• Altın
  • Dolar
  • Euro
  • İstanbul °C
  • Ankara °C
Kalp krizini tetikleyen 6 neden Kalp krizini tetikleyen 6 neden

Kalp krizinin çoğu zaman ani ve beklenmedik bir şekilde gerçekleşebildiğini belirten Kardiyoloji Uzmanı Cegerğun Polat, kalp krizine neden olan kronik hastalıklar ve risk faktörlerinin yanı sıra kişinin, krizi tetikleyen birçok nedenle günlük yaşam içinde karşılaşabileceğini dile getirdi.

Memorial Diyarbakır Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Uzman Dr. Cegerğun Polat, günlük yaşamda kalp krizini tetikleyen 6 neden hakkında bilgi verdi. Dr. Polat, kronik stresin krizlere zemin hazırladığını, pazartesi günlerinin kalp krizi için risk oluşturduğunu, trafiğin kalbi yorduğunu, hareketsizliğin krizi tetiklediğini, aşırı heyecanlı kişilerin risk altında olduğunu ve beslenme şeklinin kalp sağlığını etkilediğini söyledi.

 

“Kronik stres krizlere zemin hazırlar”

 

Günümüz kent yaşamının temel sağlık sorunlarından birinin stres olduğunu dile getiren Polat, “Ruhsal ve duygusal durumdaki dalgalanmalar, insan ilişkilerden kaynaklanan faktörler ve iş stresi günlük yaşamın neredeyse bir parçası durumundadır. Bireysel bakımı ve alışkanlıkları etkileyen bu faktörler, kronik hastalıkların da kaynağı olabilmektedir. Kronik stres koroner damar darlıklarına zemin hazırlayabilir, ani başlayan stres de kalp krizi geçirmeye hazır kişilerde krizi tetikleyebilir” dedi.

 

“Pazartesi kriz için riskli gün”

 

Pazartesi günlerinin kriz için riskli gün olduğunu dile getiren Dr. Polat, “Haftanın ilk iş günü olan pazartesi sabahı yaşanabilen yoğun iş stresi, kalp sağlığını olumsuz etkileyen bazı acil durumlar oluşmasında etkili olabilmektedir. Stres karşısında daha kırılgan ve hassas olan kişilerin kalp krizi geçirme riski daha yüksektir. Yoğun tempolu iş yaşamı, stresin ve riskin yüksek olduğu mesleklerdeki kişiler özellikle haftanın ilk gününden daha çok etkilenmektedir” diye konuştu.

 

“Trafik kalbi yorar”

 

Trafiğin de kalbi yorduğunu anlatan Dr. Polat, “Yoğun ve gürültülü trafik hem strese hem de hava kirliğine neden olarak kalp krizini tetikleyebilir. Yapılan araştırmalarda yoğun trafiğin olduğu ana cadde üstlerinde ikamet edenlerde kalp krizi riskinin daha yüksek olduğu saptanmıştır” ifadelerini kullandı.

 

“Hareketsizlik krizi tetikler”

 

Hareketsizliğin krizi tetiklediğini açıklayan Dr. Polat şunları söyledi:

 

“Özellikle uzun süre masa başında vakit geçiren ve düzenli spor yapmayan kişilerde diyabet, obezite, yüksek kolesterol ve kalp krizi riskinin arttığı bilinmektedir. Hareketsiz yaşayan kişiler doktor kontrolünden geçmeden aniden ağır egzersiz yaptıklarında, uzun ve yorucu seyahatlere çıktıklarında kalp krizi tetiklenebilir. Özellikle masa başında çalışan kişilerin haftanın en az beş günü 30-45 dakika kadar tempolu yürüyüş yapması bu nedenle çok önemlidir. Egzersiz için sabahın soğuk saatleri yerine akşamüstü saatleri tercih etmek, kalp sağlığı açısından daha güvenlidir”.

 

“Aşırı heyecanlı kişiler risk atında”

 

Aşırı heyecanlı kişilerin kalp krizi konusunda risk altında olduğunu söyleyen Dr. Polat, “Ani ve aşırı bir şekilde heyecanlanma, korkma, üzülme, sinirlenme ve hayal kırıklığına uğrama gibi olumsuz duygular kalp krizine yol açabilir. İlginç bir şekilde aşırı sevinme gibi olumlu duygulanımlar, ender de olsa kalp krizini tetikleyebilir. Yine deprem, sel, savaş, göç gibi olaylardan sonra da kalp krizi riski artmaktadır” dedi.

 

“Beslenme şekli kalp sağlığını etkiler”

 

Dr Polat, beslenme şeklinin de kalp sağlığını etkilediğini belirterek, ağır ve tuzlu yemek, aşırı alkol tüketiminin kalp krizini tetikleyen nedenler arasında olduğunu söyledi. Polat, “Kalp krizi açısından riskli hastalar için ağır yemekler sonrası kalp krizi risklerinin 7 kat arttığı belirlenmiştir. Bunun yanında kafein içerikli içeceklerin tüketimi, kalp hızı ve tansiyonu artırarak krizine yol açabilir. Sıklıkla kahve içme alışkanlığı olmayan hastalarda, kahve içimi sonrası kalp krizi riski, düzenli olarak her gün birkaç fincan kahve içenlere göre daha yüksektir. Dolayısıyla kahve alışkanlığı olmayan kişilerin üst üste kahve içmekten kaçınmaları önemlidir” diye konuştu.

3 Ocak 2018
Diyarbakır’da doktora fiziksel şiddet Diyarbakır’da doktora fiziksel şiddet

Diyarbakır Eğitim ve Araştırma Hastanesinde görevli Çocuk Hastalıkları Uzmanı Doç.

Dr. Mehmet Nuri Özbek, hasta yakınlarının fiziksel saldırısına maruz kaldı. Doç. Dr. Özbek, bu tür olayların insanlara yardımcı olabilme isteğini körelttiğini ifade etti.

 

Diyarbakır Eğitim ve Araştırma Hastanesine bağlı Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi Kliniğinde geçtiğimiz cuma günü hasta vizitesi sırasında çıkan tartışmayı yatıştırmak için araya giren Çocuk Hastalıkları ve Çocuk Endokrin Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Nuri Özbek, hasta yakınlarının fiziksel saldırısına uğradı. Kaşı patlayan Özbek’e yapılan saldırıya ilişkin Tabipler Odası’nda basın açıklaması yapıldı.

 

Saldırıyı kınayan Türk Tabipler Birliği Merkez Konseyi üyesi Dr. Şeyhmus Gökalp, her iki sağlıkçıdan birinin saldırıya uğradığını belirtti. Giderek yaygınlaşan şiddet olgusu ile baş etmek gerektiğini ifade eden Gökalp, “Sorun çözme yöntemi olarak giderek yaygınlaşan şiddet olgusu ile mutlaka baş etmemiz gerekir. Çünkü toplumsal olarak enerjimizi, birikimimizi heba etmekte, insanlar arasındaki ilişkiyi bozmakta ve toplumsal yaşamı çürütmektedir. Toplumdaki şiddet eğiliminden de beslenen sağlıktaki şiddetin sıklığı ise artık can yakıcı haddeye varmış durumdadır. En az her iki sağlıkçıdan birisi şiddete maruz kalmaktadır. Sağlıktaki şiddet olgusu tek başımıza biz hekimler ve sağlıkçılar faturasını ödemek istemiyoruz. Bu anlamda tüm ilgili kişileri, kurumları, siyasetçileri, yöneticileri ve toplumun bütün kesimini sağlıkta şiddet konusunda duyarlı olmaya ve çözüm bulmaya çağırıyoruz. Aksi halde toplumsal olarak bir çürüme yaşayacağız ve bu çürüme toplumun bütün kesimlerine sirayet eder. Çürüme topluma bulaştı mı bir kere yönetici, doktor vesaire ayrımı yapmaz. Bütün toplumu aynı anda çürütür. Unutmayalım ki hekimlerine güven duymayan toplumlar, saygıda sevgide hekimlerine kusur işleyen toplumlar saygınlıklarını kaybetmeye mahkumdurlar” dedi.

 

“Sağlık çalışanlarına hakareti hak olarak görüyorlar”

 

Çocuk Hastalıkları ve Çocuk Endokrin Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Nuri Özbek, en büyük sorunun hasta yakınlarının sağlık çalışanlarına hakareti hak olarak görmesi olduğunun altını çizdi. Özbek, “Klinik içerisinde hemşirelerle yayılan bir tartışmadan dolayı ben devreye girdim. Hasta sahibinin hemşireye hakaret etmeye başlaması, ben şöyle yaparım falan gibi hakaretlere başlaması sonrası, hatta hemşirelere yönelmiş içeriden ses duymam üzerine ben çıktım. Ondan sonra herkese hakaret eden, küfür den bir insan tipi tabi ister istemez olaya müdahil olduk. Meğer onların tanıdıkları da varmış o arada bir arbede yaşadık. Sorun sağlık çalışanlarına her türlü hakareti yapma hakkını kendilerinde görmelerinden kaynaklı. Normalde çalışma ortamına bulunmaması gerekenler, zamanında orada olmaması gerekenlerin orada olması bu olayları kolaylaştırıyor. Konuyla ilgili adli sürecin başlatıldı. Bu tür olaylar insanı üzüyor. İnsanın hizmet yapma duygusunu köreltiyor. Ona üzülüyorum zaten. İnsanlara yardımcı olabilme, sağlık sorunlarını çözebilmeye olan isteğinizi köreltmeleri aslında en büyük sıkıntı bence. Toplumun bunu çok ciddi düşünmesi lazım” diye konuştu.

24 Ekim 2017
Prematüre bebeklerde yaşama tutunma şansı yüzde 80’nin üzerine çıktı Prematüre bebeklerde yaşama tutunma şansı yüzde 80’nin üzerine çıktı

Normal hamilelik döneminde 37 haftadan önce dünyaya gelen ve prematüre bebeklerin, geçtiğimiz yıllara nazaran hayatta kalma oranları yüzde 80’i geçti. Gelişen teknoloji sayesinde, bin 500 gram altındaki doğumların yüksek risk olarak görüldüğü dönemlerden, 500 gram doğan bebeklerin bile hayata tutunmayı başardığı dönemlere girildi. Yenidoğan ünitelerin artması ve yenidoğan yoğun bakım hekim sayının artması ile prematüre doğumlar risk olmaktan çıktı.

 

“Bin 500 gram altındaki doğumlarda, yaşama şansı çok düşüktü”

 

Konu ile ilgili İHA muhabirine açıklamalarda bulunan Memorial Dicle Hastanesinde görevli Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Emin Günel, gebelikte doğacak bebeğin, doğum ağırlığının özellikle belirle standartların altında olmasının, doğum süresinin belirli süreden önce olmasının prematüre olarak değerlendirildiğini söyledi. Uzman Dr. Günel, “Biz bunu 37 hafta olarak sınırlandırmaktayız, alt grupları da olmakta. Prematüre bebekler daha çok 2 bin 500 gramın altındaki, 37 haftadan öncesi bebeklerimiz ve özellikle önem arz eden, bin 500 gramın altı olan çok düşük doğum ağırlıklı bebeklerimiz. Bunlarda yaşama şansı belirli oranlarda çok düşük. Çünkü bu bebeklerin doğumla beraber oluşan hastalıkları mevcut, bunlar da son derece hayati risk oluşturmakta. Geçmişte, yüzde 80’nin altında olan yaşama şansı, günümüz şartlarında artık yüzde 80’nin üzerine çıkmış durumda. Bu noktada özellikle dünya geneli ve ülkemiz için yenidoğan ünite sayısının artması, donanımın yükselmesi, hekimlerin daha tecrübeli olması, sayısı 300’ü geçen yenidoğan yoğun bakım uzmanlarının artık tüm bölgede hizmet veriyor olması ve tabi ki de teknoloji ile beraber gelişen cihazlara ulaşılabiliyor olması yaşam oranını yüzde 80’in üzerine çıkarmakta” dedi.

 

“500 gram doğup, hayata tutunan bebeklerimiz var”

 

Geçtiğimiz yıllara nazaran kadın doğum uzmanı hekimlerin, gebelik takiplerini bir takım farkındalıklarla daha iyi yaptığını aktaran Dr. Günel, konuşmasını şöyle sürdürdü:

 

“Bebeğin yaşama şansı doğumdan sonra değil, asıl olarak doğumdan öncesi belirlemektedir. Erken doğan bebeklerimizde maalesef karşılaştığımız gerek önlenebilir gerekse önlenemeyen birtakım sorunlar söz konusu. Bunlar özellikle nörogelişimsel gelişimler, işitme ve görme problemi. Bunlarda amaç tabi ki en aza indirmek. Daha öncesinden 850-750 gram doğan bebeklerde birtakım sık karşılaştığımız sorunlar, şu anda 500 gram doğup bir şekilde hayata tutunan, el verdiğimiz bebeklerde daha az karşılaşmaktayız. Prematüre doğumların engellenmesinde bir noktaya kadar dikkat edilirse oranlar azalabilir. Anne bu noktada öncelikle tabi ki gebe kalmayı düşündüğü andan itibaren bir hekim yardımına, kadın doğum uzmanı ile görüşmeye başlamalı. Sonrasında elbette ki doğal ve sağlıklı beslenmek ve yaşam şartlarını buna uygun hale getirmek prematüre doğumu engelleyecek temel faktörlerdir.”

23 Ekim 2017
12 düşükten sonra lenfosit aşısıyla gelen bebek sevinci 12 düşükten sonra lenfosit aşısıyla gelen bebek sevinci

Dr. Hakan Çoksüer’in, Güneydoğu Anadolu bölgesinde ilk defa denenen bir yöntem olan lenfosit aşısı sayesinde, 12 ve 9 kez düşük yapan kadınların, çocuk sahibi olmalarını sağladı.

 

Dünya genelinde özellikle Avrupa ülkelerinde sıkça kullanılan, Türkiye’de ise kullanımı gelişmeyen lenfosit aşısı Güneydoğu Anadolu Bölgesinde ilk kez kullanıldı. 12 ve 9 kez tekrarlayan düşük yaşayan annelere yapılan aşı sayesinde kadınlar, düşük geçirmeden çocuklarını kucaklarına aldı.

 

Konu ile ilgili İHA muhabirine açıklamalarda bulunan Kadın Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Doç. Dr. Hakan Çoksüer, tekrarlayan düşüklerde etkili olan lenfosit aşısını kendilerinin bölgede ilk kez kliniklerinde yapmaya başladıklarını söyledi. Tekrarlayan düşüklerin, genetik ve pıhtılaşma faktörleri nedeniyle ortaya çıkabileceğini kaydeden Doç. Dr. Çoksüer, “Özellikle bağışıklık sisteminin, tekrarlayan düşüklerde çok ciddi bir öneminin olduğunu biliyoruz. Lenfosit aşısının, tekrarlayan düşüklerde ciddi olumlu sonuçlar verdiği literatüre girmiştir. Tekrarlayan düşüklerde bu aşıyı nasıl uyguluyoruz, özellikle babadan aldığımız kanı belli işlemlere tabi tutarak babanın lenfositlerini ayırıyoruz ve lenfositlerini ayırdıktan sonra anneye enjekte ediyoruz. Özellikle tüp bebek uygulamasından önce sonrasında toplam 4 doz şeklinde uyguluyoruz. Buradaki mantık, biz biliyoruz ki gebelik için sağlam bir yumurta ve sağlam bir sperm olması gerekiyor. Birleştiğinde ve anneye transfer ettiğimizde embriyo olarak veriyoruz. Yani hem annenin hücrelerini hem de babanın hücrelerini biz anneye enjekte etmiş oluyoruz. Bu aşı ile babanın hücrelerini ayrıştırarak lenfositleri direkt olarak anneye enjekte ediyoruz böylece anne babadan gelen hücreleri tanımış oluyor, buna bağlı olarak da doku reddi de önlenmiş oluyor” dedi.

 

“Bölgede ilk kez uygulandı”

 

Lenfosit aşısının, son yıllarda popüler olmaya başladığını, özellikle Avrupa’da sıkça kullanıldığını dile getiren Doç. Dr. Çoksüer, konuşmasını şöyle sürdürdü:

 

“Lenfosit aşısını biz kendi kliniğimizde uyguluyoruz. Kendi kliniğimizdeki pratik deneyimlerimize de baktığımızda 12 ve 9 düşüğü olan hastalara lenfosit aşısı uyguladık ve olumlu sonuç aldık. İki hastamızda doğumunu gerçekleştirdi. Biz babadan kanı aldığımızda anneye nakletmeden önce tahliller yapıyoruz hepatit ve HIV gibi tahlil taramalarından geçirdikten sonra biz kanı anneye enjekte ediyoruz. Bunu enjekte etmenin herhangi yan etkisi yok, bebek olduğunda ona etkisi yok, gelişimine olumsuz bir etkisi yok. Özellikle Avrupa’da bu uygulamalar rutin olarak uygulanıyor. Güneydoğu Anadolu Bölgesinde bir tek biz kendi kliniğimizde uyguluyoruz bu aşıyı. Pozitif sonuçlarını bildiğimiz için kendi kliniğimizde uyguluyoruz bu aşıyı. Türkiye’de çok fazla kullanım alanı yaygın değil.”

23 Ekim 2017
OTELCİLİK HİZMETLERİNDE YENİ BİR ANLAYIŞ: LİV SUİT HOTEL OTELCİLİK HİZMETLERİNDE YENİ BİR ANLAYIŞ: LİV SUİT HOTEL

Ülkemiz ve bölgemiz genelinde son yıllarda yaşanan olumlu gelişmeler, dünyaca ünlü markaların Diyarbakır’a gelerek, oldukça büyük bütçeli yatırımlar yapmalarına zemin hazırladı.

 

Bu yatırımlardan en göze çarpanı da kuşkusuz Diyarbakır’ın merkezinde kurulan, hava limanı ve otogara çok yakın olan Liv Suit Hotel oldu.
Hem kent hem de bölge ekonomisine büyük bir katma değer katan, istihdama katkılar sağlayan Liv Suit Hotel’in hizmete girmesiyle beraber, otel ve otelcilik hizmetlerine yeni bir soluk ve anlayış geldi

MÜŞTERİ DEĞİL, MİSAFİR ANLAYIŞI HAKİM
Açıklamalarda bulunan Liv Suit Hotel İşletmecisi Ferman Zaman, otelcilik turizm hizmetlerini en üst düzeyde sunuyor olmanın, kendilerine tarifi imkânsız bir mutluluk yaşattığını belirterek şunları söyledi:
‘Peygamberler, Sahabeler ve Evliyalar kenti bu mübarek şehirde, deneyimli ve güçlü kadromuzla, kadirşinas Diyarbakır ve Bölge halkına hizmet sunmanın mutluluğunu yaşıyoruz.
Bütün semavi dinlere mensup ibadethaneleri sinesinde barındıran, hanları, hamamları, Hevsel Bahçeleri ve UNESCO tarafından ‘dünya kültür mirasları’ listesine giren surlarıyla dünyaca ünlü bu kadim kentte hizmet sunmak, zaten bizler için başlı başına bir mutluluk kaynağı.
Medeniyetler beşiği bu kentte ‘müşteri’ değil, ‘misafir’ anlayışıyla, karşılamadan ağırlamaya ve uğurlamaya kadar bütün konuklarımıza, geleneksel konukseverliğimizin en güzel örneklerini sergiliyoruz.
VIP kalitesinde oda veya süitlerimizde hem dinlenip hem de yüksek hızda internet ve konforun tadını çıkaran konuklarımıza, bir otelden ziyade, evlerinde konaklıyor olmanın hazzını yaşıyoruz.
Konuklarımız yoğun bir seyahat veya toplantı gününün ardından, otelimiz bünyesindeki restaurantımızın, tadına doyumsuz yerel ve evrensel lezzetlerini tadabiliyorlar.
Alanında deneyimli ve güler yüzlü personelimizle, misafirlerimize hizmet etmenin haklı gururunu yaşıyoruz.

OTELCİLİK HİZMETLERİNDE EŞSİZ KAMPANYA
Ayrıca, fitness, masaj, fin hamamı, sauna ve Osmanlı hamamı gibi otelcilik ve turizm hizmetlerinde ‘olmazsa olmazlar’ arasında yer alan hizmetlerimizde, benzeri görülmemiş bir kampanya yaptık. Böylelikle ‘herkese ve her keseye uygun bütçeli’ hizmetlerimizle, muhtelif yaş ve meslek gruplarına mensup vatandaşlarımızın, otelcilik hizmetlerimizden azami derecede faydalanmalarını sağladık.
Günlük 30 lira karşılığında, misafirlerimize banyo, sauna ve buhar odası hizmetlerini sunuyoruz. Dileyen misafirlerimize aylık abone olmaları durumunda 150 lira, yıllık ise 1000 lira karşılığında bir yıl boyunca kesintisiz ve kaliteli hizmet sağlıyoruz.
Bunun yanı sıra, resmi veya özel kurum ve kuruluşlara, toplu hizmetlerimizde indirimin yanı sıra, sürpriz hediyeler de sunuyoruz’.

 

 

31 Ağustos 2017
DİYARBAKIRLI BAYAN GİRİŞİMCİDEN, BAŞARILI SPORCUYA DESTEK DİYARBAKIRLI BAYAN GİRİŞİMCİDEN, BAŞARILI SPORCUYA DESTEK

D.BAKIR- Son yıllarda büyüyen ve gelişen Diyarbakır’da, muhtelif sektörlerde faaliyet gösteren firmalar, birbiri ardına hizmete açılırken, bu durumun en çok sevindiren yönlerinden biri de, hiç kuşkusuz bayan işletmecilerin sayısının artması oldu.

 

KİMYA MEZUNU BAYAN İŞLETMECİDEN GENÇ SPORCUYA, ÖRNEK TEŞKİL EDECEK DESTEK
Bir yandan eğitimlerini sürdüren, bir yandan da iş hayatına atılan bayanların sayısının arttığı Diyarbakır’da, bu gelişmeler, hem istihdama olumlu katkılar sağlarken, hem de kent ekonomisine artı katma değer sağlanmasına olanak sağlıyor.
Bu pozitif gelişmelerin faydaları, bununla da bitmiyor kuşkusuz . İşletmelerini açarak, ticaret hayatına atılan bayan girişimciler, bir yandan hemcinslerine örnek model olurken, bir yandan da yetenekli ve başarılı genç sporculara da olanakları dahilinde sponsor olarak, kent sporunun gelişmesine de katkılar sağlıyorlar.
İşte bu örnek bayan işletmecilerden biri de Diyarbakırlı genç girişimci iş kadını Selda Sunay.
Engin YCS Çikolata Sanayi Limited Şirketi olarak, dünyaca ünlü Bind Chocolate Diyarbakır franchise mağazasının işletme sahibi ve aynı zamanda müdiresi olan genç girişimci Selda Sunay, tadına doyumsuz kaliteli çikolata çeşitlerini Diyarbakır halkının beğenisine sunmanın mutluluğunu yaşadıklarını belirtti.
Merkez Yenişehir İlçesi Büyükalp caddesi üzerinde bulunan Engin YCS firmasının işletmeciliğini yapan Sunay, olanakları dahilinde genç sporculara da destek olmaya çalışıyor.
Kick Boks Türkiye birincisi Ceren Bingöm’e sponsor olan genç girişimci Selda Sunay, konuyla ilgili olarak şunları söyledi:
‘Henüz 21 yaşında olan ve Dicle Üniversitesi Beden Eğitimi öğrencisi bu genç kardeşimize, olanaklarımız dahilinde katkılar sağlamaya çalışıyoruz. Daha önce 2014 yılında İtalya’da yapılan dünya şampiyonasında dünya ikincisi olarak bizleri gururlandıran Ceren kardeşimiz, 3-12 kasım tarihleri arasında yapılacak olan dünya şampiyonasına katılarak, dünya şampiyonu olabilmek için mücadele edecek.
Bind çikolata Diyarbakır franchise bayisi Engin YCS firması olarak, başarılı kardeşimize destek olmaya çalışıyoruz. Bütün kalbimizle bu genç kardeşimizi tebrik ediyor ve başarılarının devamını diliyoruz’.
KALİTELİ ÜRÜNLER, BOL ÇEŞİT VE UYGUN FİYATLAR
Bind ürünlerinin kalitesi onaylı, dünyaca ünlü olduğuna dikkati çeken genç girişimci Selda Sunay şöyle devam etti:
‘Kakao ürünlerimi z, Afrika’dan geliyor. Dünya genelinde kakao yağı, yüzde yüz doğal olan, ilk ve tek firmayız.
Bine yakın ürün çeşitlerimizle, her türlü düğün, nişan, doğum günü kutlaması gibi etkinliklere hitap eden sayısız ürünlerimiz var.
Dekorlu, spesial, draje, truf, krokan, fıstıklı, fındıklı, gianduja çikolatalarımızın yanı sıra, nikah, bebek, söz çikolatalarımızı, bölge halkının beğenisine sunuyoruz.
Yaklaşık bir yıldır, doyumsuz tatlarımızı, halkımızın damak tadına sunmuş olmanın memnuniyetini yaşıyoruz. Aldığımız olumlu geri dönüşler, bizleri bir hayli sevindiriyor’.

31 Ağustos 2017
Bayram Tatlıları Sıtkı Usta’dan Bayram Tatlıları Sıtkı Usta’dan

Kaliteli ve güler yüzlü hizmet anlayışıyla Diyarbakır’ın tatlıcı ustası olan Sıtkı Usta’da Kurban Bayramı hazırlıkları başladı. Yüksek hizmet standartlarını Diyarbakır’dan her bölgeye götürmeyi hedefleyen Sıtkı Usta, Diyarbakır’ın yanı sıra Ankara Çukurambar’da kurduğu şube ile bayramlık tatlı alternatifleriyle fark yaratıyor.

 

Meşhur Kadayıfçı Sıtkı Usta dostlarına her zaman en iyi  hizmeti götürmek amacı ile yola çıkan marka, müşterilerinin bayramlık tatlı siparişlerini özenle hazırlıyor. Tüketici talepleri ve istekleri doğrultusunda hizmet veren Sıtkı Usta, tüm şubelerinde bayramlık tatlı siparişlerini almaya başladı.
Mutlu müşteri için mutlu alışveriş standartları oluşturan Sıtkı Usta, bayramlık tatlı siparişleri için dostlarına bolca seçenek sunuyor. Bayramların gözdesi cevizli, fıstıklı ve ev baklavasının yanında   kadayıf, bülbülyuvası, saray sarma, fıstıklı burma, şöbiyet gibi tatlı çeşitleri  tüm Sıtkı Usta şubelerinden sipariş verilebiliyor.
Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Sıtkı Altunbay, “Müşterilerimizin talepleri üzerine bayramlık tatlı siparişlerini özenle hazırlıyoruz. Birbirinden lezzetli tatlılarımız markamızın güvencesiyle bu bayram da ağızları tatlandıracak” diye konuştu.
Bayram nedeniyle siparişlerin arttığını ve müşterileri arasında şeker hastalarının da bulunduğunu anlatan Altunbay, “Diyabet hastaları bayramda tatlı yiyebilirler. Diyabet hastaları için özel tatlı hazırlıyoruz. Hurmayı buhar sistemi ile ısıtılıp şerbetini süzerek elde edilen yüzde yüz doğal hurma suyundan elde edilen şekerle, diyabet ve halk dilinde şeker hastalarına tatlı yapmaya başladık. Diyabet hastaları belli bir ölçüde yediklerinde hiçbir sakınca yoktur, hiçbir katkı maddesi yoktur. Kadayıf künefe, baklava ve dondurma ürünlerimizde kullandığımız tüm malzemelerimiz kalitelidir. Bize verilen, devredilen bayrağı en iyi ve en kaliteli şekilde zirvede tutuyoruz. İddialıyız, kalite hiçbir zaman tesadüf değildir. Kaliteye hep bilinçli çabalar sonucu ulaşılır” dedi.
Tüm tatlı çeşitlerinin pancar şekerinden yapıldığını da belirten Altunbay, “İsteyen istediği yere götürüp tahlil yapabilir. Bizim için müşteri memnuniyeti önemlidir. Bizim ürünlerimizde glikoz şurup ve yabancı her hangi katkı maddesi kullanılmamaktadır. Tüm ürünlerimiz doğaldır. Onun için kaliteli müşterilerimiz bizleri tercih ediyor. 30 çeşit tatlı işyerimizde bulunmaktadır. Diyarbakır’da 6 şubemiz var şube isteyenler çok oldu. Ankara Çukurambar’da da şube oluşturduk. Biz de güven duymadığımız kimse şube vermedik. Derdimiz para değil, biz hizmet için müşteri memnuniyet için varız” ifadelerinde bulundu.
Hizmet kalitesinin ve müşteri memnuniyetinin her zaman en üst seviyede olması için uğraştıklarını da belirten Altunbay, Diyarbakırlıları ve Ankaralıları bayramlık tatlı alımı için Sıtkı Usta şubelerine davet etti.

31 Ağustos 2017
Talay: Halkın efendisi değil halkın hizmetkarı olmalıyız Talay: Halkın efendisi değil halkın hizmetkarı olmalıyız

AK Parti Diyarbakır Büyükşehir Belediye Meclis Üyesi Yusuf Ziya Talay AK Parti’nin siyasetin merkezinde konumlandıran muhafazakar demokrat bir kitle partisi olduğunu belirtti. Halkla bütünleşen teşkilatların nasıl olması gerektiği konusunda açıklamada bulunan Talay, ”Halkın efendisi değil halkın hizmetkarı olmalıyız” dedi

 

Yaptığı hizmetlerle Diyarbakır halkının sevgilisi haline gelen AK Parti Diyarbakır Büyükşehir Belediye Meclis Üyesi Yusuf Ziya Talay, gündeme ilişkin basın açıklaması düzenledi. Halkla bütünleşen teşkilatların nasıl olması gerektiğini anlatan Talay, “Adalet  ve Kalkınma Partisi kendisini siyasetin merkezinde konumlandıran muhafazakar demokrat bir kitle partisidir.  Cumhuriyet tarihinin en büyük demokratikleşme ve değişim hamlesini başlatan 2001 yılından bu yana Adalet ve kalkınma paritisinin kurucusu olan Cumhurbaşkanımız ve  Ak parti genel başkanımız sayın Recep Tayyip  Erdoğan’ın başarısı ile  3 halk oylaması, 3 yerel ve 4 genel seçim kazanarak üst üste oylarını artıran ve halkın desteği alarak sürekli iktidar olma başarısını gösteren bir siyasi parti olmuştur. Ak parti toplumun değerlerine dayanarak cumhuriyet tarihinin en büyük değişim ve dönüşüm hamlesini başlatmış cumhuriyetimizi  ileri demokrasi ile taçlandıracak reformlara imza atmıştır” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın AK Parti’nin başına geçmesiyle birlikte yepyeni bir sayfa açıldığını da sözlerine ekleyen Talay, “Cumhurbaşkanımız ve Genel Başkanımız  sayın Recep Tayyip Erdoğan  Ak Parti’nin başına yeniden  Genel Başkan  olarak  gelmesi ile yepyeni bir sayfa açılmıştır.  Türkiyenin Birleştirici,  kucaklayıcı, toplumsal barışı   temin eden, kurumlar ve  yurtaşlar arasında  güven sağlayan, sorunlarının  üstesinden  gelen, vatandaşlarına; huzur, güven ve refah sağlayan, geleceklerine güvenle bakmalarına öncülük eden,  dinamik ve büyük vizyon sahibi bir siyasi lidere sahip olması önemlidir. Cumhurbaşkanımız ve Genel Başkanımızın Geçmişte Türkiye’ye  yaptığı bu yönlü hizmetler geleceği teminata almıştır. Bu yeni vizyonla AK Parti  teşkilatları  nasıl olmalıdır; İl Başkanları ve İlçe teşkilatları  bulunduğu ilin ve İlçenin hizmetkarı olmalı , sivil toplumla diyalog kurmalı, halkıyla sokakta beraber olmalı ve en önemlisi hiçbir çıkar peşinde koşmamalıdır. Düğün vb güzel günlerinde halkın mutluluğunu Taziye vb kötü günlerinde  ise halkın acısını  paylaşmalıdır. Hasta vatandaşları hastanede ve evlerinde ziyaret etmelidir. Her gün bir mahallede yoksul bir aileyi ziyaret etmeli misafir olmalı, minderinde  oturmalı aynı sofrada  yemek yemeli. En önemliside İl ve İlçe teşkilatlarına  gelen vatandaşların sorun ve problemleri ile ilgilenmeli ve geri dönüş sağlamalıdır. Sözün kısası Genel Başkanımız ve  Cumhurbaşkanımızın her fırsatta dile getirdiği gibi  ”Halkın efendisi değil halkın hizmetkarı olmalıyız” diye konuştu.

31 Ağustos 2017
Toplam 10 sayfa, 1. sayfa gösteriliyor.12345...10...Son »



EDİTÖRLER
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ

Gazete Manşetleri

TRT Haber Haberler