• Altın
  • Dolar
  • Euro
  • İstanbul °C
  • Ankara °C

Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan Ayasofya açıklaması

Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan Ayasofya açıklaması
Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan Ayasofya açıklaması

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kriter Dergisinin yeni sayısında, SETA Vakfı Genel Koordinatörü Prof. Dr. Burhanettin Duran’ın sorularını yanıtladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ayasofya’nın yeniden cami olarak açılması, FETÖ’nün 15 Temmuz darbe girişimine karşı milletin zaferi, Türkiye’nin Covid-19 salgınıyla mücadelesi, Libya ve Doğu Akdeniz başta olmak üzere dış politika, iç siyaset ve ekonomi konularında önemli açıklamalarda bulundu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Ayasofya’nın tekrar asli hüviyetine kavuşturulması gerekiyordu. Danıştay, yapılan başvuru sonucu nihai kararı verdi. Danıştay’ın kararını hukuk devleti adına, maşeri vicdanı rahatlatma adına müspet bir adım olarak görüyoruz. Dava sürecinde içeriden ve yurt dışından çıkan çatlak seslerin ise hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur. Ayasofya’nın statüsüyle ilgili nihai karar mercii başkaları değil Türk milletidir. Bu, bizim iç meselemizdir. Diğer ülkelere de ancak alınan karara saygı göstermek düşer” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “15 Temmuz gecesi sizin için ne anlam ifade etmektedir” şeklinde yöneltilen bir soruya şu yanıtı verdi:
“15 Temmuz, tarihimizin en büyük direniş destanlarından biridir. O gece milletimiz, kadını-erkeği, genci-yaşlısıyla iradesine, geleceğine ve devletine sahip çıkmıştır. 15 Temmuz, aynı zamanda milli irade üzerindeki vesayet zincirlerinin kırılması açısından da bir milat olmuştur. Türkiye’yi esaret altına almak isteyen güçlerin 40 yıldır beslediği, büyüttüğü FETÖ’nün gerçek yüzü ortaya çıkmıştır. O gece vatan için can veren aziz şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyor, cesaret timsali gazilerimize sağlıklı uzun ömürler temenni ediyorum. Şehit ve gazilerimize olan minnet borcumuzu asla ödeyemeyiz. Bugün topraklarımızda özgürce yaşıyorsak şehitlerimizin ve gazilerimizin sayesindedir.”

“FETÖ üyelerinden temizlendikçe Türk Silahlı Kuvvetleri’nde (TSK) nasıl bir tablo ortaya çıkıyor” sorusuna ise Erdoğan, “15 Temmuz’la birlikte FETÖ’cü unsurlar Silahlı Kuvvetlerimizden büyük oranda temizlenmiş oldu. İçerideki hainler tasfiye edilince ordumuz adeta kendini yeniden buldu. Silahlı Kuvvetlerimizin terörle mücadeleden yurt dışı operasyonlara kadar farklı cephelerde imza attığı başarıların altında, bünyesinde yapmış olduğu işte bu temizlik vardır. Silahlı Kuvvetlerimiz asıl görevine yoğunlaşmış ve vazifesini bîhakkın yerine getirmeye başlamıştır. Emniyet teşkilatımızda da benzer durum söz konusudur. Bu insicamı korumakta ve güçlendirmekte kararlıyız” cevabını verdi.

Erdoğan, “Türk demokrasi tarihi bakımından nasıl bir önemi var 15 Temmuz direnişinin” şeklinde yöneltilen bir diğer soruya, “Türkiye’nin 1950’de başlayan demokrasi yolculuğu, maalesef her 10 yılda bir tekrarlanan müdahalelerle sürekli kesintiye uğradı. Sandıktan çıkan irade hiçbir zaman tam olarak ülke yönetimine yansımadı. 1961 Anayasasıyla tesis edilen vesayet kurumları, milletten almadıkları yetkileri kullanarak, milletin iradesine ortak oldu. Gerek İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığımız döneminde gerekse Başbakanlığımızda bunları hep karşımızda bulduk. Ne yaptıysak bunlara rağmen yaptık. Kefenimizi giyerek çıktığımız bu yolculukta, milletin emanetine sahip çıkma noktasında her türlü mücadeleyi verdik. Bu tarihi süreç içinde 15 Temmuz bir dönüm noktasıdır. 15 Temmuz, Türkiye’de gerçek anlamda millet egemenliğinin tesis edildiği gündür. Milletin iradesini teslim alma teşebbüsü, bizzat milletin direnişi ile engellenmiştir” dedi.
“CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun 15 Temmuz’a ilişkin tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Daha önce ‘Darbe girişimi olursa tankın üzerine ilk ben çıkacağım’ şeklinde açıklamalar yapan ana muhalefet partisi genel başkanından nasıl davranması beklenirdi” sorusuna karşılık Erdoğan, “Demokrasiyi ve milli iradeyi savunmak sadece iktidarın değil, herkesin görevidir. Demokrasiyi hedef alan girişimler karşısında siyasi ikbal kaygısı gütmeden, korkmadan, çekinmeden tepki koymaları gerekir. Ancak 1960’tan beri CHP’nin darbeyi destekleyen, müdahaleye çanak tutan bir politika izlediğini görüyoruz. 27 Mayıs’ın da, 28 Şubat’ın da, 15 Temmuz’un da en büyük destekçisi CHP’dir. Normal şartlarda bu tarz iddialı cümleler kuran birisinden, sözünü tutması ve tankların üstüne çıkması beklenirdi. Ancak CHP Genel Başkanı tankların üstüne çıkmak yerine darbecilerle anlaşıp tankların arasından kaçmayı tercih etti. Sığındığı Bakırköy Belediye Başkanı’nın evinde, milletin mücadelesini kahve içerek televizyondan takip etti.


Tabi ortada çok ciddi bir muamma var. 4 yıl geçmesine rağmen açıklığa kavuşturulmamış sorular var. CHP Genel Başkanı 15 Temmuz gecesine dair şüphe bulutlarını artık dağıtmalıdır. O gece kimlerle konuştuğunu, kimlerle hangi pazarlıkları yaptığını öncelikle kendisinin anlatması gerekir. 15 Temmuz sonrasında kullandığı FETÖ jargonu ile o gece yaşananlar arasında bir irtibat olup olmadığını açıklığa kavuşturmalıdır” açıklamasında bulundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, FETÖ konusunda gelinen noktayı ise şöyle değerlendirdi:
“Darbeye karışanlarla ilgili davaların önemli bir kısmı tamamlandı. Milletin kanını dökenler, millete kurşun sıkanlar işledikleri cinayetlerin hesabını hukuka verdi ve veriyor. Örgütün gizli yapılanmasına yönelik operasyonlar ise devam ediyor. Elbette 40 yıl boyunca devlete sızan sinsi bir yapıyı 4 yılda tamamen temizlemek mümkün değildir. Nitekim güvenlik ve yargı birimlerimiz, her gün yeni bir bulguya ulaşarak, örgütün kripto yapılanmasını deşifre ediyor. Firari şahısların ülkemize iadesi konusunda da Adalet Bakanlığımız gereken çalışmayı titizlikle yürütüyor. Örgütün üst düzey militanlarından bazılarının ülkemize iadesini sağladık.

Burada kimi ülkelerin tavırlarıyla ilgili şu hususu ifade etmek zorundayım. Lafa gelince sürekli demokrasiden bahsedenler, bize hukuk dersi verenler maalesef demokrasi düşmanlarına kol kanat germekten çekinmiyorlar. Birçok batı ülkesinin FETÖ’cüleri himaye ettiğini, bunlara aleni destek verdiğini görüyoruz. Kimi devletler bunu sırf bize zarar vermek için yaparken, bazıları da gafletten, FETÖ tehdidini idrak edememekten yapıyor. Ancak Antifa örneğinin herkes için bir ibret vesilesi olacağına inanıyorum. Daha birkaç yıl öncesine kadar romantik sözlerle desteklenen bu yapı şimdi terör estiriyor, sokakları ateşe veriyor. Nitekim bu taşkınlıklar karşısında Sayın Trump, Antifa’yı terör örgütü olarak ilan edeceklerini açıkladı. Benzer tehdit FETÖ için de geçerlidir.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “FETÖ dışında TSK tarafından terör örgütü PKK’ya yönelik önemli operasyonlar icra ediliyor. Avrupa ve ABD kamuoyunda Türkiye’nin operasyonları konusunda oluşturulmaya çalışılan bir algı var, nasıl yorumluyorsunuz” şeklinde yöneltilen soruya, “Terörü bu toprakların kaderi olmaktan muhakkak çıkartacağız. Bu yönde son yıllarda gerçekten önemli adımlar attık. Suriye’de kurulmak istenen terör koridorunu gerçekleştirdiğimiz operasyonlarla akamete uğrattık. Terör örgütlerinin bir dönem kol gezdiği 8 bin 200 kilometrekarelik alanı, DEAŞ ve PKK/YPG’li teröristlerden temizledik. Irak’ta da PKK hedeflerine yönelik başarılı harekatlar düzenliyoruz. Haziran ayının ortasında yapılan hava ve kara harekatları, bu sürecin parçalarıdır. PKK bu toprakların iklimine, insanına, inancına, değerlerine ve kültürüne düşman bir terör örgütüdür. On binlerce insanımızın katilidir. Bölgemizin geleceğinde bu örgüte yer yoktur” cevabını verdi.

Terörle mücadelede yerli ve milli üretimin önemine vurgu yapan Erdoğan, savunma sanayii alanında Türkiye’nin geldiği noktaya yönelik şunları söyledi:

“Savunma sanayiinde yerlilik oranını yüzde 20 seviyelerinden aldık, yüzde 70’lerin üstüne çıkardık. 2002’de sadece 62 savunma projesi yürütülürken, bugün bu sayı 700’e yaklaştı. Son 5 yılda yaklaşık 350 yeni proje başlattık. 2002’de yaklaşık 5,5 milyar dolar bütçeli savunma projeleri yürütülürken geldiğimiz noktada yaklaşık 11 katlık bir artışla 60 milyar dolarlık proje hacmine ulaştık. İhale süreci devam eden projelerle bu rakam 75 milyar doların üzerine çıkıyor. Aynı dönemde firma sayımız da 56 iken bugün bin 500’e ulaştı. Yine göreve geldiğimizde 1 milyar dolar olan sektörün cirosu, 2019’da 10,8 milyar dolara yükseldi. 2002’de yalnızca 248 milyon dolar olan savunma ve havacılık ihracatı, 2019 itibarıyla 3 milyar doları geçti. Neredeyse yok düzeyinde olan Ar-Ge harcaması 2019’da 1,5 milyar doları geçti. Bugün dünyanın en büyük savunma şirketleri listesinde 5 firmamız bulunuyor. Diğer taraftan havuzlu çıkarma gemimiz TCG Anadolu’nun inşasının sonuna geldik. Nitekim gemimiz 1 Temmuz’da liman test hazırlıkları için rıhtıma indi. Tasarımından üretimine her aşamada yerli olacak savaş uçağımızı da 2023’te hangardan çıkaracağız.

Bulunduğumuz noktayı önemsiyoruz fakat daha fazlasını yapmamız gerekiyor. Böyle bir iradeye, altyapıya ve birikime sahibiz. Savunma sanayi projelerimizin en önemlisi şüphesiz SİHA ve İHA’lardır. AKINCI ile bu alanda dünyanın ilk 4 ülkesinden biri olacağız. Terörle mücadelemize SİHA’lar gerçekten büyük katkı yapıyor. Bunun yanında eşgüdüm içinde yürüyen bir süreç var. Güvenlik teşkilatlarımız olan TSK, emniyet, jandarma ve MİT arasındaki koordinasyon şu an en üst düzeyde İnşallah bunu daha da artıracağız. Sadece terörle mücadelede değil, Suriye’de ve Libya’da da İHA ve SİHA’lar çok etkin rol oynuyor. Bu alanda dünyanın ilgisini çekmiş durumdayız. İHA ve SİHA’lara yönelik de çok ciddi dış talep var. Tabi savunma sanayii alanındaki diğer yerli üretimlerimize yönelik de büyük bir ilgi var. Hem özel sektör, hem de devlet olarak bu alanda atılan adımlarımız kesintisiz sürecek.”

“15 Temmuz darbe girişiminden sonra yaptığınız bir konuşmada ‘Artık sadece ülkemiz üzerine oynanan oyunları değil bölgemizde kurulan tuzakları da bozacağız’ demiştiniz. Nitekim bunun ilk örneği Ağustos 2016’da Fırat Kalkanı Operasyonu ile ortaya konuldu. Arkasından diğer operasyonlar geldi. Türkiye bu alanda nasıl bir strateji izliyor” sorusuna Erdoğan, “Bölgemizle ilgili konularda taraflı, fırsatçı ve diğer tarafı yok sayan bir yaklaşım içinde asla olmadık. Barışın inşa edilmesi, akan kanın durması için çaba harcıyoruz. Çatışmalar sebebiyle insanların mülteci durumuna düşmesini, evini, barkını, hayatını kaybetmesini istemiyoruz.
Türkiye’nin bu konudaki duruşu nettir; bizim kimsenin toprağında, egemenliğinde gözümüz yoktur. Kendi güvenliğimizin üzerine ne kadar titriyorsak, komşularımızdan başlayarak dost ve kardeş ülkelerin güvenliğine de aynı şekilde hassasiyet gösteriyoruz.

Fransa ve Abu Dabi yönetimi başta olmak üzere kimi ülkelerce yürütülen propagandanın arkasında, Türkiye’nin hukuk, demokrasi ve adalet eksenli mücadelesine yönelik tahammülsüzlük vardır. Türkiye, sahada ve masada verdiği başarılı mücadelelerle kan ve kaostan beslenenlerin hesaplarını bozmuştur. Bugün yüz milyonlarca mazlum ve mağdurun nazarında Türkiye; umutla, adaletle, merhametle özdeş hale gelmiştir. Ülkemize yönelik bu teveccühü korumakta kararlıyız” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye, Libya’da oyun kurucu bir aktör olarak sahada yerini aldıktan sonra, süreç BM nezdinde Libya’nın meşru hükümeti olan UMH lehine işliyor. Barış ve istikrarın sağlanabilmesi için uluslararası toplumdan bu konuda beklentileriniz nelerdir” sorusuna ise şu cevabı verdi:
“Türkiye’nin kararlı tavrı sayesinde darbeci Hafter ile destekçilerinin Trablus’u işgal planı tutmadı. Uluslararası meşruiyeti haiz Milli Mutabakat Hükümeti, çok kısa sürede darbecileri Trablus’tan söküp atmayı başardı. Sahada elde edilen bu kazanımlar, inşallah Libya’nın tamamında barış ve huzurun müjdecisi olacaktır.
Türkiye ile Libya arasında imzalanan ‘Güvenlik ve Askeri İşbirliği Mutabakat Muhtırası’ ile ‘Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası’ son derece önemlidir. Bu iki muhtıra ile ülkemiz, Doğu Akdeniz’deki hak ve menfaatlerini garantiye almış, aynı zamanda da Libyalı kardeşlerine sahip çıkmıştır. Ayrıca Libya’ya sağlıktan ulaşım altyapısında kadar her alanda destek oluyoruz.

Libya’nın bir an önce istikrara kavuşması sadece Libya halkının değil, tüm bölgenin çıkarınadır. Bu ülkenin siyasi ve ekonomik açıdan güçlenmesi hem Kuzey Afrika’yı hem de Avrupa’yı rahatlatacaktır. Uluslararası toplum meşru hükümeti destekleyerek artık tercihini yapmalı, savaş suçu işleyen darbecileri durdurmalıdır. Libya’yı kan gölüne çeviren lejyonerler bir an önce bu ülkeden çıkarılmalıdır. Terhune ve daha birçok şehirde ortaya çıkan toplu mezarların hesabı, darbecilerden muhakkak sorulmalıdır.”

“Türkiye, Libya ile birlikte Doğu Akdeniz’de de aktif bir strateji izliyor. Türkiye’nin buradaki gelişmelere bakış açısı nasıl” şeklinde yöneltilen soruya Erdoğan, “Aralarında komşularımızın da olduğu bazı ülkeler, Türkiye’yi Doğu Akdeniz’de etkisizleştirmek için hatalı bir sürecin içine girdiler. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Türkiye’nin Akdeniz’deki haklarını gasp etmek istediler. Defalarca bunun yanlış olduğunu, hukuka uygun olmadığını söyledik. Türkiye’nin hak ve hukukunu koruma noktasında kararlı olduğunu ifade ettik. Hedefleri, Akdeniz’e en uzun kıyıya sahip olan ülkemizi sadece oltayla balık tutacak bir kıyı şeridine mahkum etmekti. Ama attığımız adımlarla bu planı boşa çıkardık. İki sondaj gemimizi göndererek, ülkemize ait alanlarda sismik araştırmalar yapmaya başladık.

Açık ve net söylüyorum; biz tarih boyunca farklı medeniyetlere beşiklik etmiş Akdeniz’de gerilim istemiyoruz. Bilakis burada var olduğu düşünülen hidrokarbon kaynaklarının tüm bölge için bir fırsat teşkil ettiğine inanıyoruz. İş birliğini ve adil bir paylaşımı esas alan her türlü teklife kapımız açıktır. Bu prensipler temelinde herkesle çalışmaya hazırız” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Ülkemizde CHP’nin başını çektiği muhalefet yine bu konuda uygulanan yol haritasına karşı, sert eleştiriler getiriyorlar. Nasıl yorumluyorsunuz bu durumu” sorusuna, “Açıkçası muhalefet partilerinin, özellikle de CHP’nin bu tarz eleştirilerine ilk defa şahit olmuyoruz. 18 yıllık iktidarımız döneminde, ülkemizi, milletimizi ve demokrasimizi güçlendirmek için attığımız tüm adımlarda, CHP’nin saldırılarına ve ithamlarına muhatap olduk. Suriye’nin kuzeyinde kurulmaya çalışılan terör koridorunu, CHP’ye rağmen akamete uğrattık. Hendek ve çukur terörünü CHP’ye rağmen engelledik. İdlibli kardeşlerimize yine CHP’ye rağmen sahip çıktık. 15 Temmuz sonrasında FETÖ’ye karşı mücadelemizi yine CHP’ye rağmen sürdürdük. Aynı şekilde Libya ve Doğu Akdeniz’deki çıkarlarımızı CHP’nin muhalefetine rağmen savunduk ve savunuyoruz.

40 yıllık siyasi hayatımızda edindiğimiz tecrübe, bize CHP’nin millet ve memleket gibi bir derdinin olmadığını, Türkiye’nin çıkarları konusunda herhangi bir hassasiyetlerinin bulunmadığını göstermiştir. Şu an CHP eksenini kaybetmiş bir partidir. Rüzgar nereden eserse oraya yöneliyorlar. Sürekli bocalamalarının sebebi budur. Milli meselelerde CHP ve şürekasının ne dediğine değil, milletimizin ne dediğine, neyi talep ettiğine bakıyoruz. Bizim için asıl olan Türkiye ve Türk milletinin huzuru, emniyeti ve bekasıdır. Bunun dışındaki her şey lafügüzaftır” yanıtını verdi.

Covid-19 salgını döneminde aralarında İngiltere ve Amerika’nın da olduğu 140 ülkeye gönderilen yardımlara ilişkin Erdoğan, “Devlet geleneğimiz ‘insanı yaşat ki devlet yaşasın’ prensibi üzerine bina edilmiştir. Biz aynı zamanda paylaşmanın, yardımlaşma ve dayanışmanın bereketine inanan bir milletiz. Korona virüs salgını, insanlık tarihinin son asırda yüzleştiği en büyük sağlık krizlerinden birisidir. Maalesef birçok ülke bu salgına sağlık altyapısı bakımından hazırlıksız yakalanmıştır. Öyle ki gelişmiş ülkeler dahi vatandaşlarına ve sağlık çalışanlarına tulum, maske, koruyucu ekipman gibi temel ihtiyaç malzemelerini sağlamakta zorlanmıştır.
Türkiye olarak, 40 bin yoğun bakım yatağı, 246 bin yatak kapasitesi, bin 213 bilgisayarlı tomografi cihazı, 4 bin tedavi kurumu, 1 milyon 100 bin sağlık çalışanımızla, hamdolsun salgını en rahat karşılayan ülkelerden biri olduk. Bu süreçte sağlık yatırımlarımıza hız verdik. İstanbul’da bin 8’er yataklı iki acil durum hastanemizi kısa sürede faaliyete geçirdik. Ayrıca İstanbul’da Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi gibi devasa sağlık tesislerini devreye aldık. Milletimizi, CHP Genel Başkanı’nın ‘sahra hastanesi’ diye reklamını yaptığı hangarlara mahkum etmedik.

İnsanların ilgisizlikten öldüğü, sağlık çalışanlarının maske dahi bulamadığı, yaşlı bakım evlerinden utanç verici görüntülerin yansıdığı durumların hiçbiri ülkemizde yaşanmadı. Sosyal güvenlik sistemimizin kapsayıcılığı ve kuşatıcılığı sayesinde vatandaşlarımız, kimi yerlerde olduğu gibi milyon dolarlık faturalarla karşı karşıya kalmadı. Testten teşhis, tedavi ve ilaca hastalıkla mücadele için gereken her şeyi insanımıza ücretsiz sunduk.
Bunun yanında din, dil, ırk ve bölge ayrımı gözetmeden dünyanın 140 ülkesine tıbbi teçhizat ve malzeme gönderdik. Yine bu süreçte Türk mühendisleri tarafından geliştirilip, Türk firmalarınca üretilen solunum cihazları yaptık. Hamdolsun kendi hastanelerimizin yanı sıra Brezilya’dan Somali’ye kadar birçok kıtada Türk malı solunum cihazları kullanılıyor. 8’i aşı olmak üzere 17 ilaç geliştirme projemiz devam ediyor. Yıl sonundan önce, hatta daha erken bu projelerde klinik öncesi aşamaya geçmeyi planlıyoruz. Sağlığın kıymetinin daha iyi anlaşıldığı bu dönemde, Türkiye’nin büyük bir çekim merkezi olacağına, sağlık turizmi alanında da kendisinden söz ettireceğine inanıyorum. Bu vesileyle salgın sürecinde özverili bir şekilde görev yapan, sağlık çalışanları başta olmak üzere tüm kamu ve özel sektör personeline, milletim adına şükranlarımı sunuyorum” ifadelerini kullandı.

Önümüzdeki süreçte ekonomide atılacak adımlara, yol haritasına ilişkin bir açıklamada bulunan Erdoğan, “Ekonomi bizim her zaman öncelikli meselelerimizden biri oldu. 2002’de iktidara geldiğimizde kriz yorgunu bir ülkeyi devralmıştık. Kişi başı geliri 3 bin 500 doları ancak bulan, ihracatı 36 milyar olan, eğitimden sağlığa, ulaşımdan enerjiye her alanda yetersiz bir altyapıyla ağır aksak yol yürümeye çalışan bir Türkiye manzarası vardı.

Bu tablo karşısında hemen kolları sıvadık ve Cumhuriyet tarihimizin en büyük demokrasi ve yatırım hamlesini başlattık. 18 yıl boyunca Türkiye’yi büyütmek, vatandaşımızın refahını artırmak için ciddi çaba harcadık. İhracatımızı 36 milyar dolardan 181 milyar dolara, kişi başına düşen geliri 3 bin 500 dolardan bir ara 11 bin dolara kadar çıkardık. Marmaray gibi, Bolu Tüneli, Avrasya Tüneli, Nissibi Köprüsü, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, İstanbul Havalimanı, 18 Mart Çanakkale Köprüsü gibi dev projeleri hayata geçirdik. 30 yeni havalimanı açarak, hava yolunu halkın yolu yaptık. Ülkemizi hızlı trenle tanıştırdık. ‘Türkiye’nin otomobili’ rüyasını geleceğin teknolojisiyle gerçeğe dönüştürdük. 2002’de 31 bin megavat civarında olan kurulu gücümüzü bugün 3 kat artırarak 92 bin megavata ulaştırdık. Yine bizim dönemimizde Türkiye’yi enerjinin otoyolu haline getirdik. TürkAkım ve TANAP projeleriyle enerjinin uzaklara güvenli ulaşımında söz ve yetki sahibi konuma gelen Türkiye, Akkuyu Nükleer Güç Santraliyle de enerjisine enerji katacaktır. Son 18 yılda ülkemize 220 milyar dolardan fazla doğrudan yatırım çektik. Bugün satın alma paritesine göre değerlendirirsek milli gelir sıralamasında 13’üncü büyük ekonomiyiz.

Salgın döneminde sanayicimizden esnaf ve sanatkârımıza, çalışanlarımızdan ihtiyaç sahibi vatandaşlarımıza kadar herkesin yanında olduk. Sosyal Koruma Kalkanı çerçevesinde milletimize doğrudan 24 milyar lirayı aşkın kaynak aktardık. Kısa çalışma ödeneği ve nakdi ücret desteğinin süresini uzatarak, salgın sonrası dönemde de çalışanlarımızın yanında yer almaya devam ediyoruz.

Küresel düzeyde yeniden şekilleneceği anlaşılan siyasi ve ekonomik yapıda Türkiye, gerçekten avantajlı bir yerde duruyor. Daha salgın dönemi bitmeden, dünyanın dört bir yanından alternatif üretim ve tedarik kanalları için ülkemizdeki firmalarla temasa geçilmeye başlandı. İnşallah bu sıkıntılı süreci fırsata çevirecek, ülkemizi 2023 hedeflerine bir adım daha yaklaştıracağız” dedi.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin salgınla mücadeledeki etkisini değerlendiren Erdoğan, “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin getirdiği avantajları çok iyi kullandık. Kabinemizle tam bir koordinasyon içinde, vakit kaybına mahal vermeden, bürokratik oligarşiye takılmadan gereken tüm kararları aldık ve süratle uyguladık. Daha önce çift başlılıktan neşet eden sorunların hiçbiri bu süreçte yaşanmadı. Kriz döneminde sistem tıpkı bir saat gibi tıkır tıkır işledi. Böylece muhalefetin sistemle ilgili eleştirilerinin ne kadar yersiz, haksız ve gereksiz olduğu ortaya çıktı.

Öte yandan, biz 83 milyonun huzuru ve sağlığı için başarılı bir mücadele yürütürken, muhalefet belediye başkanlarının çoğu, en basitinden toplu taşımadaki sefer sayısını dahi düzenlemekte aciz kaldı. İnsanımızın sağlığını hiçe sayan, tamamen iş bilmezlik ve koordinasyonsuzluktan kaynaklanan sıkıntılara şahit olduk.
Korona virüs krizini tüm dünyaya örnek bir başarıyla yöneten kabinemize ve yönetim sistemimize yönelik vatandaşımızın duyduğu güven de artmış durumda. Salgın döneminde yapılan kamuoyu yoklamaları bu gerçeği açıkça ortaya koyuyor. Devletimizin açıkladığı tedbirlere riayet ederek sürecin başarısına katkı sunan herkese teşekkür ediyorum. Tüm vatandaşlarımı ‘TAMAM’ diye sloganlaştırdığımız Temizlik, Mesafe ve Maske kurallarına uymaya davet ediyorum” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “AK Parti ve MHP arasında yapılan Cumhur İttifakı yoluna devam ediyor. İttifakın uyumunu ve geleceğini nasıl değerlendiriyorsunuz” sorusuna, “Türkiye, Libya’dan Doğu Akdeniz’e, Suriye’den Irak’a kadar çok farklı cephelerde beka mücadelesi veriyor. Bu mücadelenin başarısı en az İstiklal Harbimiz kadar önemlidir. Ülkemizin zaferden başka şansı yoktur. AK Parti ve Cumhur İttifakı ise bu mücadelenin sancaktarıdır. Zira bu ittifak 15 Temmuz gecesi sokaklarda, meydanlarda omuz omuza yürütülen bir mücadeleyle kurulmuştur. Bu ittifak, pazarlıkların ve gizli-kapaklı anlaşmaların olmadığı şeffaf bir ittifaktır. Cumhur İttifakı ne kadar güçlü olursa, Türkiye de hedeflerine o derece hızlı ve sağlam yürür. Ülkemizin ve milletimizin bağımsızlığı için, ay yıldızlı bayrağımız için, vatan toprağımız için hiçbir fedakarlıkta bulunmaktan çekinmeyiz. Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Bahçeli de bu konularda bizimle aynı hassasiyeti, aynı hissiyatı paylaşıyor.

Nitekim geride bıraktığımız zaman zarfındaiçeriden ve dışarıdan gelen nifak girişimlerine rağmen Yenikapı ruhunu diri tutmayı başardık. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi başta olmak üzere birçok reformu hayata geçirerek Türkiye’nin önünde yeni yolların açılmasını sağladık. FETÖ ve PKK terör örgütleriyle mücadelede tarihi ivme yakaladık. Ekonomimize yönelik sabotaj girişimlerini başarıyla püskürttük. Suriye ve Libya’da Türkiye’nin menfaatlerini kararlılıkla koruduk. Millet ve memleket ortak paydasında kurduğumuz bu güzel birlikteliği inşallah önümüzdeki dönemde daha da güçlendireceğiz” cevabını verdi.

“Yeni sosyoloji ve gençlik konusu çok gündemde. Bu durumu nasıl yorumluyorsunuz” şeklinde yöneltilen bir diğer soruyu ise Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle cevapladı:
“40 yılı aşkın bir süredir siyasetin içindeyim. Bu zaman zarfında hep gençlerle yol yürüdüm, gençlere güvendim, gençlerin enerjisini, heyecanını ve desteğini yanımda hissettim. Başbakan olduktan sonra ilk işimiz, Anayasa değişikliğiyle gençlerin seçilme yaşını 30’dan 25’e düşürmek oldu. Sonra bununla da kalmadık, 16 Nisan Halkoylaması’nda gençlerin seçilme yaşını, seçme yaşıyla eşitleyip 18’e indirdik. Eğitim alanında liseden üniversiteye, barınma imkanından burs meselesine kadar pek çok reforma imza attık. Kangrene dönmüş üniversite harçlarını kaldırarak, gençlerimize eğitimde fırsat eşitliği sunduk. Üniversite imkanını tüm illerimize yaygınlaştırdık. Başvuran her öğrencimize ya burs ya da kredi veriyoruz. Son 18 yılda üniversite sayımızı 3 kat artırarak 200’ün üzerine çıkardık. Her kademede eğitim altyapısını sürekli güçlendirmekte kararlıyız.

Yeni yönetim yapımızı oluştururken Gençlik ve Spor Bakanlığı’nı kurmuş olmamız, gençlerimize verdiğimiz özel önemin ispatıdır. Genel Başkanı olduğum AK Parti’nin Gençlik Kolları 1,5 milyon civarında üye sayısıyla, diğer partilerin toplam üye sayılarının bile üzerindedir. Gençlik kollarımızda 19-20 yaşında ilk defa siyasete atılan arkadaşlarımız, bugün genel başkan yardımcısı, milletvekili, belediye başkanı olarak görev yapıyor. Şu anda da hem partide hem Cumhurbaşkanlığı’nda hem bürokraside yakın çalıştığım ekibimin çok büyük bir bölümü, genç denilebilecek yaşlardaki arkadaşlarımızdan oluşuyor. İnşallah bundan sonra da gençlerimize güvenmeye devam edeceğiz.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Diğer taraftan Filistin’den yansıyan açıklamalara bakınca İsrail’in yayılmacı politikasının devam ettiği görülüyor. İsrail Başbakanı Netenyahu Batı Şeria’nın yüzde 30’unun daha ilhak edileceğini açıkladı. Temmuz ayı içinde harekete geçeceklerini kamuoyuyla paylaştılar. İsrail’in bu işgalci tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz” sorusuna, “Dünyada adaletsizliğin zirveye çıktığı yerlerin başında İsrail işgali altında bulunan Filistin toprakları geliyor. Ancak İsrail güçlerinin acımasızca katlettiği Filistinler, artık küresel medyada haber olarak bile yer almıyor. İsrail’i gün geçtikçe pervasızlaştıran, daha da hukuk tanımaz hale getiren en önemli sebep, işte bu küresel sessizliktir.

İsrail’in, Batı Şeria’daki yerleşim birimlerini ve Ürdün Vadisi’ni ilhak edeceğini açıklaması, işgal ve zulüm politikasının yeni bir adımıdır. Dünya bu gidişata dur demeli, İsrail’in hukuk tanımaz adımlarına engel olmalıdır.
Geçen yıl Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndaki konuşmamda, İsrail’in Filistin topraklarında nasıl yayıldığını bir harita eşliğinde göstererek anlatmıştım. Dünyaya ‘Acaba İsrail neresidir, toprakları nereleri kapsıyor’ sorusunu yöneltmiştim. Gerçekten de İsrail 1947’de, 1949’da, 1967’de neresiydi, şu anda neresi diye baktığınızda sorunun kaynağı ortaya çıkıyor. 1947 haritasında o toprakların tamamı Filistin’e aitken, yıllar içinde Filistin küçülmüş, İsrail büyümüştür. 1967’de Kudüs’ün de işgaliyle yeni bir aşamaya geçildi. Günümüzde ise haritada maalesef artık Filistin diye bir yer kalmadı. Filistin’in neredeyse tamamına yakını İsrail tarafından yutuldu. İsrail şimdi de kalanını işgal etmenin peşinde İlhak planları bunun bir parçasıdır.
Gazze’deki insanlık dışı abluka ile Kudüs’ün tarihi ve hukuki statüsüne yönelik saldırılar da devam ediyor. 1967 sınırları temelinde başkenti Doğu Kudüs olan egemen, bitişik ve bağımsız bir Filistin Devleti’nin kurulması bizim politikamızın ana eksenidir. Bunun dışındaki herhangi bir barış planının adil olma, kabul edilme ve uygulanma şansı yoktur” yanıtını verirken, “Müslümanların genel olarak nasıl bakması gerekiyor bu konuya?” sorusuna karşılık ise şunları söyledi:

“Kudüs üç semavi dinin mukaddes mekânıdır. Mescid-i Aksa ise biz Müslümanların ilk kıblesidir. Mescidi Aksa’nın izzetini korumak, buraya el uzatılmasına mani olmak Müslümanların ortak görevidir. Bütün İslam âleminin bu gerçeği anlaması ve buna uygun davranması gerekiyor. Şunu da ilave edeyim; bizim Musevilere karşı herhangi bir önyargımız veya husumetimiz de yoktur. İsrail halkıyla da bir sorunumuz bulunmuyor. Bizim karşı olduğumuz İsrail hükümetinin işgalci ve hukuk tanımaz politikalarıdır.”

Ayasofya’nın yeniden cami olarak ibadete açılması konusunu da değerlendirenErdoğan, “Burası, Fatih Sultan Mehmet Han’ın İstanbul’u fethettiğinde ilk cuma namazını kıldığı ve fethin sembolü olarak camiye dönüştürdüğü bir mekândır. Bu yüzden toplum hafızamızdaki yeri vazgeçilmezdir. 1934’te Ayasofya’nın camiden müzeye dönüştürülmesi, milletimizin içini acıtan bir karardı. Ayasofya’nın tekrar asli hüviyetine kavuşturulması gerekiyordu. Danıştay, yapılan başvuru sonucu nihai kararı verdi. Danıştay’ın kararını hukuk devleti adına, maşeri vicdanı rahatlatma adına müspet bir adım olarak görüyoruz. Dava sürecinde içeriden ve yurt dışından çıkan çatlak seslerin ise hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur. Ayasofya’nın statüsüyle ilgili nihai karar mercii başkaları değil Türk milletidir. Bu, bizim iç meselemizdir. Diğer ülkelere de ancak alınan karara saygı göstermek düşer” açıklamasını yaptı.

İlker Turak



UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Diğer Haberler
Sıtkı Usta Diyarbakır’la özdeşleşen soğuk baklavanın patentini aldı Sıtkı Usta Diyarbakır’la özdeşleşen soğuk baklavanın patentini aldı

Kadayıfla özdeşleşen Diyarbakır, tatlı listesine yenisini daha ekledi. Kadayıfçı Sıtkı Ustaya Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından Soğuk Baklava Marka Tescil Belgesi verildi.

Diyarbakır’da yıllardır hizmet veren 1968 yılından bugüne vatandaşların damak tadına hitap eden meşhur Kadayıfçı Sıtkı Ustaya, Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından Soğuk Baklava Marka Tescil Belgesi verildi. Hizmete girdiği günden bu yana, daha güzeli hedefleyerek, yarım asırdır sağlıklı ve doğal lezzetler sunuyor.

Kadayıfçı Sıtkı Usta işletmecilerinden Mehmet Altunbay, ilk günkü şevk ve heyecanla halkın damak tadına hitap eden, hep daha güzeli hedefleyen kadayıf ve künefelerle 52 yıldır sağlıklı ve doğal lezzetler sunduklarını söyledi. Altunbay, “Diyarbakır’da tek şubeyle çıktığımız bu yolculukta, kentimizin yanı sıra başkentimiz Ankara’da, hizmet ağımızı oldukça genişlettik. Olmazsa olmazlarımız arasında yer alan taze, hijyenik ve doğal ürünlerle, misafirlerimize en iyi hizmeti sunuyoruz.

Bu tatlı yolculuğumuzda, kaliteyi hep ön planda tutarak çalışmalarımıza devam ediyoruz. Özellikle künefe ve burma kadayıflarımıza, birçok ülkenin en üst düzey yöneticilerinden özel siparişler geliyor. Kadayıf, künefe, baklava, dondurma ve tüm ürünlerimizde parolamız, kalite, hijyen, temizlik ve lezzet. Diyabet hastaları için yaptığımız özel tatlılarımız çok beğenildi. Böylelikle diyabet hastalarımız, herhangi bir sağlık sorunu yaşamadan, enfes tatlılarımızdan yiyebiliyorlar” dedi.

“Avrupa’nın birçok ülkesinde ürünlerimiz talep ediliyor”

Ankara’da, Bakanlıklar, siyasi partiler, odalar ve borsalar, iş dünyasının temsilcileri, TBMM Başkanlığı ve Cumhurbaşkanlığı makamına kadar, firmalarının doğal ve leziz ürünleri tercih edildiğini kaydeden Altunbay, sözlerine şöyle devam etti:

“G8 Zirvesi, BM toplantıları gibi uluslararası üst düzey platformların yanı sıra, Avrupa’nın birçok ülkesinden, ürünlerimizden özellikle talep geliyor. Özel muhafazalı sistemimizle, dünyanın en uzak köşesine bile, siparişlerimizi rahatlıkla gönderiyor ve son derece olumlu geri dönüşler alıyoruz.

Türkiye’nin ‘Lokman hekimi’ ve ‘bitkilerin efendisi’ olarak anılan Prof. Dr. Ahmet Maranki de işletmemizi ziyaret ettiğinde, tatlılarımızın sağlıklı ve doğal olması nedeniyle, bizlere teşekkür etti. Tamamen doğal ürünlerle hazırladığımız tatlılarımızda, glikoz tatlandırıcı ve kimyasal bir malzeme kullanmadığımızı belirterek, işimizi sevgiyle, özenle ve büyük bir gayretle yapıyor olmamızın, kuşkusuz bir erdemdi.

Eşsiz lezzete sahip ürünlerimizden tadan, birçok ünlü sanatçılar, kamuoyunun yakından tanıdığı isimler, siyasiler, bürokratlar, spor ve medyamızın tanınmış isimlerinin yanı sıra, Ahmet Maranki hocamız da, ürünlerimize hayran kaldılar. Ev yapımı tadındaki ürünlerimiz, sağlıklı ve bir o kadar da lezzetli.

Yüzde 100 kepekli, esmer sert buğday unundan yapılan, firmamıza özel olan bütün tatlı ürünlerimiz, doğal ve sağlıklı pancar şerbetinden üretilmektedir. Ayrıca, yine kendi firmamızın ürünü olan soğuk baklava için yaptığımız patent başvurusu olumlu sonuçlandı. Sektörde bir ilke daha imza atmanın, haklı gururunu yaşıyoruz.

Geçen yıl başvuru yaptık. Yani 2019 yılı 30 Temmuzda resmi olarak başvuruda bulunmuştuk. Bu yıl Eylül ayının 23’ünde başvurumuz onaylandı ve belgemizi almış bulunmaktayız. Unutmamak gerekir ki kalite tesadüf değildir. Yılların birikimi ve gayretiyle, bugünlere gelmiş bulunmaktayız. Halkımızın teveccühüyle, tek şubeyle çıktığımız tatlı yolculuğumuzda, bugün Avrupa ve dünyanın birçok ülkesinden, devlet başkanları ve başbakanlardan kuruluşlardan sipariş almaktayız. Deneyimli ve güler yüzlü personelimizle, hizmet çıtasını hep daha yukarı çekmeyi hedefleyen hizmet anlayışıyla, çalışmalarımıza devam etmekteyiz.”

“Aldığımız ödüller ile başarımız perçinlenmiş oldu”

Altunbay, ‘Yılın En İyi Tatlıcı Ödülünü’ alınarak, sektörün en başarılı firması olduğu bir kez daha tescillemiş olduklarını kaydederek “Diyarbakır’ın enleri ‘Altın Toprak’ ödül töreninde, Diyarbakır’ın en iyi ‘tatlı-pasta’ ödülüne layık görülen Sıtkı Usta ve ekibi, İstanbul’da düzenlenen ve en iyilerin belirlendiği, ‘Best of City Awards’ programında ‘yılın tatlıcısı’ ödülünü de Diyarbakır’a kazandırarak, bir büyük başarıya daha imza atmış olduk. Eşsiz lezzet, son derece temiz ve hijyenik, katkı maddesiz ve sağlıklı tatlar üreten Sıtkı Usta ve deneyimli ekibi, sektörünün öncü kuruluşu olarak hizmet vermeye devam ediyor” diye konuştu.

HALKIMIZIN DERTLERİNE ‘DEVA’ OLMAYA GELİYORUZ HALKIMIZIN DERTLERİNE ‘DEVA’ OLMAYA GELİYORUZ

D.BAKIR- Genel Başkanlığını Ekonomi Eski Bakanı Ali Babacan’ın yaptığı Demokrasi ve Atılım Partisi’nin merkez Yenişehir İlçe kongresi, oldukça kalabalık bir katılımla yapıldı.

İl Başkanlığını Diyarbakır’ın tanınmış ve sevilen simalarından, Avukat cihan Ülsen’in yaptığı DEVA partisi Yenişehir İlçe Başkanlığı kongresi, tanınmış isimleri bir araya getirdi.

Gazi Köşkü Tesislerinde bulunan Kuğulu parkta yapılan kongrede, sosyal mesafeye özen gösterilirken, kongreye gelen herkesin, girişte ateş ölçer ile ateşi ölçüldü. Herkesin maske taktığı kongrede, masalara el antiseptiği bırakılarak, vatandaşların yararlanması sağlandı.

DEVA partisi Genel Başkan Yardımcıları Mehmet Emin Ekmen ve Ali Rıza Babaoğlan, Kurucular Kurulu üyesi Ali İhsan Merdanoğlu, Sivil Toplum Kuruluşları yöneticileri, spor ve sanat dünyasının tanınmış isimleri, basın yayın kuruluşlarının temsilcileri ile, kalabalık bir davetli topluluğunun yanısıra, DEVA partisinin Doğu ve Güneydoğu Teşkilatlarından gelen İl ve İlçe Başkanları, delegeler ve teşkilat mensuplarının katıldığı kongre, bir hayli coşkulu geçti.

Şehitlerimiz için saygı duruşu ve İstiklal Marşımız’ın okunmasını müteakiben, DEVA partisi Genel Başkan Yardımcıları Mehmet Emin Ekmen ve Ali Rıza Babaoğlan ile Kurucular Kurulu üyesi Ali İhsan Merdanoğlu, birer konuşma yaparak, DEVA partisinin kitle partisi olduğunu ve kadro hareketi olduğuna dikkati çekerek, vatandaşların yaşadığı sorunlara kalıcı ve köklü çözümler üretmek şiarıyla yola çıktıklarına vurgu yaptılar.

DEVA partisi Diyarbakır İl Başkanı Avukat Cihan Ülsen ise, kongrelerin iktidara yürüyüşlerinin işaret fişeği olduğuna dikkati çekerek, şunları söyledi:

‘VİRA BİSMİLLAH’ DİYEREK, İKTİDAR STARTINI VERİYORUZ

Sözlerime değerli ve seçkin heyetinizle birlikte olmaktan ve sizlere hitap etmekten duyduğu mutluluğu ve onuru ifade ederek başlamak istiyorum. Hep beraber zorlu süreçlerden geçiyoruz.

Ama geldiğimiz noktada bu sorkunların hiçbiri bizleri yıldıramamıştır. Yakın tarihimizin en karanlık günlerinden geçiyoruz. Türkiye, bir bütün halinde çok ağır sorunların altında ezilirken, umudun sesini ve ümitsizliğin çarelerini, karartılan geleceğinin aydınlığını bu salonlarda aramaktadır.



Sadece bu salonu dolduran yol arkadaşlarım değil, memleket sathına yayılmış tüm DEVA gönüllüleri, sorumluluklarının farkında, gücü elinde tutan ve kötüye kullananlara karşı büyük bir kararlılıkla yola çıkmış ve özgürlüklerine sahip çıkacak olan sesi yükseltmiştir. Bir başarı hikâyesi yazmanın tüm imkânlarını ellerimizden almaya gayret ediyorlar.

Ama biliyoruz ki, birikmiş hayal kırıklıklarından öfkelere, üzüntülerden yolda kalmış tüm umutlara rağmen, hayat kendini yeniler ve yeni bir zeminde yeniden yeşerir.

DEVA, YENİ BİR SÖZ VE YENİ BİR NEFESTİR

Hakkın ve mazlumun yanında olmayı gerektirdiğini bilenler olarak; insanın insanlığının, öteki için fedakârlıkta bulunma cesareti ile ölçüldüğünü biliyoruz çünkü.

Ama, unutulmamalıdır ki, sadece tanıklık etmek ve olan biteni izlemekle kanayan yarayı iyileştirme olanağımız yoktur. Tanıklık, beraberinde bir müdahale imkânını ortaya çıkarır. DEVA da, tam da bundan dolayı, haksızlıklara, eşitsizliklere ve adalete gölge düşüren her eyleme bir müdahalenin adıdır.



İnsanların ötekileştirildiği ve ayrıştırıldığı, hukuk ve adalete olan güvenin azaldığı, kişi Hak ve özgürlüklerinin askıya alındığı, hak ve özgürlüklerin bir lütuf olarak sunulduğu ve inayet ekonomisinin cari kılındığı, yargının özgür vicdanını bir kenara bırakıp, artık talimatla kararlar verildiği, ekonomik ve sosyal eşitsizliğin her gün katlanarak arttığı, işsizliğin bir kader olarak tahkim edildiği, emekçinin, esnafın ve çiftçinin sesinin duyulmadığı, çocuklarının geleceğinin karartıldığı, kadınların öldürüldüğü böylesi karanlık bir zamanda, DEVA ve kadroları, yeni bir ses ve yeni bir nefes olmaya geliyor.


Umutların, birleştirici ve toparlayıcı yanı vardır. Umutsuzlukta ise yozlaşmanın burukluğu vardır. Umutsuz olmaya, ‘böyle gelmiş böyle gidecek demeye, bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın’ rahatlığına, ortalamanın altında sözlere gönül indirmeye ve vasata bel bağlayan siyasetin devam etmesini sağlayacak eylem yoksunu tavırlar içinde olmaya, tam da bundan dolayı hakkımız yok. En çok da, sözümüz yere düşmesin diye sizleri, saygı ve muhabbetle selamlıyoruz’.


‘SORUNLARIMIZ VAR, FAKAT UMUTLARIMIZ VE AZMİMİZ DE VAR’

Ardından söz alan DEVA partisi Diyarbakır Yenişehir İlçe Başkanı Erdal Akildiz ise, şunları söyledi: ‘Bugün burada, yaklaşık altı ay önce, toplumun tüm kesimleri için bir umut ışığı olarak, Sayın Genel Başkanımız Ali Babacan önderliğinde, hukukun üstünlüğüne dayanan, ekonomisi güçlü, refah seviyesi yüksek, şiddet, korku, baskı ötekileştirme, ayrıştırma ve ayrımcılığın yaşanmadığı, çocuklarımız ve gençlerimizin geleceğe umutlarla baktığı, halkımızın barış ve huzur içinde yaşayacağı, saygının ve güçlü bir Türkiye idealini gerçekleştirmek amacıyla kurulan partimizin, birer paydaşı olma heyecanını ve haklı gururunu yaşamaktayız.

DEVA hareketinin değerli dava mensupları, ülkemizin sorunları günden güne büyümekte ve insanların tahammül sınırlarını sonuna kadar zorlamaktadır. Ekonomik kriz vatandaşlarımızı bezdirmiş, esnaflarımız birer birer kepenk kapatıyor. İşsiz sayısı, her geçen gün katlanarak artıyor. Özellikle içinde bulunduğumuz zorlu pandemi sürecinde, sosyal devlet anlayışı gereği bireylerin asgari gelir güvencesi ve sosyal güvenlik olanağı sağlanmamış olup, yurttaşlarımızın tümüne Eğitim, Sağlık ve barınma gibi hizmetler, eşit bir şekilde sunulmamıştır. Üstüne üstlük çözüm, halkımızın cebinden bağışlarında aranmıştır. İnsanlarımız, son derece zor koşullarda, hayatlarını idame etmeye çalışmaktalar.

Tam bu noktada, hareketimiz ülkemiz ve Diyarbakır’ın sorunlarına ‘DEVA’ getirmek için yola çıktı. İnsanlarımızın sorunları sürekli artarken, çözüm üretmesi gereken kadrolar, tam tersine çözüm değil, sorunun birer parçası haline gelmeye başladılar.

Adanmışlık duygusuyla çıktığımız bu kutlu yolculukta, kadirşinas halkımızın yaşadığı ve maalesef her geçen gün kangrenleşen sorunlarına kalıcı ve köklü çözümler üretebilme noktasında, bütün gayretimizi sarf edeceğiz.


Zorlu pandemi sürecinde, birçok Avrupa ülkesi, vatandaşlarına yardımcı olabilmek için bütün olanaklarını seferber ederken, ülkemiz genelinde ise milyonlarca vatandaşımız, giderek derinleşen kriz ile boğuşmak zorunda kaldı, kaderine terk edildi.

Diyarbakır’a baktığımızda, insanlarımız, İş Kur şubelerinin önünde, bitmek bilmeyen ve saatler süren kuyruklarda umut aramaktalar. İşsizlik ve hayat pahalılığı korkunç boyutlara ulaşmış durumda.

Evet, çok ciddi ve giderek artan sorunlarımız var. Ama, İnanç, Azim ve insan unsuru, kaynaklarımız ve geleceğe yönelik umutlarımız da var. Bu duygu ve düşüncelerle, toplumumuzun kangrenleşen sorunlarına, ortak aklı kullanarak kalıcı ve köklü çözümler üretebilmek, projesi olan tüm kurum ve kuruluşlarla, her platformda işbirliği yaparak, ekmeğini yediğimiz şehrimize hizmet noktasında, herkesle iş birliği ve gönlü birlikteliği yapmaya hazırız.


Aziz hemşehrilerimi bu vesileyle bir kez daha saygıyla selamlıyor, hareketimiz ve kongrelerimizin, kentimize ve aziz milletimize hayırlara vesile olmasını, Yüce Rabbim’den niyaz ediyorum’.




ÖZEL HABER:YILMAZ ACU

Ekmek teknesinin yanmasını gözyaşları içinde izledi Ekmek teknesinin yanmasını gözyaşları içinde izledi

Şanlıurfa’da evini ve arabasını satıp arkadaşlarından aldığı borç parayla kurduğu iş yeri yanan şahıs, yangın söndürme çalışmalarını gözyaşları içinde izledi.

Edinilen bilgiye göre olay, Haliliye ilçesine bağlı Süleymaniye Mahallesinde yaşandı. Ramazan Aksoy isimli vatandaş, yaklaşık bir yıl önce evini ve arabasını satıp arkadaşlarından aldığı borç parayla düğün salonu açtı. Birkaç ay iş yerini çalıştıran Aksoy, korona virüs nedeniyle iş yerini kapatmak zorunda kaldı. Eşi ve çocuklarıyla birlikte kiralık bir evde yaşamaya başlayan Aksoy, arkadaşlarından borç para alarak çalıştıramadığı iş yerinin kirasını ödemeye devam etti.

Pandemi süresince kapalı olan iş yerinden bugün akşam saatlerinde dumanlar yükseldi. Durumu fark eden çevredekiler itfaiyeye haber verdi. Olay yerine giden itfaiye ekipleri, bir binanın bodrum katında olan düğün salonuna girerek yangını söndürmeye çalıştı.

İş yerinin yandığını haber alıp gelen Ramazan Aksoy, duvar dibine oturup yangın söndürme çalışmalarını gözyaşları içinde seyretti. Her şeyini satıp arkadaşlarından aldığı borç parayıda üzerine ekleyerek düğün salonu açtığını söyleyen Ramazan Aksoy, gözyaşlarına boğuldu.

İş yeri sahibinin bütün varlığının düğün salonu olduğunu söyleyen Cengiz Toprak ise Şanlıurfa Valiliği, Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile hayırsever vatandaşların kendisine el uzatmasını istedi.

Düğün salonundaki dumanı tahliye eden ekipler, yangının çıkış nedeni belirlemek için çalışma başlattı.

Şinasi İnan

Ergin’den “19 Eylül Gaziler Günü” Mesajı Ergin’den “19 Eylül Gaziler Günü” Mesajı

Sur Özergin Yönetim Kurulu Başkanı iş insanı Süleyman Ergin,19 Eylül Gaziler Günü nedeniyle bir mesaj yayınlayarak, ebediyete intikal etmiş tüm gazileri rahmetle, hayatta olan gazileri de minnet ve şükranla andıklarını kaydetti

İş insan Süleyman Ergin mesajında; “Şehit ve gazilerimiz, devletimizin ve milletimizin özgürlüğüne, bağımsızlığına, birliğine ve bütünlüğüne kasteden mihraklara karşı canları pahasına verdikleri ulvi mücadele ile bu ülkeyi bizlere vatan edinilmesini ve vatan olarak korunmasını sağlamışlardır.

Tarih Boyunca bağımsız yaşamış Türk milleti işgal ve esarete alışık olmayan, tarihinde bu uğurda çok savaş yapmış bir çok insanını şehit ve gazi vermiş asil ve büyük bir millettir. Bu vatan, bizlere şehitlerimizin ve gazilerimizin emanetidir. Bu yüce emanetin varlığında birlik ve beraberlik içerisinde yaşayarak ancak bu fedakârlığın gereğini yerine getirebiliriz. Birlik ve beraberliğimiz de gözü olanlara karşı kardeşlik ruhunu canlı tutmak azmini, aziz şehitlerimize ve kahraman gazilerimize borçlu olduğumuzu bilmeliyiz.

Bu anlamlı gün vesilesiyle; Dış düşmanlara ve onların içteki işbirlikçilerine karşı şerefle vatanını korumuş, mücadele etmiş başta ulu önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, ebediyete göç etmiş şehit ve gazilerimizi anarken, Gazi ve şehitlerimizin ailelerinin kederlerini paylaşır, hayatta olan tüm gazilerimize sağlık ve esenlik diler, onlara saygı ve sevgilerimizi sunarız.” dedi.

DUALAR EŞLİĞİNDE CİĞERCİ MUHARREM USTA KAPILARINI LEZZETE AÇTI DUALAR EŞLİĞİNDE CİĞERCİ MUHARREM USTA KAPILARINI LEZZETE AÇTI

D.BAKIR- Yıllardır sektörün en beğenilen ve tercih edilen firmalarından biri olan Ciğerci Muharrem Usta, yeni dönem için gerekli tüm hazırlıklarını tamamlayarak, dualar eşliğinde, ikinci şubesini tadına doyumsuz lezzetlere açtı.

Ciğerci Muharrem Usta, Merkez Kayapınar İlçesi 75. Yol Fırat Mahallesi Nazım Hikmet Caddesi Mahabad City sitesi altında hizmete giren ikinci şubede, sektörün deneyimli isimlerinden oluşan kadrosuyla, Diyarbakır halkına kaliteli hizmet ve enfes lezzetleri sunuyor olmanın mutluluğunu yaşadıklarını belirtti.

AÇILIŞ TÖRENİNE, OLDUKÇA KALABALIK BİR KİTLE KATILDI

Açılışta, siyaset, spor, iş ve sanat dünyasının tanınmış simaları bir araya geldi.

Adalet ve Kalkınma partisi (Ak parti) Diyarbakır 24. Dönem Milletvekili Galip Ensarioğlu, Kayapınar İlçe Kaymakamı Ünal Koç, Bismil İlçe Müftüsü Ahmet durmuş, Diyarbakır Lokantacılar Kebapçılar ve Tatlıcılar Oda Başkanı Haşim Elkaan, Prof. Dr. Abdurrahim Doğru, Sivil Toplum Kuruluşlarının (STK) Yöneticileri, Oda, Borsa, Esnaf ve Sanatkarlar Birliği mensupları, muhtelif meslek gruplarının temsilcileri, davetliler, kanaat önderleri, yerel ve ulusal basın yayın kuruluşlarının temsilcileri, açılışa katıldılar.

Yıllardan beridir,  sektörde faaliyet gösteren ve duayen isimlerden olan meşhur Ciğerci Muharrem Usta, açılışta misafirlerini kapıda karşıladı. Konuklarıyla yakından ilgilenerek, tüm masaları dolaşan Muharrem Usta, yine misafirlerini kapıya kadar uğurlayarak, geleneksel misafirperverliğimizin en güzel örneklerini verdi.


Enfes ve oldukça zengin menüsü, temizlik ve hijyene verdiği önem, güler yüzlü hizmet anlayışıyla, vatandaşların haklı takdirini kazanan Ciğerci Muharrem Usta, yeni bir tesisi daha hizmete sunmanın haklı mutluluğunu yaşadıklarını belirterek, duygularını şöyle dile getirdi:

‘Öncelikle, yeni tesisimizin hayırlı olmasını, Yüce Rabbimiz’den niyaz ediyoruz. Açılışımıza icabet eden başta devlet büyüklerimiz olmak üzere, gelen tüm misafirlerimiz ile, bizzat gelemediği için telefon açarak, çelenk göndererek, hayırlı olsun dileklerini ileten tüm gönül dostlarımız ve Diyarbakır sevdalılarına, en kalbi duygularımızla teşekkürlerimizi iletiyoruz. Üç katlı, 1.500 m2’lik oldukça geniş bir mekanda, kadirşinas halkımıza temiz ve leziz ürünlerimizi sunacak olmanın mutluluğunu yaşamaktayız.


Alo paket servisimizle, 0412 999 09 21 numaralı telefonumuzdan, vatandaşlarımızın tüm siparişlerini evlerine ve iş yerlerine ulaştırıyoruz. Bugün itibarıyla, otuz personelimizi istihdam ederek, hem kentimiz ekonomisine katma değer katmaya, hem de istihdama katkı sağlamaya devam ediyoruz. Önümüzdeki süreçte, bu sayının artarak, çok daha fazla sayıda insanımıza iş olanağı temin etmeyi hedefliyoruz’.

AÇILIŞTA, MASKE, MESAFE VE TEMİZLİĞE ÇOK DİKKAT EDİLDİ

Öte yandan, Ciğerci Muharrem Ustanın, Merkez Kayapınar İlçesindeki ikinci şubesinin açılışında, gerekli tüm şartlara dikkat edildi.

Ateş ölçer ile, tesise giriş yapan tüm misafirlerin ateşleri ölçülürken, girişte el dezenfektanı verildi.

Ayrıca, çocukların unutulmadığı tesiste, onlar için oyuncakların olduğu yer ayrıldı.


LEZZETLER ZİNCİRİ, DAMAKLARI TATLANDIRACAK

Sektörün en tecrübeli ve duayen isimlerinden Ciğerci Muharrem Usta, deneyimli ve güler yüzlü kadrosuyla hizmete açtığı lezzet durağında, birbirinden güzel menüsünü, misafirleriyle buluşturacak.

Ciğer, kuzu, dalak, yürek, ızgara çeşitleri, incik tava, gerdan tava, sac tava, çorba, döner, kabuklu ızgara, patlıcanlı ızgara, kaburga şiş, köşleme, kuşbaşılı pide gibi, enfes ürünlerin, birbirinden leziz meze ve salatalarla hizmete sunulacağı tesis, daha ilk günden, müdavimlerinin akınına uğradı.

Sektöründe senelerin tecrübesine sahip usta ellerin, adeta sevgilerini de katarak hazırladıkları çok beğenilen ve özellikle tercih edilen tüm çeşitlerini, deneyimli ve güler yüzlü personeller eşliğinde, misafirlerine takdim eden Ciğerci Muharrem Usta, Merkez Kayapınar İlçesi 75. Yol Fırat Mahallesi Nazım Hikmet Caddesi Mahabad City sitesi altında hizmete giren ikinci şubede, Diyarbakır halkına, sağlıklı, temiz ve hijyenik ürünlerle hizmet sunmanın mutluluğunu yaşadıklarını belirtti.

Ciğerci Muharrem Usta, ‘Sağlık tedbirlerini alarak, hizmetlerimize devam etmekteyiz. İşletmemizde, sosyal mesafe, temizlik ve hijyen kurallarına azami riayet ediyoruz. Bizler, senelerden beridir yaptığımız gibi, lezzet ve şifa deposu leziz ürünlerimizi üretip, misafirlerimizin beğenisine sunmaya devam etmekteyiz.

Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı ve her kademede uyulacak kuralların yanı sıra, masa ve oturma düzenine dair tüm düzenlemeler için gerekli hazırlıkları tamamladık. Bu kapsamda, hem kendi çalışanlarımız ve hem de ailemizin parçası olarak gördüğümüz müşterilerimizin can sağlığı açısından, Bakanlığımızca belirtilen gerekli tüm ilkeleri uygulamaktayız. Tesisimizin girişlerinde el antiseptiği var ve misafirlerimiz, ellerini antiseptikle temizledikten sonra giriş yapıyorlar. Mümkün olduğunca, temassız ödeme alıyoruz, temaslı post cihazı kullanılması halinde, her kullanımdan sonra cihazın silinerek temizlik ve dezenfeksiyonunu yapmaktayız. Ayrıca, hem çalışanlarımız ve hem de işletmeye gelen herkesin, işletmeye girişlerinde temassız ateş ölçümlerini yapmaktayız.

Cenab-ı Allah’a; şükürler olsun ki, yıllardan bu yana, severek ve özenle yaptığımız işimizi, çok daha titiz ve hassas bir şekilde yapmaya devam ediyoruz. İşletmemizde temizlik ve sağlıklı ürünler konusunda oldukça hassas davranıyoruz. Etlerimizin yanı sıra, kullandığımız tüm ürünlerimiz, günlük ve taze olup, gerekli sıhhi kontrolleri yaptıktan sonra kullanmaya başlıyoruz.



Kadromuzda, yılların sektörün içinde olan ve işini sevgiyle yapan ustalarımız var. Diyarbakırlı vatandaşlarımızın yanı sıra, yerli ve yabancı turistler ve misafirleri de konuk etmekten mutluluk duyarız, Damak tadına hitap eden nefis ciğer ve salata çeşitlerimizi sunmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Park sorunumuzun olmadığı ve kentimizin her yerinden toplu ulaşım vasıtalarıyla gelinebilecek olan İşletmemize, tüm vatandaşlarımızı bekliyoruz’.

 ÖZEL HABER:YILMAZ ACU

Cumhurbaşkanı Erdoğan: ‘Macron senin zaten süren az kaldı, gidicisin’ Cumhurbaşkanı Erdoğan: ‘Macron senin zaten süren az kaldı, gidicisin’

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Macron senin zaten süren az kaldı, gidicisin. Önce ben sana birkaç yıl önce ne demiştim? Bir telefon görüşmemizde tarih bilgin yok önce tarih öğren demiştim. Türkiye’ye tarih dersi verme“ dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Haliç Kongre Merkezinde düzenlenen AK Parti İstanbul 100 bin Yeni Üye programına katıldı.

“Gönüller bir olduktan sonra fiziki mesafelerin öneminin kalmadığını inanıyoruz”

AK Parti İstanbul yeni üye katılım programında konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Esasen bu programın 100 bin yeni üyemizin tamamının katılımıyla yapmayı istiyordum. Ancak salgın şartları sebebiyle bu şekilde sınırlı toplantıyla yapmak durumunda kaldık. Hedefimiz aslında İstanbul’un en büyük stadyumlarından birinde bu programı yapmaktı. Fakat salgın bunu ne yazık ki engelledi. Salgının engellemesi yürüyüşümüzü durdurmaz. Şu anda bu meydanda hamdolsun bu katılımla, bu coşkulu katılımla adımı attık, yolumuza devam ediyoruz. Gönüller bir olduktan sonra fiziki mesafelerin öneminin kalmadığını inanıyoruz. İstanbul teşkilatımızın 100 bin yeni üyemize büyük AK Parti ailesine hoş geldiniz diyorum. Yeni üyelerin partimize katılmasında emeği geçen tüm teşkilat mensuplarımızı tebrik ediyorum. Üye sayımız artıyor ailemiz büyüyor sloganıyla yürüttüğümüz bu çalışmanın bereketli bir şekilde neticelendiğini görüyoruz” dedi.

“AK Parti 10,5 milyonu aşkın üyesiyle bırakın Türkiye’yi dünyanın sayılı siyasi hareketlerinden biridir”

Salgınla mücadele kuralları üye katılımında yeni yöntemler geliştirme yönelttiğini söyleyerek konuşmasını sürdüren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Her şeyin dijitalleştiği bir devirde siyasetin bunun dışında kalması düşünülemez. Bizde üye başvurularını internet üzerinden alacak bir sistem kurduk. Yeni üyelerimizden 11 binin ön başvurularını az önce ifade edildi AK üyelik İstanbul org internet sitesi aracılığıyla aldık. Buradan başvuru yapan vatandaşlarımızı bizzat evlerinde ziyaret ederek üye kayıtlarını kesinleştirdik. Yeni üye seferberliğinin parti teşkilatımıza farklı bir dinamizm kazandırdığını görüyoruz. Salgın sebebiyle yüz yüze iletişimin zorlaştığı dünyanın birçok ülkesinde hayatın durma noktasına geldiği bir dönemde İstanbul teşkilatımızı bu kampanyası çok daha değerli ve anlamlıdır. Önümüzdeki süreçte ‘tamam’ diye sloganlaştırdığımız, temizlik, maske, mesafe tedbirlerini uygulayarak partimize yeni üye kazandırma çalışmalarına devam edeceğiz. Bu gün AK Parti 10,5 milyonu aşkın üyesiyle bırakın Türkiye’yi dünyanın sayılı siyasi hareketlerinden biridir. Ülkemizin bütün renklerini kucaklayan, bütün farklılıklarını kuşatan bu hareket bu dava Türkiye’nin en geniş ailesidir. Biz sadece üye sayısına göre değil aynı zamanda temsil kabiliyeti bakımından açık ara birinci partiyiz” diye konuştu.

“AK Parti milletin partisidir, 83 milyonunu tamamının partisidir

“AK Parti’nin güçlü olması güçlü kalması Türkiye’nin birlik, bütünlük ve selameti açısında hayati öneme sahiptir” ifadelerini kullanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu hareket ne kadar büyürse Türk demokrasisi de o derece güçlenecektir. Bu hareket ne kadar güçlenirse Türkiye’nin kalkınma gayretleri o derce hızlı neticeye ulaşır. AK Parti ne kadar geniş bir kitleye ulaşırsa milletimizin kardeşliği o derece kuvvetlenir. AK Parti özellikle genç kuşaklarla kadrosunu ne kadar tahkim ederse Türkiye’nin geleceği o derece aydınlık olacaktır. Üye çalışmalarımızı yürütürken yapılan her yeni kaydın partimizle birlikte ülkemizin de güçlendiğini asla aklımızdan çıkarmayacağız. Küçük olsun benim olsun düşüncesiyle değil, büyük olsun bizim olsun vizyonuyla hareket edeceğiz. Partimize emek vermiş eskilerin dediği gibi partinin tozunu yutmuş tüm yol arkadaşlarımızla irtibatımızı güçlendireceğiz. Gönülden yaparsan gönüller kazanırsın düsturuyla 83 milyonun her bir ferdini kucaklamaya çalışacağız. Yeni isimlerle, yeni yüzlerle, yeni hizmet erleriyle kadrolarımızı tahkim ederken tek bir gönüldaşımızı dışarıda bırakmayacağız. Hiç kimseyi dışlamadan, kırmadan, dökmeden hatta varsa kırık kalpleri tamir ederek faaliyetlerimizi yürüteceğiz. AK Parti milletin partisidir. 83 milyonunu tamamının partisidir. Bu partiyi kuranda 18 yıl boyunca iktidarda tutanda milletimizin kendisidir. Milletimizin sinesinden çıkmış bir hareket olarak bizim kimseyi dışlamaya, ötekileştirmeye inancından, fikrinden, hayat tarzından ötürü hakir görmeye hakkımız yoktur. Önce millet, önce memleket diyen Türkiye eksenli hareket eden herkese elimizi uzatmak durumundayız. Bu güne kadar uzattık, uzattığımız içinde Allah’a hamdolsun güçlüyüz. AK Parti çatısı altında terör ve şiddetle arasına mesafe koyan herkesle ne kadar aykırı olursa olsun her türlü görüşe yer vardır. Hakaret içermediği sürece, partimizin güçlenmesine katkı yapacak her türlü eleştiriye de kapımız açıktır. Hakikatin kıvılcımın fikirlerin yasaklanmasından değil, fikirlerin çarpışmasından doğduğuna inanıyoruz. Bu anlayışla hareket ettik. Farklı fikirlere açık olduk, inşallah bundan sonrada yolumuza bu şekilde devam edeceğiz. Özellikle şu an çalışmaları devam eden 7. Büyük kongre sürecimizi en değerli şekilde değerlendirmek istiyoruz. Büyük kongre hazırlıkları hem muhasebe yapma, hem kendimizi yenileme, hem de eksiklerimizi giderme fırsatı veriyor. Salgın sebebiyle kongremizi sadece teşkilat mensuplarımızla yapmak mecburiyetinde kalsak da milletimizin farklı kesimleriyle irtibatımızın kopmasına asla müsaade etmiyoruz. Salgın kurallarına uygun şekilde vatandaşlarımıza ulaşarak onlarla konuşarak fikirlerini alıp gönüllerini kazanmaya çalışıyoruz. Bu sürecin sonunda AK Parti çok daha güçlenmiş bir şekilde yoluna devam edecektir” dedi.

“Türkiye olarak aynı anda birden çok cephede çetin bir mücadele veriyoruz”

Türkiye’nin birçok cephede mücadele ettiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye olarak aynı anda birden çok cephede çetin bir mücadele veriyoruz. İçeride veriyoruz, sınır ötesinde ötenin ötesinde de veriyoruz. Sadece sınırlarımız içinde değil Irak’tan Suriye’ye Akdeniz’den Ege’ye kadar geniş bir alanda emperyalizmimin farklı yüzleriyle muhatap oluyoruz. Bir asır önce Anadolu’yu işgal edenlerle Libya’da, Doğu Akdeniz’de karşımıza dikilenlere niyet bakımından hiçbir fark yoktur. O dönemde işgalcilere alkış tutanlar olduğu gibi bugünde farklı kisveler altında mandacılığı savunanlar var. O dönem işgalcilerle birlikte olup millete ihanet edenler olduğu gibi bu günde gavurun kılıcını sallayanlar var. O dönemde kalemini işgalcilerin emrine verenler olduğu gibi bugünde batılı efendilerine şirinlik yapan kalemşörler var. Tıpkı bir asır önce olduğu gibi bunların karşısında ise istiklali ve istikbali için gerekiyorsa kanının son damlasına kadar mücadele etmeye hazır bir millet var. İşgale boyun eğmek yerine Ya istiklal ya ölüm parolasıyla Anadolu’yu yedi düvele dar eden Şerife Bacılar, Sütçü İmamlar, Nene Hatunlar, Şahin Beyler hala aramızdadır. Gezi olaylarıyla fitili ateşlenen, 17-25 Aralık girişimiyle devam eden, 15 Temmuz hain darbe teşebbüsüyle ayyuka çıkan saldırıların yegane hedefi yüz yıl önce yarım kalmış hesabı görmektir” şeklinde konuştu.

“Macron senin zaten süren az kaldı, gidicisin”

“Coğrafyamızda ve dünyanın pek çok yerinde yaptıklarını bize de uygulamak istiyoruz” diyerek sözlerine devam eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ülkemizi terörle, baskıyla ekonomik tetikçileriyle hedef alanların amacı bizi onurlu ve kararlı duruşumuzdan vazgeçirmektir. S&P kendine çeki düzen ver. Sen Türkiye’yi ekonomik yaptırımlarla bir yere çekemezsin. Bunu daha öncede yaptın, netice aldın mı alamadın. Bundan sonra da alamayacaksın. Biz senin üyende değiliz. Kuruş para da vermiyoruz, para mı istiyorsun sana bir kuruş yok. Böyle başkalarıyla bize kalkıp da ekonomik destur çekmeye çalışanlara kusura bakmasınlar. Bunların derdi ne AK Parti’yledir ne Tayyip Erdoğan’ladır. Bunların derdi milletimizin kendisiyledir. Toprağından devletine kadar Türkiye’nin varlığıyladır. AK Parti ve Tayyip Erdoğan üzerinden Türkiye’yi teslim almak diz çöktürmek için her yolu deniyorlar. Her ne kadar muhalefet görmek istemese de milletimizin bütün fertleri görüyor. Mücadelenin Tayyip Erdoğan’ın ikbal mücadelesi olmadığını, ülkemiz ve geleceğimiz için yürütülen bir istikbal mücadelesi olduğunu, vicdan ve izan sahibi herkes biliyor. Ne diyor bizim problemimiz Türk milletiyle değil, bizim problemimiz Erdoğan’la, Erdoğan’ı indirmemiz lazım. Macron senin zaten süren az kaldı, gidicisin. Önce ben sana birkaç yıl önce ne demiştim? Bir telefon görüşmemizde tarih bilgin yok önce tarih öğren demiştim. Türkiye’ye tarih dersi verme, bak biz sizi Cezayir’den tanırız, bir milyon Cezayirliyi siz öldürdünüz. 800 bin Ruandalıyı siz öldürdünüz. Biz sizi Libya’dan tanırız. Bize insanlık dersi veremezsiniz. Biz Osmanlı olarak buralara gittiğimiz zaman barış götürdük, buralar insanlığı götürdük. Önce bunu öğren. Bunu hazmedemiyor. Onun için çıldırıyorlar. AK Parti’nin şahsında zayıflatılmak istenen 83 milyonun birlik beraberlik kardeşliği olduğunu bütün herkes kabul ediyor. Halen Türkiye’nin açık ara en güçlü partisiysek bunun sebebi milletimizin basiret ve ferasetidir. Partimiz üzerinde oynanan oyunların hepsi Anadolu insanını irfanı karşısında başarısızlık” ifadelerini kullandı.

“Bu gün geldiğimiz noktada AK Parti’nin kaderiyle ülkemizin kaderi de bütünleşmiştir”

Doğu Akdeniz’de çalışmaların sürdüğünü belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şimdi dertleri, Barbaros Doğu Akdeniz’de bir taraftan sismik araştırmalar bir taraftan sondaj çalışmaları, eğer bir de Türkiye petrolü bulduysa doğalgazı bulduysa vay halimize, dertleri bu çalış senin de olur. Biz şu anda çalışıyoruz. İki tane sismik araştırma gemimiz var, 3 tane sondaj gemimiz var. Bunlarla gece gündüz çalışıyoruz. Rabbim inşallah bunun neticesini bizlere lütfedecek. Milletimiz gerektiğinde canı pahasına bize karakaşımız için değil bu ülkeye olan sevdamızdan dolayı sahip çıkıyor. AK Parti Türkiye’yi savundukça, büyük ve güçlü Türkiye davasına omuz verdikçe milletimizde AK Parti’ye destek olmayı inanıyorum ki sürdürecektir. Bu gün geldiğimiz noktada AK Parti’nin kaderiyle ülkemizin kaderi de bütünleşmiştir. Türkiye varsa güçlüyse hedeflerine ilerliyorsa AK Parti işini doğru yapıyor demektir. Bırakın bu ülkenin başına bir şey gelmesini ayağına taş değse bunun vebali de hepimizin omuzlarındadır. Unutmayın Türkiye varsa biz varız, Türk milleti güçlüyse bizde güçlüyüz. Türkiye hedeflerine yaklaşıyorsa işimizi doğru yapıyoruz demektir. Ülke ve millet düşmanlarının hedefindeysek doğru yönde yürüyoruz demektir. Milletin ve ümmetin dualarını alıyorsak istikamet üzereyiz demektir. Mazlumların ve mağdurların umudu olmayı sürdürüyorsak hakka ve hakkaniyete uygun çalışıyoruz demektir. AK Parti olarak 19 yıldır bu şekilde çalıştık” şeklinde konuştu.

“Öyle bir süreçten geçiyoruz ki doğru adımlar atarsak ülkemizin önünde yepyeni bir dönemin kapıları açılacaktır”

Türkiye’nin kritik bir dönemden geçtiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Öyle bir süreçten geçiyoruz ki doğru adımlar atarsak ülkemizin önünde yepyeni bir dönemin kapıları açılacaktır. Şehitlerimizle beraber yürüyoruz. Rabbim şehitlerimize rahmet eylesin. Sadece darbeler, krizler, antidemokratik müdahalelerle kaybettiğimiz yılları telafi etmekle kalmayacak Türkiye’yi her alanda birinci lige taşıma imkanını bulacağız. Yanlış adımlar atmamızın bedelini ise sadece partimiz değil, milletimizle beraber umudunu bize bağışlamış 100 milyonlarca kardeşimiz de ödeyecektir. Tarihimizin en kritik döneminde bu kadroya çok önemli görevler düşüyor. Bu sorumluluğun bilinciyle hareket edeceğinden şüphe duymuyorum. Size inanıyorum ve güveniyorum. Partimiz ve davamız için İstanbul’un ne kadar önemli olduğunu sizler zaten biliyorsunuz. Hep birlikte çok daha fazla çalışarak önce 2023’te, sonra 2024’te İstanbul halkının teveccühünü rekor oy oranlarıyla sandığa yansıtacağımıza inanıyorum. İnşallah aynı gerçeği Türkiye genelinde de elde edeceğiz. AK Parti ailesine yeni katılan dava arkadaşlarıma aramıza hoş geldiniz diyorum” dedi.

Mehmet Başa


EDİTÖRLER
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Kategori Seçin:
Kategori Seçin:

TRT Haber Haberler