorum.  Birilerine peşkeş çekmek değil, herkes ihaleye girebilsin. Ama tabii isterim ki, Diyarbakırlılarımız alsın. Bu benim kişisel isteğimdir. İsterim ki, harcayacağımız her kuruş Diyarbakır’ımızdaki iş insanımıza, esnafımıza, çalışanımıza gitsin, onlar kazansın. Bahsi geçen ihalede çok modern bir park yapıyoruz. İçinde kütüphanesi, millet kıraathanesi, engelli kardeşlerimize yönelik spor ve yürüyüş alanları, vatandaşlarımızın yürüyebileceği, dinlenebileceği modern alanlar olacak. Bir aya kadar proje çıkar, asarız, yılsonuna kadar da bunu yetiştiririz.

Önümüzdeki yıllarda bu projeler çoğalacak. Yine, acil olarak bir spor kompleksi yapmayı düşünüyoruz. Yeni Bağlar’da dev bir kongre merkezi yapılacak. En az 2 bin 500 kişilik bir kongre merkezi. Onun yanında yüzme havuzları, basketbol sahaları, voleybol sahaları, halı sahalar, tenis kortu, yürüyüş alanları… Bağlar’daki kardeşlerimiz rahatlıkla bundan yararlanacaktır. Bu projeyi de hibe usulüyle yapmayı düşünüyorum. Bağlar belki de Türkiye’de en çok engelli kardeşimizin yaşadığı bir yerdir ve bir yıl içinde engelli kardeşlerimize dönük bir projeyi, engelli merkezini hayata geçireceğiz. Sadece engellilere dönük bu projede spor alanları olacak, kurs yerleri olacak. Yani hem hayata tutunabilecekleri hem de sporlarını yapabilecekleri bir merkez olacak. Bu en önemli projelerimizden biridir.Nasıl bir belediye devraldınız, kasada ne kadar paranız vardı, şuan durum nedir?Biz öyle çok borcu olan bir belediye devralmadık. Aşağı, yukarı 2 milyon TL bir borcu vardı ve bir belediye için de o kadar önemli bir borç değildir. Normal bir belediye devraldık. Tabii derdimiz bizden öncekini eleştirmek değildir. Biz güzel bir şey yaptığımızda zaten ortaya çıkar.Kentin sorunlarının çözümü noktasında başta Büyükşehir Belediye Başkanı olmak üzere diğer ilçe belediye başkanları ile görüşmeyi düşünüyor musunuz? Aranızda herhangi bir sorun var mı?Şahsım olarak hiçbir insana karşı bir önyargım yoktur. Her insanı kendim kadar iyi bilirim, değerli bilirim, değer veririm. Söz konusu Diyarbakır’ımıza hizmetse, Bağlarımıza hizmetse, Yenişehir’imize, Kayapınar’ımıza, Sur’umuza, Büyükşehir’imize hizmetse ben herkesle konuşmaya da proje desteğine de hazırım. Benim hiç kimseye karşı bir art niyetim yok. Hiç kimseyle bir sıkıntım yok.Selçuk Bey ile görüşmeyi düşünüyor musunuz?Ben selam veririm ve selamımı alan herkesle görüşürüm. Selçuk Bey de buraya hizmet veriyor biz de hizmet veriyoruz. O da hizmet için gelmiş biz de hizmet için gelmişiz. Şuanda siyaset zamanı değildir, siyaset defteri kapanmıştır. Şuan hizmet zamanıdır. Bana göre hizmet zamanında da hepimiz birlikte olmalıyız, birlikte hizmet etmeliyiz. Ben Bağlar Belediyesi başkanıyım ama benim için Diyarbakır bir bütündür. Benim için Kayapınar da Bağlar kadar önemlidir, Yenişehir de Sur da Büyükşehir de.  Keşke elimde olsa bütün o yerlere de ben hizmet edeyim. 

Vallahi imkânım olsa fark gözetmeksizin yaparım. Bu konuda herkesle de görüşmeye hazırım. Biz buranın insanlarıyız birbirimize muhtacız, kardeşçe yaşamak zorundayız. Biz yöneticiler olarak örnek olmalıyız. Ayrımcı değil birleştirici olmalıyız. Biz yöneticiler olarak insanlara tartışma yaratacak zemin, imkân vermemeliyiz. Burada AK Parti ve HDP’nin olmasını bir zenginlik ve Diyarbakır’ın yararına, hayır çıkacak bir şey olarak görüyorum. Fikrimiz ne olursa olsun birleşmeliyiz. Koyu HDP’li, koyu MHP’li, Koyu AK Partili olabiliriz ama aynı safta olmalıyız. Sonuçta hepimiz arkadaşız. Bir düğün olduğu zaman gelip hepimiz aynı masada oturacağız. Hepimiz o mutluluğa ortak olacağız. O zaman demek ki, biz bunu genişletebiliriz. Hizmette de bunu yapabiliriz. Kardeşlikte de bunu yapabiliriz. Ama yine herkes kendi fikrini güder.Biz Diyarbakır’ı çok seviyoruz. Ben inanıyorum ki, Diyarbakır’daki herkes, başta Sayın valimiz, diğer kurum müdürlerimiz, bütün belediye başkanlarımız, hepimiz Diyarbakır’ın aşığıyız. Herkesin, canı gönülden elinden geldiğince, Diyarbakır’a nasıl hizmet edebilirim inancı içinde vardır. Bunu herkes için diyorum. O zaman kardeşim gelin hep birlikte Diyarbakır’a güzel hizmetler edelim. 

Özel Haber: Tigris Gazetesi Ali Abbas Yılmaz 

DİYARBAKIR’A YAKIŞMAYAN GÖRÜNTÜLER! DİYARBAKIR’A YAKIŞMAYAN GÖRÜNTÜLER!

Her geçen gün gelişen ve büyüyen Diyarbakır’da, özellikle şehir merkezinde bulunan metruk binalar ile yıkılması gereken veya yıkımı yapılmasına rağmen temizleme çalışmaları yapılmadığı için korku ve tehlike saçan binaların görüntüsü, vatandaşları bir hayli tedirgin ediyor.

Özellikle Merkez Yenişehir ilçesine bağlı Ofis semti, Lise Caddesi gibi belirli noktalarda yaşanan bu soruna, vatandaşlar bir an önce çözüm bulunması gerektiğini belirtiyorlar. Gerek boş alanlar ve gerekse metruk binalar ile, yıkımı tamamlanmasına rağmen, gerekli hijyen çalışmalarının yapılmadığı binalar, haklı olarak vatandaşları çileden çıkarmış durumda. Vatandaşlar, yetkililerden duyarlılık beklediklerini belirterek şunları söylediler: ‘Gerek buralarda yaşayan mahalle sakinleri ve gerekse çevre esnafları olarak, bu görüntüden oldukça sıkıntı duyuyoruz.

Her tarafın cam ve moloz yığınları ile dolu olduğu bu mekanlar, tinerciler, balliciler, hırsızlar ve uyuşturucu kullanıcılarının meskeni haline gelmiş durumda. Özellikle geceleri, çocuklarımız ve ailelerimizle buraların önünden geçemez oluyoruz. Cam gibi kesici ve delici maddelerin olması da cabası. Somut örnek vermek gerekirse, Merkez Yenişehir İlçemiz Ofis semtimizin en işlek yerinde, her gün binlerce insanın geçiş noktasında Sanat Sokağı bitiminde metruk bir bina var. Ne yazık ki, tinerciler, uyuşturucu bağımlıları, baliciler, içip içip sızanların uğrak yeri haline gelmiş durumda. Her taraf kırılmış içki şişeleri ve cam kırıklarıyla dolu. 

Büyükşehir Belediyesinin bu tür konularda hassasiyet göstermesi gerekiyor. Aynı zamanda son yıllarda turist yoğunluğunun yaşadığı kentimizde, bu görüntüler, turizm açısından da olumsuz puan almamıza sebep oluyor. Her gün kentimizi ve özellikle Suriçi ve Yenişehir İlçemizi gezen yabancı turistler, bu manzarayı gördüklerinde hiç hoş bir durum olmuyor. Zaman zaman denk geldiğimiz gayri ahlaki görüntüler de zaten hepimizi rahatsız ediyor. Her gün on binlerce insanın uğradığı, dolaştığı, resmi kurum veya kuruluşlarda işlerini hallettiği Merkez Yenişehir İlçemiz ve özellikle Ofis semtimiz, bu tür sıkıntılardan kurtarılmalı. Bizler vatandaşlar olarak, üstümüze düşeni yapmaya hazırız. Yeter ki, ilgili kurum ve kuruluşlar harekete geçsinler.’

KAYNAK:GÜNEYDOĞU GÜNCEL

BU DA ASANSÖR KUYRUĞU BU DA ASANSÖR KUYRUĞU

Diyarbakır Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinde asansörlerde yaşanan arızalar nedeniyle vatandaşlar canından bezdi.

 DİYARBAKIR – Türkiye’de kuyruk bitmiyor. Daha önce filmlere de konu olan tüp kuyruğu, ekmek kuyruğu, sabahın beşinde hastanelere gidip fiş alma kuyruğu vs. gibi kuyrukları görmüştük.

Geçen sene de dövizin artışından sonra tanzim satışları kuyruğunu gördük. Ama asansör bekleme kuyruğunu yeni görüyoruz.

Bu kuyruk fiş bekleme kuyruğu değil, asansör bekleme kuyruğu. Hem sedye üzerindeki hasta hem de yakınlarını ziyarete gitmek isteyenlerin oluşturduğu kuyruktan dolayı vatandaşlar isyan etti.

Şanlıurfa yolu üzerinde bulunan Diyarbakır Kadın Doğum Ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinde hasta ve yakınlarının çilesi bitmiyor. Diyarbakır Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinde asansörlerde yaşanan arızalar nedeniyle vatandaşlar canından bezdi.

Daha önce de yaşanan asansör arızalarına çözüm bulunamazken, hastalar ve hasta yakınları çalışan asansörlerle çıkabilmek için uzun kuyruklar oluşturuyor. Diğer yandan asansörlerin bir kısmının çalışmaması sağlık personellerine de zor anlar yaşatıyor. Vatandaşlar gibi asansörler önünde uzun kuyruklar oluşturan sağlık görevlileri görevlerinin sağlıklı ve hızlı bir şekilde yapılabilmesi için arızalı olan asansörlerin biran önce tamir edilmesini talep ediyor.

Özellikle ziyaretçi saatlerinde yoğunluğun yaşanması asansör krizinin ne safhada olduğunu gözler önüne serdi.Sağlık görevlileri ile birlikte hasta yakınının yanına çıkmak isteyen vatandaşlar çalışan asansörler önünde uzun süre beklemek zorunda kalıyor.Hasta yakınları üst katlardaki poliklinikleri kullanmak için asansör beklediklerini ancak geç gelmesi nedeni ile asansör kuyruğu beklemek zorunda kaldıklarını söyledi.

Asansörlerin sıkıntılarının ne zaman giderileceği konusunda bilgi almak için ulaştığımız hastane görevlileri, yetkili kimsenin bulunmadığı gerekçesiyle bilgi veremeyeceklerini belirtti.

ÖZEL HABER:GÜNEYDOĞU GÜNCEL GAZETESİ SEYFETTİN EKEN 

‘ÖLÜMÜNE DAVA’ BÖYLE OLUR ‘ÖLÜMÜNE DAVA’ BÖYLE OLUR

Bu güne kadar hemen, hemen hepimiz çeşitli siyasi partilerin içersinde faaliyet gösterenlerin ‘Ben sonuna kadar partiliyim’, dava adamıyım’ şuyum, buyum diyenleri duymuşsunuzdur fakat çok azımız gerçekten de ‘ÖLÜMÜNE DAVA’ diyene ender olarak rastlamışızdır veya hiç rastlamamışızdır. ‘Ben dava adamıyım’ diyenlere nasıl dava adamı olduğunu belki de Fatime Alakuş’un öyküsü ışık tutacak, ‘Ölümüne dava adamı’ nasıl olunuru gözler önüne serecek.

7 Haziran seçimlerinde 8 aylık hamile olduğu halde kapı, kapı dolaşarak Ak Parti için oy isteyen şimdiki Ak Parti Bağlar İlçesi Kadın Kolları Fatime Alakuş’un dava uğruna hem kendisinin hem de çocuğunun yaşamını kaybetmesinin, verilen yaşam mücadelesinin sonunda neler yaşadıklarını birlikte okumaya ne dersiniz? Ölümün kıyısından dönen anne ve oğlun hikayesi ise aynen şöyle ki inanmayan olur ise Genesis hastanesinin kayıtları ortada.

İŞTE O DAVA UĞRUNA ÖLÜP, ÖLÜP DİRİLEN FADİME ALAKUŞ VE MİNİK YAVRUSUNUN ÖYKÜSÜ: 



BEŞENK: Fatime Hanım öncelikle okuyucularımızın sizi tanıması açısından kendinizi tanıtırmısınız?

FATİME ALAKUŞ: İsmim Fadime Alakuş, Uzun yıllardır  AK Partinin aktif bir üyesiyim. 2014 Şubat ayında 31 Mart seçimlerine 1 ay kala bağlar ilçe başkanımız o dönem Hüseyin Beyoğlu beyefendiyken Ak Parti Bağlar ilçe Başkanlığı, Sosyal Politikalar birim başkanlığında görev aldım, İlçe Başkanlığı yardımcılığı ile birlikte partimin birçok kademesinde görev aldım.

BEŞENK: AK Partili olmak ile AK Parti ruhunu taşımak arasındaki farkı ortaya çıkarmaya çalışıyoruz. ‘DAVA UĞRUNA ÖLÜMÜ GÖZE ALMAYI’ bize tarif edermisiniz?



FATİME ALAKUŞ: 15 Ocak 2015’te bağlar ilçesinde Kadın Kolları başkanlığına atanmam ile birlikte hamilelik sürecimde başladı. Zaten 7 Haziran seçimleri de vardı. O dönemdeki milletvekili adayları ile birlikte bütün seçim çalışmalarınızı ara vermeksizin devam ettik. Sabahlardan akşamlara kadar AK partinin milletvekili sayısını Diyarbakır’da artırmak amacıyla elimizden geleni yaptık. Bu kadar emeğinizin sonucu olarak istediğimiz başarıyı yakalamak istedik verdiğimiz mücadele ile. 7 Haziran seçimlerinden sonra sıkıntılı bir hamilelik süreci yaşadım aslında, ilçelere karayolu ile seyahat ediyorduk, hava şartları, yoğun tempo, her şey çok yoğun geçiyordu. Bir gün yine partime oy kazandırmak için bir ailemiz ile görüşürken gözlerimin kapandığını biliyorum, sonrasında kalbim durmuş, doktorlarımızın yoğun çabaları sonucu yine hayata döndürülmüşüm. Bu sırada karnımdaki çocuğumda yaşamını yitirmişti. Anestesisiz sezeryan yolu ile çocuğum karnımdan alınmış, 2.5 dakika kalbi durmuş vaziyette kaldıktan sonra oda canlandırılmış. Tabi bu yaşadığımız şeyler sonucunda çocuğumun iki kulağı havasız kaldığı için duymuyor. İmplant yardımı ile bir kulağı biraz işitiyor. Elhamdülillah inanıyorum ki çalışmalar esnasında mağduriyetlerine dokunduğumuz ailelerimizin duaları sayesinde ki kesinlikle bundan hiç şüphem yok, o dualar sayesinde muhakkak birilerini yaralarına dokunmuşuz ki bu şekilde Rabbim bize bu hayatı yaşamayı tekrar nasip etti.

BEŞENK: BU KADAR KRİTİK OLAN BİR SÜREÇTE BU MÜCADELE NİYEYDİ?

FATİME ALAKUŞ: Ben dava için bunların hepsine katlandım. Çünkü Diyarbakır’ımız üzerinden konuşacak olursak Diyarbakır’ımız basit bir yer değil ve hak ettiği konumda değil. Bu yüzden hem ben kendim hem de yönetimimiz ile beraber gece, gündüz demeden günün hangi saati olursa olsun çalışmalarımıza sokaklarda yapıyorduk. Bizimle beraber birçok milletvekili adayı da vardı. Hatta o dönemde Diyarbakır’da bugüne kadar yapılmamış ama çevre illerde yapılan bir çalışmayı da yaptık kapı, kapı, hane, hane dolaşarak dava aşkını, Diyarbakır’ımızı, çocuklarımızın geleceğini anlattık. Çocuklarımızın yarınları için verdiğim bu mücadele sırasında hamileliğimi hiç düşünmüyordum, her çaldığımız kapıda Küfürlerimizi de yiyorduk, geri dönüşümü farklı bile olsa bazı şeyler yaşadık ancak ne olursa olsun pes etmedik, vazgeçmedik. Adeta İstanbul’daki mahalle teşkilatlanması gibi çalıştık o zamana kadar Diyarbakır’da AK Parti’nin böyle bir çalışması yapılmamıştı. Ölürcesine, ölene kadar çalıştık, tabi bu bir kısmımız için geçerliydi. Ve ben öldüm çocuğumla birlikte.


BEŞENK: Bu davaya gönül vermiş bir insanın yaşamış olduğu badireleri öğrenmek istiyorum. Sonuç ne oldu?

FATİME ALAKUŞ: Şu anda çocuğumun sağ ve sol kulağı işitme engellidir ancak ameliyat sağ tarafa cihaz koyarak duymasını sağladık. Ömür boyu o cihaza bağlı kalacak. 2015 yılından şimdiye kadar 7 Haziran ve 1 Kasım genel seçimleri, 16 Nisan referandum öncesinde de darbe, 24 Haziran genel seçimler son olarak da 31 Mart yerel seçimleri sürecinde çalışmalarımıza aralıksız olarak devam ettik. Bu süreçte en büyük destekçim eşim ve oğlumdu.


BEŞENK: Kadın Kolları Başkanlığı teklif edilirse bunu nasıl değerlendirirsiniz?

FATİME ALAKUŞ: Şu ana kadar başkanlık gibi bir beklentim olmadı ama beni layık görürse inanıyorum ki Bağlarda iki dönem başkanlık yapmışsam İl Kadın Kolları başkanlığında da layıkıyla görevimi yerine getireceğini düşünüyorum. Ben Ak partinin bir neferiyim sonuç ne olursa olsun gerisi teferruattır.

Fatime Alakuş’un eşi Şaban Alakuş ise yaşadıkları o acı dolu günleri boğazına takılan düğümlerle şöyle özetledi:

BEŞENK: Şaban bey Fatime hanımın 1 Kasım seçimleri öncesi talihsiz bazı olaylar yaşadı. Eşi olarak sizler de yaşadığınız bu travma dolu zamanları aktarırmısınız?

ŞABAN ALAKUŞ: Eşim ve Ekibi Yaklaşık 4 ay boyunca aktif bir tempoyla çalıştılar. Sahalardan çıktıktan sonra doğum olayı gerçekleşene kadar yaklaşık 1 aylık bir süre vardı. Aktif ve hareketli bir anda vücut ödem toplamaya başladı. Biz ilk başta bu ödemi fazla ciddiye almadık, şişkinlikleri normal hamilelik süreci olarak değerlendirdik. Tabii bu hareketlilikte çocuğun kalp hareketlerini de takip ediyorduk. Eşimin oy istemek için gittiği bir evin kapısında bayılması neticesinde doktora gittiğimiz anda kalp atışlarına baktık, ultrasona alırken hastanedeyken emboli olayı gerçekleşti. Tam ultrasonda iken aniden bir terslik olduğunu hissettik. Doktorumuz Bu sırada eşim sedyeye aldı, eşim öksürmeye başladı. Nefes alamadığı için eşimi direkcanlandırma odasına aldılar. Genesis Hastanesi’nde mavi kod yani ölüm kodu verildi. Biz hepimiz aşağı indik. Bütün doktorlar orada toplandı. Bu süreçte bizim doktorumuz da yanımızdaydı, o sırada canlandırma yapıldığı anda doktor dedi ki eşin EX oldu yani öldü. Bana bir kağıt imzalattılar ve o sırada Rabbim bu canı sen vermedin ki sen alırsın, Allah u Teala’nın takdiri budur dedim. Velhasıl kelam 10 – 15 dakika eşim EX kaldı, o esnada çocuğumun da doğumu en azından onun yaşamını kurtarmak için sezeryan yolu ile yapıldı. Çocuğum sezeryanla alındığı sırada suratı mosmordu, onda da soluk yoktu. Soluk yolunu açabilmeleri için ciddi bir şekilde oksijen vermeleri gerekiyordu. Prematüre çocuklarda yüksek oksijen verildiği zaman tamamıyla kulak sinirlerini etkiliyor. Elhamdülillah zihinsel olarak bir şey olmadı ama sadece çocuğum işitme engelli oldu. Biz o olaydan itibaren 3 saat sonra kendisini görebildik. 2 buçuk saat zaman diliminde Yaklaşık 4 defa kalp durmuş ve elektroşokla hayata döndürülmüş. Tabi uzun süre boyunca h0em eşim hem de oğlum yoğun bakımlarda kaldılar. İşte böylesi bir olay yaşadık ve Rabbim de hem eşimi hem de çocuğumuzu bize bağışladı. Bence bunlar o kapı, kapı dolaşılan, dertlerine, sızılarına dokunulan insanlarımızın dualarının sonucudur. Eşimin bu riskli durumu karşısında artık durulmasını istedim ve dedim ki bu kadar insanın içinde senin bir oyuna mı ihtiyaç var diye. Oda bana evet diyordu benim için o bir oydur. Eşim böyle biri işte, bir oy için yaşamını gözünü kırpmadan vermeye aday.
Ahmet BEŞENK / Seyfettin EKEN

Baba ile oğlun 30 yıl sonra film gibi buluşması Baba ile oğlun 30 yıl sonra film gibi buluşması

Avusturya’ya çalışmaya giden ve 30 yıldır Türkiye’ye dönmeyen 80 yaşındaki Hüseyin amca, Avusturyalı ev sahibi tarafından ailesiyle görüşebilmesi için Türkiye’ye getirildi. Havalimanında iki oğlu, gelini ve torunları tarafından karşılanan Hüseyin Ünlü, ailesiyle kucaklaştı. Film gibi buluşmada yıllardır ailesini görmeyen Hüseyin amca, sadece küçük oğlunu tanıyabildi.

Eşi 16 yıl önce vefat etti

1973 yılında çalışmak için Türkiye’den Avusturya’ya giden Hüseyin Ünlü, Antalya’daki ailesiyle zaman zaman sadece telefonda görüştü. Eşi 16 yıl önce Türkiye’de vefat eden Hüseyin amca, irtibat kurulup haber verilemediği için cenazeye de gelemedi. Eşi de öldükten sonra Avustarya’ya tamamen yerleşen ve beş çocuğu olan Hüseyin amca, son 30 yıldır Türkiye’ye hiç gelmedi. 80 yaşına gelen ve yaşlılığa bağlı hastalıklarla mücadele etmeye çalışan Hüseyin amcayı, oğlu Ali Ünlü (47), Türkiye’ye getirmek için yoğun çaba sarf etti. Yıllarca babasını görebilmek için mücadele eden Ünlü, sonunda babasını Türkiye’ye kesin dönüş yapması için ikna etti. 1985 yılından buyana evinde kiracı olarak kalan Hüseyin amcanın durumunu öğrenen Avusturyalı ev sahibi Harald Pırıtsch Hüseyin amcayı Türkiye’ye getirip ailesiyle buluşturmak için harekete geçti.

Uçak rötar yaptı, heyecan arttı

Nihayet beklenen gün geldi ve Hüseyin amca yıllarca evinde yaşadığı ev sahibi Harald Pırıtsch’in refakatinde uçağa bindi ve Türkiye’ye döndü. Manavgat’ta yaşayan Ünlü ailesinden oğlu Ali Ünlü, büyük oğlu, kızı, gelinler ve torunları Antalya Havalimanının yolunu tuttu. Heyecanlı aile, uçağın rötar yapması nedeniyle saatlerce bekledi ve bekledikçe sabırsızlıkları arttı. Yaklaşık 2 saat sonra uçağın indiğini öğrenen Ünlü, hemen babasını aradı ve valizleri beklediklerini öğrendi. Valizlerin de gecikmesi nedeniyle bekleyiş uzadı. Tüm aile fertlerinin gözü kapıdan bir saniye bile ayrılmadı, her gelen yolcu arasından Hüseyin amcayı görmeyi beklediler.

Çocukları arasından sadece Ali’yi tanıdı

Sonunda kapıda 80 yaşındaki Hüseyin amca ve yanında ona eşlik eden ev sahibi Avusturyalı Harald Pırıtsch göründü. İkili, kendilerini karşılayan ailenin yanına yaklaştı. Çocukları ve torunları Hüseyin amcayı kucakladı, sarılıp öptü ancak Hüseyin amca küçük oğlu hariç kimseyi tanıyamadı. Babasına sıkıca sarılan Ünlü, uzun uzun hasret giderircesine yüzüne baktı. Duygularını İHA muhabirine aktaran Ünlü, “Çok mutluyum 30 yıldır babamı ilk defa görüyorum, duygularımı ifade edemiyorum şu anda. Kızını bile tanıyamadı, torunlarını zaten hiç görmedi, tanımıyor. Çok duygulandı, ağlamamak için kendimizi zor tutuyoruz” şeklinde konuştu.
Hüseyin amca ise, “Her gün ağlıyordum telefonda, şu anda buradayım. Oğlum Ali ‘gel’ demese ben gelmeyecektim” ifadelerinde bulundu.

Ailenin kavuşması için Hüseyin amcanın Türkiye’ye gelmesine yardımcı olan ev sahibi Harald Pırıtsch de, bu güzel kavuşma anına şahit oldu. Ailenin bunca yıl sonra bir araya gelmesinden duyduğu mutluluğu dile getirdi.

Cem Denny Ekici

BARIŞ ELÇİSİ HACİ SAİT ÖZŞANLI TAZİYE EVİ HİZMETE AÇILDI. BARIŞ ELÇİSİ HACİ SAİT ÖZŞANLI TAZİYE EVİ HİZMETE AÇILDI.

D.BAKIR- Ülkemiz tarihinde ilk taziye evi kurucusu olan Diyarbakırlı hemşehrimiz rahmetli Hacı Sait Özşanlı adına kurulan Taziye Evi, vatandaşların hizmetine sunuldu.

Konuyla ilgili olarak açıklamalarda bulunan merhum Hacı Sait Özşanlı’nın oğlu, İş Adamı İsmail ÖzŞanlı, şunları söyledi: 
‘Bu mübarek kentin bağrından çıkan, ömrünü barışa adayan, bölgemiz genelinde birçok kan davasını barışla sonuçlandıran merhum Hacı Sait ÖzŞanlı’nın cansiperane çalışmaları, bütün halkımızın malumudur. 

RAHMETLE ANIYORUZ 

“Barış Elçisi” ünvanlı merhum babam, bilindiği üzere, Nobel Barış Ödülüne aday gösterilmişti. 
Hayatı boyunca binlerce  kan davası, kız kaçırma ve bir çok defalar yaralamaya bağlı husumeti barışla sona erdiren ve 2006 yılında Fransız Haber Ajansı (AFP) tarafından Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterilen merhum Hacı Sait ÖzŞanlı, 65 yaşında Hakk’ın rahmetine kavuştu. 

Bugün baktığımızda, arkasında ise gurur dolu ve mücadeleyle geçen bir yaşam ve barışmasına vesile olduğu binlerce insanın hayır dualarını görünce, haklı olarak göğsümüz kabarıyor, mutlu oluyoruz. 
Bizler de ailesi ve çocukları olarak, rahmetli babam adına, yapımını tamamladığımız Taziye Evimizi halkımızın istifadesine sunmuş bulunmaktayız.

Bayan-Erkek Taziye Evi şeklinde tasarladığımız, cenaze yıkama yeri ve morg bulunan Taziye Evimizde, ayrıca Kur’an Kursumuzu da inşa ederek, ibadete sunmanın haklı gururu ve mutluluğunu yaşamaktayız. 
Vatandaşlarımız, ihtiyaç halinde, irtibat numarasına ulaşarak, Taziye Evimizi kullanabilirler. 
Böylesi bir hizmetin bitirilmesinde büyük emeği olan dönemin Lice İlçemiz Kaymakamı Sayın Sinan Başak Valimize de, sonsuz teşekkürlerimizi sunarız. 
Cenab-ı Rabbim; böyle hayırlı hizmetler sunmayı, cümlemize nasip eylesin’.

DERMAN BABA: BU DEĞERLERİMİZİN KIYMETİNİ BİLMİYORUZ 

Öte yandan konuyla ilgili olarak açıklamalarda bulunan Yılmaz Acu, merhum Hacı Sait Özşanlı gibi, değerlerin kıymetinin bilinmediğine dikkat çekti. 
Yaklaşık 40 yıldır, binlerce insana maddi ve manevi yardımlarda bulunan, tek başına bir sivil toplum kuruluşu gibi hayır hasenat çalışmaları yapan ve bu nedenle kamuoyunda ‘Derman Baba’ olarak bilinen Yılmaz Acu, duygularını şöyle dile getirdi: 

‘Şurası bir gerçek ki, bu mukaddes kentin bağrından çıkmış kıymetli büyüklerimizin kıymetini maalesef bilmiyoruz. 
Merhum Hacı Sait Özşanlı amcamızı yakından tanırdım. Yaptığı çalışmalarına defalarca kez şahit oldum. Ancak ne acıdır ki, böylesi hayırlı çalışmaları gerçekleştirmiş Özşanlı’nın adını, bir park, mahalle veya okula vermedik. Bence bu bizim açımızdan eksikliktir diye düşünüyorum.

Zaten böylesi değerlerin kıymetini yaşarken bilmiyoruz, bari vefatlarından sonra böyle bir uygulama yapıp, ahde vefa örneği sergileyelim. 
Defalarca kez sosyal medya platformlarında bu konuyu dile getirdim. Ama maalesef sesimi duymak istemediler.  
Hayır hasenat yapan, yardımsever ve binlerce kan davalı aileyi barıştıran, husumetleri sona erdiren Rahmetli Hacı Sait Özşanlı, kentimizin değerlerinden biridir. 

Onun adını park, okul veya caddeye vererek, yaptıkları çalışmaları gelecek nesillere aktarabiliriz. 
Hayatını hayır hasenat çalışmalarına adamış, Barış Elçisi ünvanını almış merhum Özşanlı’ya, bunu çok görmemeliyiz diye düşünüyorum. 
Allah; rahmet eylesin’. 

Kategori Seçin:
Kategori Seçin:
Görüşmeye hazırım AK Partili Beyoğlu’ndan HDP’li Belediye Başkanlarına çağrı Görüşmeye hazırım AK Partili Beyoğlu’ndan HDP’li Belediye Başkanlarına çağrı

AK Partili Beyoğlu, YSK sürecinden meclis çalışmalarına, Bağlar’ın temel sorunlarından hayata geçen ve geçecek olan projelere, Bağlar’daki kentsel dönüşümden kent bileşenlerinin ortak çalışma kültürüne pek çok konuda önemli açıklamalar yaptı.YSK kararına uymak zorunda olduklarını belirten Beyoğlu, “Nasıl ki, bu arkadaşlarımız KHK’li olduğu için onlara bu görevi vermedilerse, ikinci sırada gelen de bu görevi almak zorundadır.

Seçime girmişim, şahsım olarak Bağlar’da 43 bin (yüzde 26)  oy almışım. Halktan biriyim, ömrüm halkın içinde geçmiştir. Hukuk, kanun ne dediyse biz ona uyduk ve bu görev bize tevdi edildi, mazbatayı aldık.”dedi. 31 Mart seçimlerinde KHK’li olduğu gerekçesiyle mazbatası verilmeyen HDP’li Zeyat Ceylan’ın yerine Bağlar Belediyesi Başkanlık koltuğuna oturan AK Partili Hüseyin Beyoğlu, YSK sürecini ve Bağlar Belediyesinde yaptıkları çalışmaları, hayata geçirmeyi planladıkları projeleri Tigris Habere anlattı.

31 Mart mahalli idareler seçiminde, Diyarbakır’ın Bağlar ilçesi Belediye Başkanlığı yarısında HDP’Lİ Zeyyat Ceylan oyların 70.34’ünü AK Partili Hüseyin Beyoğlu ise yüzde 25.46’sını almıştı. Seçim sonuçlarına göre başkanlık yarışını ezici farkla önde tamamlayan HDP’li aday Ceylan’ın mazbatası YSK (Yüksek Seçim Kurulu) tarafından KHK’li olduğu gerekçesiyle verilmezken, onun yerine seçim yarısını ikinci olarak tamamlayan Beyoğlu’na başkanlık mazbatası verilmişti.

Bunun yanında, HDP Belediye meclisinde de 37 üyenin 30’unu alarak meclis çoğunluğunu da elinde bulundurmuştu.Diyarbakır’ın Bağlar Belediyesi Başkanı Hüseyin Beyoğlu, Tigris Haberin sorularını yanıtladı.Yüzde 71 oyla seçilen ancak KHK’li olduğu gerekçesiyle mazbatası verilmeyen Zeyyat Ceylan’ın yerine siz seçildiniz. 

YSK’nın almış olduğu bu kararı nasıl değerlendiriyorsunuz?Öncelikle belirtmek isterim, Türkiye Cumhuriyetimiz bir hukuk devletidir. Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasası var, kanunları var ve kanunlarla yönetilmektedir. Kanunlara göre denilmiş ki, KHK’li biri kamuda görev yapamaz. Bu açık ve nettir. Gönül isterdi ki, KHK’li olmayan bir arkadaşın aday olmasında daha fayda olurdu. Ancak, tabii bu her partinin kendi iç meselesidir, kendi işleyişleridir. Elbette ki, biz bir seçim süreci yaşadık. Biz Diyarbakırlıyız. 

Kürdüm hem Kurmançi hem Zazaca biliyorum. Biz Bağlar’da 70 günlük seçim sürecinde ciddi bir çalışma yaptık. İddia ediyorum, Diyarbakır’da hiçbir aday benim kadar çalışmadı. Bağlar’da 20 binden fazla esnafı dolaştım. Yani, gitmediğim bir esnaf, gitmediğim bir sokak kalmadı. Bağlar’da hemen hemen binalarımızın yüzde 70’ine girdim. Gece gündüz çalıştım. Tabiri caizse seçim sürecinde sahada kendimden başka da kimseyi görmüyordum. Haa halkımızın takdiri o yönde oldu. 

Biz birinci parti gelmedik ve buna da saygı duyduk, evimizde oturduk. Seçim akşamı bütün Bağlar halkına da teşekkür ettim. Sosyal medyamda bu bellidir; oy veren vermeyen herkese teşekkür ettim. Bağlar hakkında hayırlısı ne ise rabbim onu nasip etsin dedim. Ancak gelin görün ki, sonradan bu durum ortaya çıktı. Bu durum da sadece Bağlar’da ortaya çıkmadı. Türkiye’nin 8 yerinde çıktı. Kozan’da Cumhur İttifakı’nın adayı KHK’li çıktı ve yerine ikinci parti olarak Saadet Partisine verildi. Keza, Muş’un bir beldesinde CHP’nin adayı kazandı ve KHK’li olduğu için ikinci parti olarak HDP’ye geçti.

Erzurum, Van, Diyarbakır vb. 5-6 yerde de arkadaşlar KHK’li olduklarından dolayı ikinci konumda olan bizlere AK Partili adaylara geçti. Tabii bu bir kanundur. Yoksa buraya kendi başımıza gelip oturmadık. Şeriatın kestiği parmak acımaz. Kanun öyle demiş. Öyle deyince de biz kanuna uymak zorundayız. Nasıl ki, bu arkadaşlarımız KHK’li olduğu için onlara bu görevi vermedilerse, ikinci sırada gelen de bu görevi almak zorundadır. Seçime girmişim, şahsım olarak Bağlar’da 43 bin (yüzde 26)  oy almışım. Halktan biriyim, ömrüm halkın içinde geçmiştir. Hukuk, kanun ne dediyse biz ona uyduk ve bu görev bize tevdi edildi, mazbatayı aldık. Nasıl yüzde 80 ile gelen biri mazbatayı aldıysa aynı mazbatayı devlet bize de verdi. Buraya kadar siyasi. Biz mazbatayı aldıktan sonra asıl görev ondan sonra başlıyor.

İlk geldiğim meclis toplantısında arkadaşlara şunu söyledim: ‘Kıymetli arkadaşlar biz birinci parti değiliz ancak şuan görev bizde. Ben bu saatten sonra siyasi ceketimi çıkarıp hizmet ceketimi giymişim ve bu saatten sonraki tek hedefim 37 meclis üyesi arkadaşımla Bağlarımıza hizmettir. Şuna inanıyorum ki, HDP’li olsun, AK Partili olsun, MHP’li olsun, Saadet Partili olsun, kim olursa olsun seçildikten sonra tek görev hizmettir. Biz de burada birlikte güzel hizmet edelim ve kardeşçe Bağlarımızın sorunlarına yönelelim, Bağlarımızın insanlarına hizmet edelim. Tek hedefimiz bu olmalı’ diye yola çıktık. Belediye meclisinde HDP çoğunlukta bu durum çalışmalarınızı nasıl etkiliyor?  Sorunların çözümü noktasında HDP’li meclis üyeleriyle birlikte hareket etmeniz önünde bir engel var mı, bu anlamda meclis üyelerine bir çağırınız var mı?Hedef hizmet olduktan sonra siyasi fikirlerin pek önemi olmamalıdır, hele ki belediyede. 

İki tür seçim var, bir yerel seçim var bir genel seçim var. Elbette ki, genel seçimle yerel seçim görevleri bakımından tamamen değişiktir. Yerel seçim hizmet odaklıdır. Mesele hizmet olduğu zaman fikirlerin önemi yok. Ben burada bir zenginlik görüyorum. Neden, çünkü tek hedefim hizmettir. Benim için siyasi tablo ne olursa olsun, hedef Bağlar’a, Bağlar insanımıza hizmettir. Hedef insanların gönüllerine girmek olduğu zaman, hedef insanlara yardım, hizmet olduğu zaman siyasi fikirlerin önemi olmaz. Meclis çoğunluğunun bizde olmamasından şöyle bir fayda da görüyorum. Evet, 37 meclis üyesinin 30’u bizde değil. Yani aynı partili değil. Ben Bağlar’da partiyi öne çıkartmıyorum. Bağlar’da hizmet önde. 30 arkadaş elbette ki, muhalefetini yapıyor, yapacak da. Belki başkaları bunda dezavantaj görür ama ben avantaj görüyorum. Ben yanlış yaptığım zaman elbette ki bu arkadaşlar dile getirecekler.

Biz insanız, hata edebiliriz, yanlış yapabiliriz. Ama yeter ki, art niyet olmasın. Elbette ki, bir hatamız, yanlışımız olursa kendimizi düzeltir, daha güzel hizmet ederiz. Veyahut güzel hizmetlerimiz olduğunda da arkadaşlar da bize uyacaklardır, çünkü amaçları hizmettir. Ben bunun bir sorun olacağını tahmin etmiyorum, buna inanmıyorum. Üç aydır da bir sıkıntı yok. Elbette bir konuda bizim bakış açımız ayrı arkadaşların bakış açıları ayrı olabilir. Ama konu hizmet olduğu zaman ortak noktada buluşacağız. Ben bir sıkıntı görmüyorum.Bağlar kentin en büyük ve en eski ilçesi dolayısıyla en fazla sorunun da biriktiği bir yer. Sizce Bağların en öncelikli ve temel sorunları nelerdir ve siz bunları nasıl çözmeyi düşünüyorsunuz?Bağlarımız Türkiye’de emsali olmayan bir yerdir. Bağlarımız 400 bin nüfusu ile Güneydoğu Anadolumuzun en büyük ilçesidir. Bağlar, 36 ilden daha büyük bir yerdir. Bağlarımız iki ayrı bölümden oluşuyor, bir modern Bağlar bir eski Bağlar. Bağcılar bölümü, caddeleriyle, imarıyla, yeni yapılaşmasıyla, tüm güzellikleriyle ayrı. 

Bir de eski Bağlarımız dediğimiz bölüm var. Bağlar nüfusunun 150 bini Bağcılar tarafında 250 bini ise eski Bağlar’da yaşıyor. Eski Bağlar’da acil ve ciddi bir şekilde bir kentsel dönüşüme ihtiyaç var.Sorularımızın arasında da vardı ama siz değinmişken ifade edelim. Bağlar ilçesinde halkın yıllardır bir kentsel dönüşüm beklentisi var. Siz görev sürenizde bu konuda herhangi bir çalışma düşünüyor musunuz bu konuda ne gibi hazırlıklarınız var?Biz göreve geldiğimizde önümüze bir hedef koyduk. Eski Bağlar’da, 250 bin insanımızın yaşadığı bir yerde çarpık kentleşme, binalar iç içe, sokak aralarında araçlar geçemiyor. Allah muhafaza bir hasta olduğunda bir ambulansın giremeyeceği sokaklar. Yine, bir yangın durumunda bir itfaiye aracının giremeyeceği sokaklar. Doğru dürüst caddeleri olmayan bir yer. Allah muhafaza Diyarbakır’da yüzde 4 şiddetinde bir depremle binaların yüzde 70’inin yerle bir olabileceği içler acısı bir hali var. Şuanda eski Bağlar’da alt katların yüzde10’u metruk, boş yerler ve oralarda ciddi sıkıntılar yaşanıyor. Emniyetle çalışma halindeyiz ve her ay metruk evlerin yıkımını yapıyoruz. 

Geçen ay iki üç bina yıktık. Bu ay on metruk bina var yıkılmayı bekleyen. Önümüzdeki aylarda bu yıkım daha da artacak ama bu çözüm değil. Tek gerçek çözüm kentsel dönüşümdür.Biz bu dönüşümü tek başımıza elbette ki yapamayız. Geçenlerde Ankara’da bir toplantımız oldu. Çevre ve şehircilik Bakanımızla bu durumu konuştuk. Sağolsun ilgilendiler ve bizden bu konuda bir rapor istediler. Şuan biz de profesyonel şirketlerle işbirliği içindeyiz, vermişiz. Bağlarımızla ilgili ciddi bir rapor hazırlıyoruz. Bu rapor kâğıt üzerinde hazırlanmıyor. Bölge bölge önce dronelarla tespit ediyoruz. Semtlerin bölüm bölüm bina durumlarını, arsa durumlarını tespit ediyoruz. Rapor bittikten sonra biz etap etap kentsel dönüşüme başlamayı planlıyoruz. Örneğin bir bölgeyi pilot bölge ilan edip ilk olarak orada başlarız. Biz 5 yılda kentsel dönüşümün yüzde 10’unu da yapsak bir yol haritası çizilmiş olur.

Artık bu bir devlet meselesi olur ve güzel bir şekilde devam eder.Ben halk adamıyım, halkçı bir insanım, halkın içinde dolaşıyorum. Halkı seven bir adamım, halk varsa ben varım. Nasıl seçimden sonra halkın içinde dolaşıyorsam, seçimden sonra da her gün sokak sokak dolaşıyorum. Karşıma pırıl pırıl çocuklarımız çıkıyor, ‘Başkanım futbol sahası, halı saha bize’ diyorlar. Tamam diyorum ama yapacak yer yok. Hakları olan bir şey, bizim de o hizmeti mecburen götürmemiz gerekiyor ama yer yok, o hizmeti götüremiyoruz. O zaman ne olacak, mutlak surette kentsel dönüşüm olacak. Yoksa bütün vebal bizim boynumuzdadır. Biz yöneticilerin boynundadır. Her kim nerede yöneticisi ise bu vebal onun boynundadır. Dernek yöneticisiyse onun boynunda, sendika yöneticisiyse onun boynunda, STK yöneticisiyse onun boynundadır. Bu şehir bizim. Bu insanlar bizim. Bu insanlara biz dokunmasak, bu şehri temizlemezsek; şuan orada 240 bin nüfus yaşıyor ve 3 yıl sonra orada 400 bin nüfus yaşayacak ve orada yetişen gençlikte biz hiçbir şey bekleyemeyeceğiz. Ne bir eğitim verebiliriz ne çocuklara oyun alanı verebiliriz. Bugünkü şartlarda doğan çocukların yüzde 30- 40’ı hastalıklı çocuklardır. Çünkü sağlıksız yerlerde yaşıyorlar. Beslenemiyorlar. Sıcaktan, soğuktan korunamıyorlar. İki yaşındaki çocuklarda böbrek yetmezliği var, astım var. Nedir; iki gözlü odada bir ömür geçiriyorlar. 

Küçücük bedenlere hastalık giriyor. Onun için vebal büyüktür. Bu siyaset üstü bir durumdur. Siyasetle baktığımız zaman biz vebale gireriz. Siyaset üstü, elbirliği ile bu sorunlarımızı çözmeliyiz, halletmeliyiz. Siyaset mecliste yapılır, belediyecilikte yapılmaz. Ben burada siyaset yapmıyorum. Ben burada hizmet edeceğim, bana halkın rızası lazım. Bize Allah rızası ve halkın duası lazım.Kentsel dönüşüm dediniz, peki bu proje ne zaman hayata geçecek?Allahın izniyle iki aya kadar projelerimiz biter. Biz zaten diyalog halindeyiz ve raporumuzu Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na, TOKİ’ye götüreceğiz. İnşallah ilk olarak bir pilot bölge tespit edip ilkbaharda, mart- nisan aylarında başlamayı hedefliyoruz.Bağlar’ın temel sorunlarından bir iki başlık halinde bahseder misiniz?Bağlar’ın sorunu eğitimdir. Çocuklarımızın eğitim durumu cidden düşüktür. Eski Bağlar2da çocuklarımızın eğitim imkânı çok zayıftır. Bağlar’da bulunan metruk binaları hızla onarıyoruz ve Milli Eğitimle birlikte çocuklarımıza yönelik kurslar açıyoruz.

Halk Eğitim Merkezimizle birlikte, Gençlik Spor İl Müdürlüğümüzle birlikte… Binalar bizde öğretmenler onlarda halkımıza bedava kurslar vereceğiz. Onun dışında üniversiteye hazırlık kursları açacağız. Binalarımız tamamlanmak üzere ve Eylül’de ihtiyaç sahibi kardeşlerimize, gençlerimize yönelik kurslarımızı hayata geçireceğiz.Halkın, sokağın sizden başka ne gibi talepleri var?Halk, iş, iş, iş istiyor. Halkımız ciddi fakirlik yaşıyor. Sokakları, evleri dolaşıyorum. ‘Valla diyorlar biz oy vermedik size ama sizin hizmet edeceğinize inanıyoruz. İş olanağını çoğaltacağınıza inanıyoruz.”şeklinde halktan dönüşler alıyoruz. Bağlar’da organik sebze yetiştiriciliği yapmayı ve bu projede en az 3- 4 bin insanımızı istihdam etmeyi düşünüyoruz. Yetiştirdiğimiz organik sebzeleri Bağlar’da çeşitli satış noktalarında halka maliyet fiyatına vereceğiz.Kadın semt pazarcılarının zaman zaman erkek semt pazarcılarla yaşadığı yer sorunları gündeme geldi. Sizin yönetiminizde kadın semt pazarcılarının yerleri konusunda nasıl bir tasarrufunuz olacak?Bir yerde hayat varsa mutlak sıkıntı vardır. Sıkıntısız bir hayat yok. Bu evin içinde olur, daire içinde olabilir, halkın içinde olabilir. Şuan kadar eski Bağlar’da erkek semt pazarı var Bağcılarda ise kadın semt pazarı var. 

Bağcılar mahallemiz dahi çoğu illerden daha büyüktür. Biz şuan hem kadın pazarcılarla hem de erkek pazarcılarla ayrı ayrı görüşüyoruz. Bu konuya dair meclisimizde bir komisyon kurduk. Komisyon hem kadın hem erkek pazarcılarla hem de zabıtalarımızla görüşecek. İki tarafı da mağdur etmeyecek bir çözüm üretilecektir.Yeni değişen Hal Yasası’nda yapılan değişikliklere göre ilçelerde kapalı semt pazarları kurulması gündemdeydi…Biz de bunun üzerinde çalışıyoruz. Önümüzdeki ay bunun için bir komisyon kuracağız. Ben de şahsım olarak seyyar pazarlardan ziyade mümkün mertebe kapalı/sabit semt pazarlarının kurulmasını savunuyorum. Sabit semt parlarında hem çevre temizliği daha iyi olur hem oranın düzeni daha iyi olur. Tabii bu tek başıma benim alacağım bir karar değil. Bağlarda ben değil biz varız. Biz herkesin fikrini alacağız, halkın yararına ne varsa onu birlikte yapacağız. Buraya geldiğimde üç hedefim vardı. Bir, gönül belediyeciliği. İki, sosyal belediyecilik. Üç, hizmet belediyeciliği. İlk bir ay hiç sokaklardan çıkmadım. Sabah toplantılarının dışında hep halkın içinde oldum. ‘Koltuğa oturduk, halk umurumuzda değil’, değil. Elbette gittiğimiz bir yerde biri bizi tenkit de edebilir, sevebilir de. Biz halkın içinde çıkmadık. Sosyal belediyecilikte ne yaptık; 20 binden fala eve girdik. Belediyemizin imkânlarıyla biz o evlere yardım götürebildik. Hizmet alanında ise Türkiye’de kimsenin yapamayacağını yaptık.

Hizmet ile de belediyenin kasasında para harcayarak yapılmaz. Şehrimizde yaşayan insanlara bir hizmet götür de nereden götürürsen götür. Biz duyduk ki, Karayolları Genel Müdürlüğü 120 bin metrekare bazalt kaldırım taşı ihalesi yapmışlar.  Bu ihale başta Diyarbakır’ın olmasına rağmen başka bir ile verilmiş. İlin ismini vermeyeyim. Durumu öğrendiğim gibi Sayın valimle görüştüm. Allah razı olsun Sayın İl valimiz Hasan Basri Güzeloğlu Bey, son derece duyarlı, Diyarbakır’ı seven, Diyarbakır aşığı bir valimizdir. Birlikte çalıştık ve o 120 bin metrekarelik hizmeti Bağlar’a getirttik. Yoksa bunun gelmesi imkânsız gibi bir şeydir. 60 milyon TL’lik bir ihale. Normalde belediye imkânlarıyla bunu 5 yılda yapamayız. Şuan başladı ve çalışmalar devam ediyor. Şuan yapılan yerlerde yürümek istiyorsunuz ama diğer yerler berbat. Çok şükür, rabbim bu hizmeti nasip etmişse ne mutlu bize. Mesele budur.Kadın semt pazarları erkeklere verilecek diye kaygılar var siz bu konuda net bir şey söyleyebilir misiniz?Öyle bir şey olamaz. Benim için çalışan çalışandır. Kadın çalışan da kutsaldır, başımızın tacıdır erkek çalışan da kutsaldır, başımızın tacıdır. Asla kadın kardeşlerimizin yerleri onlardan alınmayacak. 

Ancak yine de onlar bilir ama bana göre her iki taraf da her iki tarafta çalışabilir. Tabii bu konuda komisyon ne karar verir onu bilmem ama bence eğer her iki taraf da anlaşabilirse iki tarafta da çalışabilirler. Bağcılar büyük bir yerdir. Pazartesi günü biri bir tarafta diğeri bir tarafta Pazar açabilir. Keza bu eski Bağlar için de geçerlidir. Kadın erkek ayrımı yapmadan, benim yanımda fark etmez… Veya şöyle, onlar kendi ararlında anlaşırlarsa, ittifak olurlarsa aldıkları karar ne ise biz o karara destek veririz. Yeter ki, halkın yararına olsun. Yoksa asla, kadınlarımızı bir tarafa atıp erkeklerimizi getirip oraya yerleştirmek gibi bir şey söz konusu bile değil.Beş yılda ne tür projeler yapmayı düşünüyorsunuz?Bağlarımız hizmete susamış bir yerdir. Maalesef şimdiye kadar gözle görülür, elle tutulur bir şey Bağlar’da yapılmamış. 

Ama biz hızla başlayacağız. Bağlar’da belediyemize ait güzel arsalarımız var. Biz o alanları değerlendireceğiz. Bu yılsonuna kadar yetiştirmek kaydıyla Yeni Hal karşısında 13 -14 dönümlük bir yerimiz ve havaalanına giden protokol yolunun sağ tarafında bir yerimiz var. Biz proje aşamasını bitirdik ve şuanda ihaleye çıkartıyoruz. Bağlar Belediyesinde yapacağım bütün ihaleleri şeffaf yapıyorum, KİK’e bırakarak yapıyorum.  Birilerine peşkeş çekmek değil, herkes ihaleye girebilsin. Ama tabii isterim ki, Diyarbakırlılarımız alsın. Bu benim kişisel isteğimdir. İsterim ki, harcayacağımız her kuruş Diyarbakır’ımızdaki iş insanımıza, esnafımıza, çalışanımıza gitsin, onlar kazansın. Bahsi geçen ihalede çok modern bir park yapıyoruz. İçinde kütüphanesi, millet kıraathanesi, engelli kardeşlerimize yönelik spor ve yürüyüş alanları, vatandaşlarımızın yürüyebileceği, dinlenebileceği modern alanlar olacak. Bir aya kadar proje çıkar, asarız, yılsonuna kadar da bunu yetiştiririz.

Önümüzdeki yıllarda bu projeler çoğalacak. Yine, acil olarak bir spor kompleksi yapmayı düşünüyoruz. Yeni Bağlar’da dev bir kongre merkezi yapılacak. En az 2 bin 500 kişilik bir kongre merkezi. Onun yanında yüzme havuzları, basketbol sahaları, voleybol sahaları, halı sahalar, tenis kortu, yürüyüş alanları… Bağlar’daki kardeşlerimiz rahatlıkla bundan yararlanacaktır. Bu projeyi de hibe usulüyle yapmayı düşünüyorum. Bağlar belki de Türkiye’de en çok engelli kardeşimizin yaşadığı bir yerdir ve bir yıl içinde engelli kardeşlerimize dönük bir projeyi, engelli merkezini hayata geçireceğiz. Sadece engellilere dönük bu projede spor alanları olacak, kurs yerleri olacak. Yani hem hayata tutunabilecekleri hem de sporlarını yapabilecekleri bir merkez olacak. Bu en önemli projelerimizden biridir.Nasıl bir belediye devraldınız, kasada ne kadar paranız vardı, şuan durum nedir?Biz öyle çok borcu olan bir belediye devralmadık. Aşağı, yukarı 2 milyon TL bir borcu vardı ve bir belediye için de o kadar önemli bir borç değildir. Normal bir belediye devraldık. Tabii derdimiz bizden öncekini eleştirmek değildir. Biz güzel bir şey yaptığımızda zaten ortaya çıkar.Kentin sorunlarının çözümü noktasında başta Büyükşehir Belediye Başkanı olmak üzere diğer ilçe belediye başkanları ile görüşmeyi düşünüyor musunuz? Aranızda herhangi bir sorun var mı?Şahsım olarak hiçbir insana karşı bir önyargım yoktur. Her insanı kendim kadar iyi bilirim, değerli bilirim, değer veririm. Söz konusu Diyarbakır’ımıza hizmetse, Bağlarımıza hizmetse, Yenişehir’imize, Kayapınar’ımıza, Sur’umuza, Büyükşehir’imize hizmetse ben herkesle konuşmaya da proje desteğine de hazırım. Benim hiç kimseye karşı bir art niyetim yok. Hiç kimseyle bir sıkıntım yok.Selçuk Bey ile görüşmeyi düşünüyor musunuz?Ben selam veririm ve selamımı alan herkesle görüşürüm. Selçuk Bey de buraya hizmet veriyor biz de hizmet veriyoruz. O da hizmet için gelmiş biz de hizmet için gelmişiz. Şuanda siyaset zamanı değildir, siyaset defteri kapanmıştır. Şuan hizmet zamanıdır. Bana göre hizmet zamanında da hepimiz birlikte olmalıyız, birlikte hizmet etmeliyiz. Ben Bağlar Belediyesi başkanıyım ama benim için Diyarbakır bir bütündür. Benim için Kayapınar da Bağlar kadar önemlidir, Yenişehir de Sur da Büyükşehir de.  Keşke elimde olsa bütün o yerlere de ben hizmet edeyim. 

Vallahi imkânım olsa fark gözetmeksizin yaparım. Bu konuda herkesle de görüşmeye hazırım. Biz buranın insanlarıyız birbirimize muhtacız, kardeşçe yaşamak zorundayız. Biz yöneticiler olarak örnek olmalıyız. Ayrımcı değil birleştirici olmalıyız. Biz yöneticiler olarak insanlara tartışma yaratacak zemin, imkân vermemeliyiz. Burada AK Parti ve HDP’nin olmasını bir zenginlik ve Diyarbakır’ın yararına, hayır çıkacak bir şey olarak görüyorum. Fikrimiz ne olursa olsun birleşmeliyiz. Koyu HDP’li, koyu MHP’li, Koyu AK Partili olabiliriz ama aynı safta olmalıyız. Sonuçta hepimiz arkadaşız. Bir düğün olduğu zaman gelip hepimiz aynı masada oturacağız. Hepimiz o mutluluğa ortak olacağız. O zaman demek ki, biz bunu genişletebiliriz. Hizmette de bunu yapabiliriz. Kardeşlikte de bunu yapabiliriz. Ama yine herkes kendi fikrini güder.Biz Diyarbakır’ı çok seviyoruz. Ben inanıyorum ki, Diyarbakır’daki herkes, başta Sayın valimiz, diğer kurum müdürlerimiz, bütün belediye başkanlarımız, hepimiz Diyarbakır’ın aşığıyız. Herkesin, canı gönülden elinden geldiğince, Diyarbakır’a nasıl hizmet edebilirim inancı içinde vardır. Bunu herkes için diyorum. O zaman kardeşim gelin hep birlikte Diyarbakır’a güzel hizmetler edelim. 

Özel Haber: Tigris Gazetesi Ali Abbas Yılmaz 

21 Temmuz 2019 Tüm Haberler
DİYARBAKIR’A YAKIŞMAYAN GÖRÜNTÜLER! DİYARBAKIR’A YAKIŞMAYAN GÖRÜNTÜLER!

Her geçen gün gelişen ve büyüyen Diyarbakır’da, özellikle şehir merkezinde bulunan metruk binalar ile yıkılması gereken veya yıkımı yapılmasına rağmen temizleme çalışmaları yapılmadığı için korku ve tehlike saçan binaların görüntüsü, vatandaşları bir hayli tedirgin ediyor.

Özellikle Merkez Yenişehir ilçesine bağlı Ofis semti, Lise Caddesi gibi belirli noktalarda yaşanan bu soruna, vatandaşlar bir an önce çözüm bulunması gerektiğini belirtiyorlar. Gerek boş alanlar ve gerekse metruk binalar ile, yıkımı tamamlanmasına rağmen, gerekli hijyen çalışmalarının yapılmadığı binalar, haklı olarak vatandaşları çileden çıkarmış durumda. Vatandaşlar, yetkililerden duyarlılık beklediklerini belirterek şunları söylediler: ‘Gerek buralarda yaşayan mahalle sakinleri ve gerekse çevre esnafları olarak, bu görüntüden oldukça sıkıntı duyuyoruz.

Her tarafın cam ve moloz yığınları ile dolu olduğu bu mekanlar, tinerciler, balliciler, hırsızlar ve uyuşturucu kullanıcılarının meskeni haline gelmiş durumda. Özellikle geceleri, çocuklarımız ve ailelerimizle buraların önünden geçemez oluyoruz. Cam gibi kesici ve delici maddelerin olması da cabası. Somut örnek vermek gerekirse, Merkez Yenişehir İlçemiz Ofis semtimizin en işlek yerinde, her gün binlerce insanın geçiş noktasında Sanat Sokağı bitiminde metruk bir bina var. Ne yazık ki, tinerciler, uyuşturucu bağımlıları, baliciler, içip içip sızanların uğrak yeri haline gelmiş durumda. Her taraf kırılmış içki şişeleri ve cam kırıklarıyla dolu. 

Büyükşehir Belediyesinin bu tür konularda hassasiyet göstermesi gerekiyor. Aynı zamanda son yıllarda turist yoğunluğunun yaşadığı kentimizde, bu görüntüler, turizm açısından da olumsuz puan almamıza sebep oluyor. Her gün kentimizi ve özellikle Suriçi ve Yenişehir İlçemizi gezen yabancı turistler, bu manzarayı gördüklerinde hiç hoş bir durum olmuyor. Zaman zaman denk geldiğimiz gayri ahlaki görüntüler de zaten hepimizi rahatsız ediyor. Her gün on binlerce insanın uğradığı, dolaştığı, resmi kurum veya kuruluşlarda işlerini hallettiği Merkez Yenişehir İlçemiz ve özellikle Ofis semtimiz, bu tür sıkıntılardan kurtarılmalı. Bizler vatandaşlar olarak, üstümüze düşeni yapmaya hazırız. Yeter ki, ilgili kurum ve kuruluşlar harekete geçsinler.’

KAYNAK:GÜNEYDOĞU GÜNCEL

20 Temmuz 2019 Tüm Haberler
BU DA ASANSÖR KUYRUĞU BU DA ASANSÖR KUYRUĞU

Diyarbakır Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinde asansörlerde yaşanan arızalar nedeniyle vatandaşlar canından bezdi.

 DİYARBAKIR – Türkiye’de kuyruk bitmiyor. Daha önce filmlere de konu olan tüp kuyruğu, ekmek kuyruğu, sabahın beşinde hastanelere gidip fiş alma kuyruğu vs. gibi kuyrukları görmüştük.

Geçen sene de dövizin artışından sonra tanzim satışları kuyruğunu gördük. Ama asansör bekleme kuyruğunu yeni görüyoruz.

Bu kuyruk fiş bekleme kuyruğu değil, asansör bekleme kuyruğu. Hem sedye üzerindeki hasta hem de yakınlarını ziyarete gitmek isteyenlerin oluşturduğu kuyruktan dolayı vatandaşlar isyan etti.

Şanlıurfa yolu üzerinde bulunan Diyarbakır Kadın Doğum Ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinde hasta ve yakınlarının çilesi bitmiyor. Diyarbakır Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinde asansörlerde yaşanan arızalar nedeniyle vatandaşlar canından bezdi.

Daha önce de yaşanan asansör arızalarına çözüm bulunamazken, hastalar ve hasta yakınları çalışan asansörlerle çıkabilmek için uzun kuyruklar oluşturuyor. Diğer yandan asansörlerin bir kısmının çalışmaması sağlık personellerine de zor anlar yaşatıyor. Vatandaşlar gibi asansörler önünde uzun kuyruklar oluşturan sağlık görevlileri görevlerinin sağlıklı ve hızlı bir şekilde yapılabilmesi için arızalı olan asansörlerin biran önce tamir edilmesini talep ediyor.

Özellikle ziyaretçi saatlerinde yoğunluğun yaşanması asansör krizinin ne safhada olduğunu gözler önüne serdi.Sağlık görevlileri ile birlikte hasta yakınının yanına çıkmak isteyen vatandaşlar çalışan asansörler önünde uzun süre beklemek zorunda kalıyor.Hasta yakınları üst katlardaki poliklinikleri kullanmak için asansör beklediklerini ancak geç gelmesi nedeni ile asansör kuyruğu beklemek zorunda kaldıklarını söyledi.

Asansörlerin sıkıntılarının ne zaman giderileceği konusunda bilgi almak için ulaştığımız hastane görevlileri, yetkili kimsenin bulunmadığı gerekçesiyle bilgi veremeyeceklerini belirtti.

ÖZEL HABER:GÜNEYDOĞU GÜNCEL GAZETESİ SEYFETTİN EKEN 

20 Temmuz 2019 Tüm Haberler
‘ÖLÜMÜNE DAVA’ BÖYLE OLUR ‘ÖLÜMÜNE DAVA’ BÖYLE OLUR

Bu güne kadar hemen, hemen hepimiz çeşitli siyasi partilerin içersinde faaliyet gösterenlerin ‘Ben sonuna kadar partiliyim’, dava adamıyım’ şuyum, buyum diyenleri duymuşsunuzdur fakat çok azımız gerçekten de ‘ÖLÜMÜNE DAVA’ diyene ender olarak rastlamışızdır veya hiç rastlamamışızdır. ‘Ben dava adamıyım’ diyenlere nasıl dava adamı olduğunu belki de Fatime Alakuş’un öyküsü ışık tutacak, ‘Ölümüne dava adamı’ nasıl olunuru gözler önüne serecek.

7 Haziran seçimlerinde 8 aylık hamile olduğu halde kapı, kapı dolaşarak Ak Parti için oy isteyen şimdiki Ak Parti Bağlar İlçesi Kadın Kolları Fatime Alakuş’un dava uğruna hem kendisinin hem de çocuğunun yaşamını kaybetmesinin, verilen yaşam mücadelesinin sonunda neler yaşadıklarını birlikte okumaya ne dersiniz? Ölümün kıyısından dönen anne ve oğlun hikayesi ise aynen şöyle ki inanmayan olur ise Genesis hastanesinin kayıtları ortada.

İŞTE O DAVA UĞRUNA ÖLÜP, ÖLÜP DİRİLEN FADİME ALAKUŞ VE MİNİK YAVRUSUNUN ÖYKÜSÜ: 



BEŞENK: Fatime Hanım öncelikle okuyucularımızın sizi tanıması açısından kendinizi tanıtırmısınız?

FATİME ALAKUŞ: İsmim Fadime Alakuş, Uzun yıllardır  AK Partinin aktif bir üyesiyim. 2014 Şubat ayında 31 Mart seçimlerine 1 ay kala bağlar ilçe başkanımız o dönem Hüseyin Beyoğlu beyefendiyken Ak Parti Bağlar ilçe Başkanlığı, Sosyal Politikalar birim başkanlığında görev aldım, İlçe Başkanlığı yardımcılığı ile birlikte partimin birçok kademesinde görev aldım.

BEŞENK: AK Partili olmak ile AK Parti ruhunu taşımak arasındaki farkı ortaya çıkarmaya çalışıyoruz. ‘DAVA UĞRUNA ÖLÜMÜ GÖZE ALMAYI’ bize tarif edermisiniz?



FATİME ALAKUŞ: 15 Ocak 2015’te bağlar ilçesinde Kadın Kolları başkanlığına atanmam ile birlikte hamilelik sürecimde başladı. Zaten 7 Haziran seçimleri de vardı. O dönemdeki milletvekili adayları ile birlikte bütün seçim çalışmalarınızı ara vermeksizin devam ettik. Sabahlardan akşamlara kadar AK partinin milletvekili sayısını Diyarbakır’da artırmak amacıyla elimizden geleni yaptık. Bu kadar emeğinizin sonucu olarak istediğimiz başarıyı yakalamak istedik verdiğimiz mücadele ile. 7 Haziran seçimlerinden sonra sıkıntılı bir hamilelik süreci yaşadım aslında, ilçelere karayolu ile seyahat ediyorduk, hava şartları, yoğun tempo, her şey çok yoğun geçiyordu. Bir gün yine partime oy kazandırmak için bir ailemiz ile görüşürken gözlerimin kapandığını biliyorum, sonrasında kalbim durmuş, doktorlarımızın yoğun çabaları sonucu yine hayata döndürülmüşüm. Bu sırada karnımdaki çocuğumda yaşamını yitirmişti. Anestesisiz sezeryan yolu ile çocuğum karnımdan alınmış, 2.5 dakika kalbi durmuş vaziyette kaldıktan sonra oda canlandırılmış. Tabi bu yaşadığımız şeyler sonucunda çocuğumun iki kulağı havasız kaldığı için duymuyor. İmplant yardımı ile bir kulağı biraz işitiyor. Elhamdülillah inanıyorum ki çalışmalar esnasında mağduriyetlerine dokunduğumuz ailelerimizin duaları sayesinde ki kesinlikle bundan hiç şüphem yok, o dualar sayesinde muhakkak birilerini yaralarına dokunmuşuz ki bu şekilde Rabbim bize bu hayatı yaşamayı tekrar nasip etti.

BEŞENK: BU KADAR KRİTİK OLAN BİR SÜREÇTE BU MÜCADELE NİYEYDİ?

FATİME ALAKUŞ: Ben dava için bunların hepsine katlandım. Çünkü Diyarbakır’ımız üzerinden konuşacak olursak Diyarbakır’ımız basit bir yer değil ve hak ettiği konumda değil. Bu yüzden hem ben kendim hem de yönetimimiz ile beraber gece, gündüz demeden günün hangi saati olursa olsun çalışmalarımıza sokaklarda yapıyorduk. Bizimle beraber birçok milletvekili adayı da vardı. Hatta o dönemde Diyarbakır’da bugüne kadar yapılmamış ama çevre illerde yapılan bir çalışmayı da yaptık kapı, kapı, hane, hane dolaşarak dava aşkını, Diyarbakır’ımızı, çocuklarımızın geleceğini anlattık. Çocuklarımızın yarınları için verdiğim bu mücadele sırasında hamileliğimi hiç düşünmüyordum, her çaldığımız kapıda Küfürlerimizi de yiyorduk, geri dönüşümü farklı bile olsa bazı şeyler yaşadık ancak ne olursa olsun pes etmedik, vazgeçmedik. Adeta İstanbul’daki mahalle teşkilatlanması gibi çalıştık o zamana kadar Diyarbakır’da AK Parti’nin böyle bir çalışması yapılmamıştı. Ölürcesine, ölene kadar çalıştık, tabi bu bir kısmımız için geçerliydi. Ve ben öldüm çocuğumla birlikte.


BEŞENK: Bu davaya gönül vermiş bir insanın yaşamış olduğu badireleri öğrenmek istiyorum. Sonuç ne oldu?

FATİME ALAKUŞ: Şu anda çocuğumun sağ ve sol kulağı işitme engellidir ancak ameliyat sağ tarafa cihaz koyarak duymasını sağladık. Ömür boyu o cihaza bağlı kalacak. 2015 yılından şimdiye kadar 7 Haziran ve 1 Kasım genel seçimleri, 16 Nisan referandum öncesinde de darbe, 24 Haziran genel seçimler son olarak da 31 Mart yerel seçimleri sürecinde çalışmalarımıza aralıksız olarak devam ettik. Bu süreçte en büyük destekçim eşim ve oğlumdu.


BEŞENK: Kadın Kolları Başkanlığı teklif edilirse bunu nasıl değerlendirirsiniz?

FATİME ALAKUŞ: Şu ana kadar başkanlık gibi bir beklentim olmadı ama beni layık görürse inanıyorum ki Bağlarda iki dönem başkanlık yapmışsam İl Kadın Kolları başkanlığında da layıkıyla görevimi yerine getireceğini düşünüyorum. Ben Ak partinin bir neferiyim sonuç ne olursa olsun gerisi teferruattır.

Fatime Alakuş’un eşi Şaban Alakuş ise yaşadıkları o acı dolu günleri boğazına takılan düğümlerle şöyle özetledi:

BEŞENK: Şaban bey Fatime hanımın 1 Kasım seçimleri öncesi talihsiz bazı olaylar yaşadı. Eşi olarak sizler de yaşadığınız bu travma dolu zamanları aktarırmısınız?

ŞABAN ALAKUŞ: Eşim ve Ekibi Yaklaşık 4 ay boyunca aktif bir tempoyla çalıştılar. Sahalardan çıktıktan sonra doğum olayı gerçekleşene kadar yaklaşık 1 aylık bir süre vardı. Aktif ve hareketli bir anda vücut ödem toplamaya başladı. Biz ilk başta bu ödemi fazla ciddiye almadık, şişkinlikleri normal hamilelik süreci olarak değerlendirdik. Tabii bu hareketlilikte çocuğun kalp hareketlerini de takip ediyorduk. Eşimin oy istemek için gittiği bir evin kapısında bayılması neticesinde doktora gittiğimiz anda kalp atışlarına baktık, ultrasona alırken hastanedeyken emboli olayı gerçekleşti. Tam ultrasonda iken aniden bir terslik olduğunu hissettik. Doktorumuz Bu sırada eşim sedyeye aldı, eşim öksürmeye başladı. Nefes alamadığı için eşimi direkcanlandırma odasına aldılar. Genesis Hastanesi’nde mavi kod yani ölüm kodu verildi. Biz hepimiz aşağı indik. Bütün doktorlar orada toplandı. Bu süreçte bizim doktorumuz da yanımızdaydı, o sırada canlandırma yapıldığı anda doktor dedi ki eşin EX oldu yani öldü. Bana bir kağıt imzalattılar ve o sırada Rabbim bu canı sen vermedin ki sen alırsın, Allah u Teala’nın takdiri budur dedim. Velhasıl kelam 10 – 15 dakika eşim EX kaldı, o esnada çocuğumun da doğumu en azından onun yaşamını kurtarmak için sezeryan yolu ile yapıldı. Çocuğum sezeryanla alındığı sırada suratı mosmordu, onda da soluk yoktu. Soluk yolunu açabilmeleri için ciddi bir şekilde oksijen vermeleri gerekiyordu. Prematüre çocuklarda yüksek oksijen verildiği zaman tamamıyla kulak sinirlerini etkiliyor. Elhamdülillah zihinsel olarak bir şey olmadı ama sadece çocuğum işitme engelli oldu. Biz o olaydan itibaren 3 saat sonra kendisini görebildik. 2 buçuk saat zaman diliminde Yaklaşık 4 defa kalp durmuş ve elektroşokla hayata döndürülmüş. Tabi uzun süre boyunca h0em eşim hem de oğlum yoğun bakımlarda kaldılar. İşte böylesi bir olay yaşadık ve Rabbim de hem eşimi hem de çocuğumuzu bize bağışladı. Bence bunlar o kapı, kapı dolaşılan, dertlerine, sızılarına dokunulan insanlarımızın dualarının sonucudur. Eşimin bu riskli durumu karşısında artık durulmasını istedim ve dedim ki bu kadar insanın içinde senin bir oyuna mı ihtiyaç var diye. Oda bana evet diyordu benim için o bir oydur. Eşim böyle biri işte, bir oy için yaşamını gözünü kırpmadan vermeye aday.
Ahmet BEŞENK / Seyfettin EKEN

20 Temmuz 2019 Tüm Haberler
Baba ile oğlun 30 yıl sonra film gibi buluşması Baba ile oğlun 30 yıl sonra film gibi buluşması

Avusturya’ya çalışmaya giden ve 30 yıldır Türkiye’ye dönmeyen 80 yaşındaki Hüseyin amca, Avusturyalı ev sahibi tarafından ailesiyle görüşebilmesi için Türkiye’ye getirildi. Havalimanında iki oğlu, gelini ve torunları tarafından karşılanan Hüseyin Ünlü, ailesiyle kucaklaştı. Film gibi buluşmada yıllardır ailesini görmeyen Hüseyin amca, sadece küçük oğlunu tanıyabildi.

Eşi 16 yıl önce vefat etti

1973 yılında çalışmak için Türkiye’den Avusturya’ya giden Hüseyin Ünlü, Antalya’daki ailesiyle zaman zaman sadece telefonda görüştü. Eşi 16 yıl önce Türkiye’de vefat eden Hüseyin amca, irtibat kurulup haber verilemediği için cenazeye de gelemedi. Eşi de öldükten sonra Avustarya’ya tamamen yerleşen ve beş çocuğu olan Hüseyin amca, son 30 yıldır Türkiye’ye hiç gelmedi. 80 yaşına gelen ve yaşlılığa bağlı hastalıklarla mücadele etmeye çalışan Hüseyin amcayı, oğlu Ali Ünlü (47), Türkiye’ye getirmek için yoğun çaba sarf etti. Yıllarca babasını görebilmek için mücadele eden Ünlü, sonunda babasını Türkiye’ye kesin dönüş yapması için ikna etti. 1985 yılından buyana evinde kiracı olarak kalan Hüseyin amcanın durumunu öğrenen Avusturyalı ev sahibi Harald Pırıtsch Hüseyin amcayı Türkiye’ye getirip ailesiyle buluşturmak için harekete geçti.

Uçak rötar yaptı, heyecan arttı

Nihayet beklenen gün geldi ve Hüseyin amca yıllarca evinde yaşadığı ev sahibi Harald Pırıtsch’in refakatinde uçağa bindi ve Türkiye’ye döndü. Manavgat’ta yaşayan Ünlü ailesinden oğlu Ali Ünlü, büyük oğlu, kızı, gelinler ve torunları Antalya Havalimanının yolunu tuttu. Heyecanlı aile, uçağın rötar yapması nedeniyle saatlerce bekledi ve bekledikçe sabırsızlıkları arttı. Yaklaşık 2 saat sonra uçağın indiğini öğrenen Ünlü, hemen babasını aradı ve valizleri beklediklerini öğrendi. Valizlerin de gecikmesi nedeniyle bekleyiş uzadı. Tüm aile fertlerinin gözü kapıdan bir saniye bile ayrılmadı, her gelen yolcu arasından Hüseyin amcayı görmeyi beklediler.

Çocukları arasından sadece Ali’yi tanıdı

Sonunda kapıda 80 yaşındaki Hüseyin amca ve yanında ona eşlik eden ev sahibi Avusturyalı Harald Pırıtsch göründü. İkili, kendilerini karşılayan ailenin yanına yaklaştı. Çocukları ve torunları Hüseyin amcayı kucakladı, sarılıp öptü ancak Hüseyin amca küçük oğlu hariç kimseyi tanıyamadı. Babasına sıkıca sarılan Ünlü, uzun uzun hasret giderircesine yüzüne baktı. Duygularını İHA muhabirine aktaran Ünlü, “Çok mutluyum 30 yıldır babamı ilk defa görüyorum, duygularımı ifade edemiyorum şu anda. Kızını bile tanıyamadı, torunlarını zaten hiç görmedi, tanımıyor. Çok duygulandı, ağlamamak için kendimizi zor tutuyoruz” şeklinde konuştu.
Hüseyin amca ise, “Her gün ağlıyordum telefonda, şu anda buradayım. Oğlum Ali ‘gel’ demese ben gelmeyecektim” ifadelerinde bulundu.

Ailenin kavuşması için Hüseyin amcanın Türkiye’ye gelmesine yardımcı olan ev sahibi Harald Pırıtsch de, bu güzel kavuşma anına şahit oldu. Ailenin bunca yıl sonra bir araya gelmesinden duyduğu mutluluğu dile getirdi.

Cem Denny Ekici

20 Temmuz 2019 Tüm Haberler
BARIŞ ELÇİSİ HACİ SAİT ÖZŞANLI TAZİYE EVİ HİZMETE AÇILDI. BARIŞ ELÇİSİ HACİ SAİT ÖZŞANLI TAZİYE EVİ HİZMETE AÇILDI.

D.BAKIR- Ülkemiz tarihinde ilk taziye evi kurucusu olan Diyarbakırlı hemşehrimiz rahmetli Hacı Sait Özşanlı adına kurulan Taziye Evi, vatandaşların hizmetine sunuldu.

Konuyla ilgili olarak açıklamalarda bulunan merhum Hacı Sait Özşanlı’nın oğlu, İş Adamı İsmail ÖzŞanlı, şunları söyledi: 
‘Bu mübarek kentin bağrından çıkan, ömrünü barışa adayan, bölgemiz genelinde birçok kan davasını barışla sonuçlandıran merhum Hacı Sait ÖzŞanlı’nın cansiperane çalışmaları, bütün halkımızın malumudur. 

RAHMETLE ANIYORUZ 

“Barış Elçisi” ünvanlı merhum babam, bilindiği üzere, Nobel Barış Ödülüne aday gösterilmişti. 
Hayatı boyunca binlerce  kan davası, kız kaçırma ve bir çok defalar yaralamaya bağlı husumeti barışla sona erdiren ve 2006 yılında Fransız Haber Ajansı (AFP) tarafından Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterilen merhum Hacı Sait ÖzŞanlı, 65 yaşında Hakk’ın rahmetine kavuştu. 

Bugün baktığımızda, arkasında ise gurur dolu ve mücadeleyle geçen bir yaşam ve barışmasına vesile olduğu binlerce insanın hayır dualarını görünce, haklı olarak göğsümüz kabarıyor, mutlu oluyoruz. 
Bizler de ailesi ve çocukları olarak, rahmetli babam adına, yapımını tamamladığımız Taziye Evimizi halkımızın istifadesine sunmuş bulunmaktayız.

Bayan-Erkek Taziye Evi şeklinde tasarladığımız, cenaze yıkama yeri ve morg bulunan Taziye Evimizde, ayrıca Kur’an Kursumuzu da inşa ederek, ibadete sunmanın haklı gururu ve mutluluğunu yaşamaktayız. 
Vatandaşlarımız, ihtiyaç halinde, irtibat numarasına ulaşarak, Taziye Evimizi kullanabilirler. 
Böylesi bir hizmetin bitirilmesinde büyük emeği olan dönemin Lice İlçemiz Kaymakamı Sayın Sinan Başak Valimize de, sonsuz teşekkürlerimizi sunarız. 
Cenab-ı Rabbim; böyle hayırlı hizmetler sunmayı, cümlemize nasip eylesin’.

DERMAN BABA: BU DEĞERLERİMİZİN KIYMETİNİ BİLMİYORUZ 

Öte yandan konuyla ilgili olarak açıklamalarda bulunan Yılmaz Acu, merhum Hacı Sait Özşanlı gibi, değerlerin kıymetinin bilinmediğine dikkat çekti. 
Yaklaşık 40 yıldır, binlerce insana maddi ve manevi yardımlarda bulunan, tek başına bir sivil toplum kuruluşu gibi hayır hasenat çalışmaları yapan ve bu nedenle kamuoyunda ‘Derman Baba’ olarak bilinen Yılmaz Acu, duygularını şöyle dile getirdi: 

‘Şurası bir gerçek ki, bu mukaddes kentin bağrından çıkmış kıymetli büyüklerimizin kıymetini maalesef bilmiyoruz. 
Merhum Hacı Sait Özşanlı amcamızı yakından tanırdım. Yaptığı çalışmalarına defalarca kez şahit oldum. Ancak ne acıdır ki, böylesi hayırlı çalışmaları gerçekleştirmiş Özşanlı’nın adını, bir park, mahalle veya okula vermedik. Bence bu bizim açımızdan eksikliktir diye düşünüyorum.

Zaten böylesi değerlerin kıymetini yaşarken bilmiyoruz, bari vefatlarından sonra böyle bir uygulama yapıp, ahde vefa örneği sergileyelim. 
Defalarca kez sosyal medya platformlarında bu konuyu dile getirdim. Ama maalesef sesimi duymak istemediler.  
Hayır hasenat yapan, yardımsever ve binlerce kan davalı aileyi barıştıran, husumetleri sona erdiren Rahmetli Hacı Sait Özşanlı, kentimizin değerlerinden biridir. 

Onun adını park, okul veya caddeye vererek, yaptıkları çalışmaları gelecek nesillere aktarabiliriz. 
Hayatını hayır hasenat çalışmalarına adamış, Barış Elçisi ünvanını almış merhum Özşanlı’ya, bunu çok görmemeliyiz diye düşünüyorum. 
Allah; rahmet eylesin’. 

19 Temmuz 2019 Tüm Haberler

EDİTÖRLER
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Kategori Seçin:
Kategori Seçin:

TRT Haber Haberler