• Altın
  • Dolar
  • Euro
  • İstanbul °C
  • Ankara °C
Van’da Arakanlı Müslümanlar için gıyabi cenaze namazı Van’da Arakanlı Müslümanlar için gıyabi cenaze namazı

VAN – Van Sivil Dayanışma İnisiyatifi öncülüğünde, Arakanlı Müslümanlara karşı yapılan vahşi katliam ve soykırımda şehit edilenler için gıyabi cenaze namazı kılındı.

 

Budist çeteler tarafından Arakanlı Müslümanlara karşı yapılan vahşi katliam ve soykırıma tepkiler gelmeye devam ediyor. Van’da ikindi namazına müteakip kılınan gıyabı cenaze namazının ardından, Arakanlı Müslümanlara karşı yapılan vahşi katliam telin edildi.

Hz. Ömer Camii avlusunda ikindi namazına müteakip kılınan cenaze namazını Camii İmam Hatibi M. Emin Akan kıldırdı. Kırdırılan gıyabi cenaze namazı sonrası bir konuşma yapan Akan, yeryüzünde ümmet bilincinde olan insanların yok edilmeye çalışıldığını söyledi.

Yapılan zulümlerin Müslümanlar arasında yaşanan bölünmeden kaynaklandığını belirten Akan, “Bugün Zilhicce ayının 9’udur. Yani hacıların vakfe yaptığı gün, haccın ilk adımı ve bugün dualar inşallah kabul olur. Yeryüzünde ümmet bilincine sahip olan insanlar öldürülüyor, yok edilmeye çalışılıyor ama bunun içinde ‘Ben Müslümanım’ diyenlerin payı vardır. Niye? Çünkü gaflet ve delalet içerisinde uykudadırlar. Eğer bölünme varsa o zaman biz kendimizi hesaba çekmek zorundayız. Yeryüzündeki bu Müslüman kardeşlerimiz; eli, kolu, ayağı video ile çekilip sadece zevk için bütün dünyaya yaymak amacıyla Ümmet-i Muhammed’dir diye servis ediliyorsa bunun karşısında da  ‘Ben Müslümanım’ diyeler susuyorsa bilsin ki onun kalbi nasırlaşmış, katılaşmış ve o kendisini hesaba çeksin.” dedi.

Özellikle Suud yönetimi olmak üzere, yapılan zulümlere karşı susanlara çağrıda bulunan Akan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Allah’ım; onların kalplerine imanı nakşet, artık Müslümanların önünde bir takoz gibi durmasınlar veya onları defet. Bir musibetle, bir bela ile onları gönder. Onların yerine gelen ‘La İlahe İllallah Muhammedun Resulullah’ aşkıyla gelen insanları nasip et. Biz öyle bir dine sahibiz ki Yahudi de olsa, Budist dahi olsa biz onları o şekilde kesemiyoruz. Çünkü bizim iman ettiğimiz o din güzellik dinidir.”

Yapılan konuşmadan sonra okunan dua ile program sona erdi. (Yılmaz Sönmez, Suat Tink – İLKHA)

Kaynak: https://ilkha.com/haber/60586/vanda-arakanli-muslumanlar-icin-giyabi-cenaze-namazi

31 Ağustos 2017
“Köy Çocukları Mutlu Olsun” Projesi “Köy Çocukları Mutlu Olsun” Projesi

3 Mart 2012 Cuma Günü Cevdetiye Köyü’nde yer alan Cevdetiye İlköğretim Okulu ana sınıfına gidildi.

 

TÜMSİAD Gençlik Komisyonu’ndan “Köy Çocukları Mutlu Olsun” Projesi
Tüm Sanayici ve İş Adamları Derneği (TÜMSİAD)
Osmaniye Şubesi Gençlik Komisyonu tarafından organize edilen “Köy Çocukları Mutlu Olsun Projesi” kapsamında 3 Mart 2012 Cuma Günü Cevdetiye Köyü’nde yer alan Cevdetiye İlköğretim Okulu ana sınıfına gidildi.

TÜMSİAD Osmaniye Şubesi Gençlik Komisyonu Başkanı Ahmet Özkan AKGÜN’ün önderliğinde gerçekleştirilen etkinlikte Cevdetiye İlköğretim Okulu Ana Sınıfında okuyan 30 köy çocuğunun mutlu olabilmesi için çeşitli aktiviteler gerçekleştirildi. Yaş pasta kesip, hediyelerini alan çocuklar, palyaçonun oynattığı oyunlarla gönüllerince eğlendi.

Gençlik Komisyonu Başkanı Ahmet Özkan AKGÜN yapmış olduğu açıklamada; “Gerçekleştirilen bu etkinliği Projemizin bir başlangıcı olarak görüyoruz. Hedefimiz; sürdürülebilir, etkili ve topluma fayda sağlayacak projelerimizi hayata geçirerek Şehrimize ve Ülkemize fayda sağlamak, bu hedef içinde elimizden gelen gayreti gösterme çabasındayız. Bugün burada olan komisyon üyelerimiz, geleceğin genç ve dinamik nesillerinin yüzünü güldürmek istediler. TÜMSİAD olarak böyle bir projeyi uygulamanın haklı mutluluğunu yaşıyoruz” dedi.

 

21 Ocak 2016
Sayar: “Sorunlar diyalogla çözülmeli” Sayar: “Sorunlar diyalogla çözülmeli”

Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası ile KOSGEB işbirliğinde düzenlenen 20. Dönem Uygulamalı Girişimcilik Eğitimi bilgilendirme toplantısı çok sayıda kursiyerin katılımıyla gerçekleştirildi. DTSO Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Sayar, KOSGEB Diyarbakır Hizmet Merkezi Müdürü Mehmet Fidan, Uzman yardımcısı Hasan Solmaz, DTSO Genel Sekreter Yardımcısı Kamuran Toktanış ve girişimci adaylarının katıldığı toplantı DTSO seminer salonunda yapıldı.

 

 

OLAĞANÜSTÜ BİR SÜREÇTEN GEÇİYORUZ

DTSO Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Sayar, bölge olarak olağanüstü bir süreçten geçildiğini belirterek, “Yanı başımızda savaş manzaralarıyla karşı karşıya yaşıyoruz, böylesi bir ortamda ticari faaliyet yürütmek, ticareti konuşmak kolay olmuyor ve bazen gerçekten anlamını yitiriyor” dedi

 “EKONOMİK FAALİYETLER YAŞAMIN OLMAZSA OLMAZ BİR PARÇASIDIR”

Ekonomik faaliyetler yaşamın bir parçası olduğunu vurgulayan Sayar, şöyle dedi: “Bir taraftan kaotik bir ortam yaşıyor olsak da, bir şekilde ekonomik alanda yaşam devam ediyor. Bizler de DTSO olarak toplumsal barışı öncelik alan çalışmalarımızın yanında, ekonomik faaliyetlerimizi de aynı kararlılıkla devam ettirmeye çalışıyoruz. Bugün açmış olduğumuz kurs da bunun göstergesidir.

BU YIL 500 KİŞİYE GİRİŞİMCİLİK KURSU VERMEYİ PLANLIYORUZ

Açmış olduğumuz kurs 2016 yılının ilk dönem kursudur, sene içinde minimum 500 sertifika vermeyi planlıyoruz. Girişimci başvurularını değerlendirirken Sur içindeki esnaftan gelen başvurulara da pozitif ayrımcılık yapılacaktır”

“SORUNLAR DİYALOGLA ÇÖZÜLMELİ”

Çatışma bittiğinde, kalkınma için ekonomik altyapının belli bir seviyede olmasının, toparlanmayı kolaylaştıracağını dile getiren Sayar, hiç kimseye fayda sağlamayan bu çatışma sürecinin sona ermesi için, sorunların diyalog çerçevesinde çözülmesi gerekliliğinin de elzem olduğunu söyledi.

Girişimci adaylarına önerilerini de ileten Sayar, kursiyerlerin belgelerini aldıktan sonra iş fikirlerini pratiğe dönüştürme noktasında cesaretli olmaları gerektiğini söyledi.  Ticaretin cesaret gerektiren bir alan olduğunu ve İyi bir planlama gerektirdiğini belirten Sayar, kursun herkes için hayırlı olmasını dileyerek, KOSGEB yetkililerine de ortaklıkları ve emekleri için teşekkürlerini iletti.

Sayar Sayar (1)

21 Ocak 2016
Parlak: “Bölgede İran ve Rusya’nın vekalet savaşı yürütülüyor” Parlak: “Bölgede İran ve Rusya’nın vekalet savaşı yürütülüyor”

Müzakere ve Çözüm Platformu Sözcüsü Alaattin Parlak, Bölgede yürütülen hendek ve öz yönetim siyasetinin Kürt meselesinin çözümüyle alakası olmadığının altını çizerek, “Bu yanıbaşımızda süren Suriye meselesiyle alakalı, uluslar arası güçlerin yan yana gelip, ‘acaba biz Türkiye’de bir kaos ortamı nasıl yaratabiliriz. Böyle bir birlikteliği nasıl sonlandırabiliriz’ adı altında bir vekâlet savaşı yürütüldüğüne şahit oluyoruz. Yani bugün Rusya ve İran’ın maalesef bölgedeki vekâlet savaşının yürütüldüğüne şahit olduk” diye konuştu.

 

Müzakere ve Çözüm Platformu Sözcüsü Alaattin Parlak, Sur, Cizre’de devam eden sokağa çıkma yasaklarını, hendek, öz yönetim ilanlarını, Sur’da yaşanan göç dalgasını, Hükümet’in yürüttüğü politikayı haberdiyarbakir.gen.tr’ye değerlendirdi. Çarpıcı açıklamalarda bulunan Parlak, Bölgede yürütülen hendek ve öz yönetim siyasetinin Kürt meselesinin çözümüyle alakası olmadığının altını çizerek, bu sürecin Rusya ve İran’ın vekalet savaşı olduğunu söyledi.

Bölgedeki olayları değerlendirebilir misiniz? Ne oluyor?

SURİÇİ’NİN HARABE ÇEVRİLMESİ BİZİ ÜZDÜ

“Diyarbakır Su içi 33 medeniyete beşiklik etmiş bir kentten bahsediyoruz. Hakikatten camileriyle, kiliseleriyle, kervansaraylarıyla, hanlarıyla, hamamlarıyla, tarihsel doku açısından binlerce yıldır ayakta duran ve birçok şehrin ve ülkenin gıpta ile baktığı bir yerden bahsediyoruz Sur içi. Bu kadar tarihsel bir geçmişi olan bir kentin doğrusu son günlerde harabe çevrilmesiyle ilgili görüntüleri izleyince üzülmemek elde değil. Bu kadar tarihi bir önemi sahip bir kentin bu kadar harap ve tahrip edilmesi bir Diyarbakırlı olarak üzüldüğümü ifade etmek istiyorum.

Peki, asıl meseleye dönersek…

İNSANLARIN YARINA UMUTLA BAKTIĞI TABLO BİRDEN BİRE NEDEN YIKILDI?

Burada mesele şu; Burada iki aya yakındır Sur’da yaşanan olaylarla karşı karşıyayız. İlk hendek kazılması ve öz yönetim ilanlarıyla birlikte Sur’da yeni bir aşamaya girildiğini ve insanların bu aşamada nasıl tavır göstereceğini doğrusu merak konusuydu. Bunu şundan dolayı söylüyorum; iki yıllık çözüm sürecinde, gerçekten herkesin, barış, kardeşlik ve mutlu bir şekilde yaşadığı Diyarbakır’ın günde binlerce turist aldığı, ticaretin çok rahat geliştiği, insanların artık bir umudun beklediği bir tablo ile karşı karşıyaydık. Ama bu tablo birden bire yıkıldığına şahit olduk. Bununda temel nedenlerden birileri de Özyönetim ve Hendek siyaseti.

KÜRTLER YÜZYILLARDIR SORUNLARIN BİR KISMINI AK PARTİ İKTİDARI DÖNEMİNDE ÇÖZDÜ

Kürtlerin yüzyıllar boyu süren sorunları az ya da çok olsun AK Parti iktidarı döneminde büyük bir kısmının çözümlendiğine hepimiz şahit olduk. Geçmiş yıllarda telaffuz etmeye dahi korktuğumuz, hayalini dahi kuramadığımız birçok noktada farklı iyileştirmeler olduğunu, Meclis’te bu anlamda kararlar çıktığını hepimiz biliyoruz. Bu da toplumda büyük bir kesim tarafından memnuniyet verici olarak karşılandı ve sonunda halk evet bu işi iyi gidiyor yönünde bir algı oluştu. Şimdi ne oldu da biran da bu kadar kazanımların bittiğine şahit olduk.

Olayların temelinde ne yatıyor? Yani ne oldu da, çatışmalı sürece girdi Türkiye ve bölge?

SÜRECİ BOZAN ÖRGÜT OLDU!

Olayların temeline baktığımız zaman Suruç hadisesiyle birlikte örgütün süreci bozduğu ile ilgili açıklamaları hep birlikte okuduk. Suruç’ta ne oldu? DAİŞ tarafından bir bomba patlatıldı. Ve orada vatandaşlarımızı kaybettik. Daha sonra bizim iç siyasetimizle alakalı olmayan bir süreçte, biranda bunun iç siyasete dönük eylemlere dönüştüğünü gördük. İşte adıyaman, Urfa’daki uyuyan polisler, Diyarbakır’daki trafik polisleri hadisesi, beraberinde bu sürecçin artık çatışmaya gittiğine şahit olduk. Ve bu da önümüzdeki dönemde bölgedeki sıkıntıların giderek artacağına işaret olarak görüldü. Sur içinde, Silvan’da, Cizre’de, Silopi’de bu olaylar vuku bulduğunda acaba bu yeni stratejik bir süreç midir? Acaba Türkiye farklı bir noktaya doğru gidiyor mu? Algısı oluşturulmaya başlandı. Daha sonra çatışmalar ve çatışmalarda asker, polis, çocukların ölümlerine şahit olduk. Bu da beraberinde yeni bir süreci doğurdu. Şimdi aslında Kürtlerin yüzyıllardır talep ettiği hakların büyük bir kısmının verilmesine rağmen, Sur’da, Cizre’de, Silopi’de, Silvan’da yüzde 85-90’lara yakın HDP’nin aldığı oy oranına rağmen böyle bir özyönetim ve hendek siyasetinin olması toplumun kafasında soru işaretlerine yol açtı.

Değişen ne oldu?

BÖLGEDE RUSYA VE İRAN’IN VEKÂLET SAVAŞI YÜRÜTÜLÜYOR

Değişen şey; aslında bölgede yaşadığımız hadiselerin ne Kürt meselesi ve ne de Kürtlerin temel sorunlarıyla ilgili olduğunu düşünmüyorum. Bu yanı başımızda süren Suriye meselesiyle alakalı, uluslar arası güçlerin yan yana gelip, ‘acaba biz Türkiye’de bir kaos ortamı nasıl yaratabiliriz. Böyle bir birlikteliği nasıl sonlandırabiliriz’ adı altında bir vekâlet savaşı yürütüldüğüne şahit oluyoruz. Yani bugün Rusya ve İran’ın maalesef bölgedeki vekâlet savaşının yürütüldüğüne şahit olduk. Bu da Kürt meselesinin ya da çözüm süreciyle alakalı süre gelen bu meselenin çözümüne yönelik bir eylem planı değil. Bunun görülmesi gerekiyor. Çünkü toplum tarafından ne öz yönetimler ne hendek siyaseti kabullenilmiyor. Çünkü anketler bunu söylüyor. Bu da yürütülen savaşın insanların ölümünden başka bir şeye yaramadığı, harabe kentlerin ortaya çıkarıldığı, insanların göç ettiği olumsuzluklara yol açtığını gördük.

SUR’DAN 22 BİN İNSAN GÖZ ETTİ

Bu göç olayı çok önemli mesele; çünkü 90’lı yıllarda kendi köyünü, bağını,bahçesini, hayvanını bırakıp Diyarbakır’ın farklı merkezlerine göç eden ailelerin şimdi aynı merkezden İlin farklı mahallerine giderek, bir iç göçün başladığını gördük. İnsanlar neden yurtlarını terk ederler? Güvenlikli bir ortam olmadığı için tabiî ki. Ve maalesef bu bölgelerde güvenlik ortamının olmadığına kanaat getirdikleri için şimdi farklı bölgelere göç başladı. Sadece Sur içinde 4 bin 400 ailede, yaklaşık 20-22 bin insandan bahsediyoruz. Çünkü bu iç göçün daha sonra getireceği sosyolojik anlamda gerçekten sıkıntılar çıkacak ortaya. Yani insanların etkilendiği, eğitimin, sağlığın ve birçok noktada aksaklığın olduğu bir tablo ile karşı karşıya kaldık. Şimdi bu sürecin geldiği nokta itibariyle bir kazanım olmadığı. Aslında olan halka olduğu, halkın da bu ve benzeri hadiseleri tasvip etmediği için bölgeden göçüne şahit olduk. İnşallah bundan sonraki süreçte de bu dediğimiz ortam bir şekilde düzelir.

Hükümetin Kürt sorununa halen güvenlik eksenli bakmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

HİÇ BİR DEVLET, KENDİ SINIRLARI İÇİNDE BAŞKA BİR SİLAHLI GÜCÜ İSTEMEZ

Şimdi hiçbir ülke kendi sınırları içerisinde başka bir silahlı gücün etkili olmasına izin vermez. Bir defa bunu görmemiz lazım. Yani Kamu düzeninin sağlanmasında birincil temel görev Devletin ve Hükümetindir. Burada farklı silahlı bir güç, farklı bir yapının ortaya çıkıp, aynı kamu düzeninin sağlamaya yönelik bir çalışma içerisine girerse devletin gerekli müdahaleleri yapması kadar doğal bir şey yoktur. Hepimiz Diyarbakır’da yaşıyoruz. Sokak aramaları, mahkemeler kuruldu, insanlar yargılandı, işadamları paralar toplandı, sorgulanmayan insan kalmadı, gecenin belirli saatlerinde sokağa çıkıp kimlik kontrolü yapan bir yapı ortaya çıktı ve ister istemez insanlar kendilerini tedirgin görmeye başladılar. Yani biz mevcut kamu otoritesinin dışında farklı bir otorite ile karşı karşıya kaldıklarında tek sığınacakları yer Devlet ya da hükümetin güvenlik güçleriydi. Şimdi çözüm sürecinin siyasi boyutuyla ilgili aslında ileri adım atıldığına hepimiz şahit olduk. Fakat burada hepimizin söylediği bir nokta var. Çözüm süreci devam ederken, kamu otoritesi ile ilgili ciddi anlamda sıkıntılar meydana geldi. ‘Aman çözüm süreci zarar görmesin’. Fakat bu kamu otoritesi güvenlik ile ilgili dediğimiz mesele ciddi adımların atıldığına hiç birimizin şahit olmadık. Niye söylüyoruz bugün bunu? Çünkü bugün Sur’da, Cizre’de merkeze indirilen mühimmatların tamamına yakının aslında bu süreçte indirildiğiyle ilgili bir kanaat ortaya çıkıyor. Çünkü aylar önce karayollarına döşenen patlayıcıların daha sonra patlatıldığına şahit olduk. Şimdi böyle bir süreçte güvenlik ile ilgili meselede evet kamu otoritesinin devletin bir şekilde sağlaması gerekir. Burada temel mesele, devlet kamu düzenini sağlarken, sivillerin zarar görmemesine özen gösteriyor. 90’lı yıllarda Diyarbakır’da yaşayan biri olarak söylüyorum; 90’lı yıllarda devletin cebberrut anlayışının olmadığını söyleyebilirim. Devlet daha titiz, daha mantıklı hareket etmeye çalışıyor. Kendi vatandaşının ve sivillerin zarar görmemesi için elinden geldiği kadar bütün güvenlikle ilgili konseptini sağlamaya çalışıyor.

HÜKÜMETİN MESELENİN ÇÖZÜMÜNE YÖNELİK ADIMLAR ATMALI!

Fakat güvenlik meselesi devam ederken, sadece meselenin çözümüne yönelik adımlar ne olacak? Asıl mesele bu. Aslında bu da bir şekilde devam etmesi gerekir. Yani Kürtlerin de temel anlamda sıkıntısı, sorunları ya da meseleleriyle ilgili Hükümetin adım atması gerekiyor. Bunun içinde yeni anayasa çalışmaları var. Şuanda Meclis’te 4 siyasi parti yan yana gelip, ki bence Kürt meselesinin temel sıkıntılarından bir tanesi Yeni anayasa meselesidir. Siz yeni anayasa meselesini oluşturursanız bu yeni anayasa katılımcı, çoğulcu, toplumun bütün kesimlerini de içine alabilecek bir anayasa olursa ben inanıyorum ki, bu sıkıntıların büyük bir kısmının bu süreçte atlatacağını belirtiyorum. Ama bugün yürütülen hendek siyaseti ya da Öz yönetim siyasetinin mevcut Kürt meselesi ya da Kürt sorununun çözümüne yönelik bir anlayış değil. Eğer bu mesele Kürt sorunun çözümüne yönelik bir mesele olsaydı siz 7 Haziran’da yüzde 13 almışsınız, 1 Kasım seçimlerinde yüzde 10 oy almışsınız bugün yapılan anketlerde ise ciddi anlamda bir oy düşüşü olduğu ortaya çıkıyor.

HALK HENDEK SİYASETİNE DESTEK VERMİYOR

Demek ki halk, sana siyasi anlamda verdiği desteği bugün bölgede yaşanan kaos ortamına öz yönetim ve hendek siyaseti ortamına destek vermediği ortaya çıkıyor. Biran önce bu öz yönetim ya da hendek siyasetinden vazgeçilmesi gerekiyor. Halka kulak verilmesi gerekiyor. Esnaf iş yapmak istiyor. Diyarbakır’ın tarihi kalbi olan Sur içinde esnaf 2 aydır dükkânını açamadı, işsizlik oranı artmaya başladı. Siz böyle bir ortamda hangi halkın öz yönetiminden bahsedebilirsiniz? Yani halkın kendini güvende hissetmediği, ticaretine yapamadığı, sosyal hayatın devam ettiremediği, ekonomik anlamda sıkıntıların çözülemediği bir öz yönetim anlayışının Kürtlere ne faydası var? Hiçbir faydası yoktur. Yani birilerinin bir yerde oturup, ben öz yönetim ilan ettim demekle kime danıştınız, kiminle istişaret ettiniz? Halkın bu özyönetimlere karşı tepkisi ne olduğunu biliyor musunuz? Bunlara bakmadan böyle bir öz yönetim ilan etmeniz Kürtlere ne faydası olur?

(Bu haber sadece haberdiyarbakir.gen.tr’de)

Parlak (1)

21 Ocak 2016



EDİTÖRLER
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ

Gazete Manşetleri

TRT Haber Haberler